|
 |
|
|
Çek Cumhuriyeti ve Prag
Avrupa kültürünü tanımak için görülmesi gereken şehirlerden biri Prag. Efsanevi güzellikteki bu şehir gotik ve Rönesans üsluplu şaheserlerle dolu
Fax: (0312) 427 20 64
Ortaçağların Bohemya ve Moravya krallığı Çeklerin ülkesidir. Çeklerin dili Polonyalıların ve eski ortakları Slovakların diline çok yakındır; o kadar ki her birinden gelen üç filozof, üç hukukçu, üç diplomat dahi tercümesiz her ayrıntıyı tartışabilir; lügat kullanmadan kitaplar okunabilir.
Ama Çekler diğer ikisinden ayrıdır; daha bireyci, daha girişken ve endüstriyel toplumun çizgilerine sahipler. Kendilerine göre tezatları da vardır. Mesela 1948'e kadar Rusları çok sever ve kardeşliklerini vurgularlardı, oysa Avusturya İmparatorluğu zamanında sınırlarında yaşayan Ukraynalıları aşağılarlardı.
Vakte saate uyup çalışan adamları akşam küfelik olarak görmek mümkün, bütün Slavlar gibi gelgitleri var; galiba Slav dilleri içinde en zengin argo ve küfür edebiyatı onlarınmış. Avrupa'da Protestanlığın öncülüğünü bu toplum yaptı. Bedeli ağır ödettirildi. Bugün de Katolik dünyaya ait bir ülke gibi görünse de, halkın yarısı kendisini ateist olarak açıklamış bulunuyor.
Geçen asırda Panslavizmin ilmi öncülüğünü onlar yapardı. Katolik Polonya ise bu gibi akımlardan nefret ederdi. Soylu sınıfını Kinsky gibi bir-iki aile hariç Avusturya İmparatorluğu yok etti ama sanayi, ticaret, mimari ve ilimde faal yükselen bir burjuvazi bütün imparatorluğu ele geçirdi.
Bu yüksek kültürün ayrılmaz parçası da ortaya çıktı. Çekler hem kendi ülkelerinde hem Avusturya'da en faal proletaryayı yarattılar.
Kaderlerini birleştirdiler
İmparatorluk zamanında Prag, Brno (Brun) ve Karlovy Vary'ye (Karlsbad) giden büyüklerimiz; Çek mühendis ve işadamlarının, hekimlerin iki-üç dil bildiğini, Alman Avusturyalıların Fransızca bile konuşamadığını söylerler. Doğrudur; bütün kozmopolit monarşilerde olduğu gibi kimin kimden hallice olduğu ve kimin kimi hor göreceği belli olmaz.
Asırlarca Alman-Avusturyalılar ile bir arada yaşadılar. Prag'daki üniversite iki dilde eğitim yapardı, ortak dil ise tabii ki Latinceydi. Çeklerin çoğunun soyadı Almancadır. Ama mesela Viyanalıların da birçoğu Çek soyadı taşır. I. Dünya Savaşı'nda Avusturya imparatorluk ordusunun Çek askerleri Slovak kardeşleriyle birlikte karşıdaki büyük kardeş Rusların ordusuna geçiverdiler; Slovaklar o zaman Macar tacına bağlıydılar.
Ama iki kavim kaderini birleştirdi. İlan edilen yeni Çekoslovakya'nın başkenti Prag'da Alman ve Çeklerin sadece tiyatro ve okulları değil, şehirdeki gezinti alanları bile ayrıydı. Bir Avusturya Almanı toprak sahibi hanım ünlü cumhurbaşkanı Masaryk'e yakınmıştı: "Ekselans ben şimdi ne yapacağım, Çekçe bilmiyorum". Masaryk "Ziyanı yok hanımefendi, annem de Çek ama sizin gibi Almanca konuşuyor, hep birlikte yaşarız" demişti.
Ne var ki Südet bölgesi Almanları Masaryk gibi değil; sadece Çekleri değil, Almancayı kendilerinden iyi konuşan Yahudileri de sevmiyorlardı. Hitler'i davet ettiler. Bugünkü Çek Cumhuriyeti'nin ikinci harpten sonra kovaladığı Südet Almanları meselesinden dolayı özür borçlu olduğunu hiç sanmıyoruz.
Parlak edebiyatçıların kenti
Franz Kafka, Franz Werfel, Max Brod, Erwin Kisch, Rainer Maria Rilke gibi Alman dilinin en parlak isimleri Prag'da doğdu, yaşadı ve yazdı. Hiçbiri kendisini Alman hissetmedi ama Alman dilini Goethe kadar yaşattıkları açık. Hepsi birbiriyle okul sıralarından beri arkadaştı. "Aslan Asker Şvayk"in yazarı ölümsüz Çek yazarı Jaroslav Haşek, Rilke ile birlikte büyümüştü.
Dünya edebiyat tarihinde iki dünya savaşı arasındaki Prag gibi birçok yazarın hall-i hamur olduğu dönem az bulunur. Sırf yazarların mı, bütün Alman Avusturya bölgesinin en tipik Jugendstil-Art Nouveau ve Bauhaus dönemi yapıları Prag'dadır. Bizim büyükelçilik konutu da bunlardan biridir. Eski Prag musiki ile devam ediyor. Her köşede bir konser, ne de olsa Mozart'ın hakkını Avusturyalılardan çok Praglılar vermişti.
Çekler bugün Slovaklardan ayrıldı; Slovak aydınların mızmızlanmasını fırsat bilip tarımsal problemleri ve gelişemeyen sosyalist endüstrisiyle başlarına dert olacak bu bölgeyi elden çıkardılar. 10 milyon nüfuslu Çek Cumhuriyeti'nin yüzde üçü Slovak, 60 bini de Polonyalıymış. Adım başında "Slovakım" diyen birine rastladığınıza göre, Slovaklar kimliklerini istatistik ofislerine değil kahvehanelerde açıklamayı tercih ediyor olmalılar.
Yakında sağda solda iş tutan Türklerin sayısı da buna erişirse şaşmamak gerekir. Çeklerin para birimlerini avroya değiştirmeye pek niyetleri yok gibi, gelen turistlere sarraflık yapmayı tercih ediyorlar. Yanı başındaki Avusturya'ya göre Türkiye ile ticari ilişkileri hızla gelişiyor ve öbür AB üyelerinin aksine birliğe Türkiye'nin alınmasına had safhada sıcak bakıyorlar.
Gezilecek üç şehir
Efsanevi güzellikteki Prag, Alman-Avusturya şehirlerinin hiçbirinde görülmeyecek kadar gotik ve Rönesans üsluplu şaheserlerle dolu. Alman-Avusturya İmparatoru Rudolf'un başkenti Prag Manierizm denen geç Rönesans döneminin ve Orta Avrupa Yahudi kültürünün en orijinal örneklerine sahip. Nazi işgalinin tahribatına rağmen hiçbir yer Prag kadar Yahudi Eşkinaz kültürünün güzel örneklerini barındıramaz.
Çekya Orta Avrupa'nın barok sanat merkezi, eski Avrupa'yı Karlsbad'da yaşamak mümkün. Karlsbad yeni zengin Ruslarla dolu ve bu yeni zenginler 19'uncu yüzyılın Karlsbad'ın da tedaviye gelen Rus süregelen soylularını ve yazarlarını taklit etmeye çalışıyorlar; bu arayış bile onları bir ölçüde kaba yeni zenginler olmaktan çıkarmış.
Çekler Karlsbad'da Atatürk'ün kaldığı otelin odasını müze yapacak kadar zarif ve Çekya bir bakıma müzeler diyarı demek. Avrupa'yı görmek ve temel kültürünü anlamak için üç şehri bilmemiz lazım; Floransa, Roma ve Prag. Bu üç şehrin dinginliği, sıcaklığı ve insanı çeken derinliği ne Paris'te ne Londra'da ne de başka bir yerde vardır. Bugünkü Prag turist hücumuna uğramış, doğrusu 1972'de birkaç kere gittiğim Prag'ın sihirli ve sakin havasını sonradan bulamadım. Ama ben yine fırsat buldukça gitmek istiyorum ve herkese tavsiye ederim. Bayramlarda Londra, Paris'e hücum etmekten daha kazançlı çıkılır.
|
|
|

|