Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Ocak 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten

Hadi bakalım, artık şenlikler başlıyor...


Tatiller geldi geçti… Ameliyatlar, nekahat dönemleri de tamamlandı.

Hadi bakalım, kolları sıvadık. Dünden bu yana iş başı yapıldı. Hem de her anlamda iş başı. Siyaseti, ekonomisi, uluslararası çekişmeleriyle, dünya tam hızla yola çıktı. Hiç ara vermeden, Ağustos'a kadar 6-7 aylık bir maraton yaşayacağız.

Aylardan beri felaket tellallığı yapıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri gösterip, ülkenin derin bir siyasi krizden geçeceğini anlatıyoruz. Kendimizi bir rejim kavgasına hazırlıyoruz. Üstelik bunun öylesine derin bir kavga olacağına inandık ki, sonucunda ya darbe veya ekonomik deprem bekler duruma girdik.

Ben inanmıyorum.

2007'nin, sandığımız gibi depremli bir yıl olacağına inanmıyorum.

Her şeyin başında, bu kadar tartışılan, üstünde bu kadar tahminler yürütülen, hiç değilse kafaca hazırlıkları yapılan bir kriz, beklentileri boşa çıkarır. Toplumun kendini tüm olasılıklara hazırladığı kriz, gerçekleşse dahi, sanıldığı gibi etki yapmaz. Açacağı yaralar derin olmaz.

Asıl korkulacak olan, beklenmedik krizlerdir. Hazırlıksız yakalanılanlardır.

Göreceksiniz, kriz çıkaracak diye beklediğimiz gelişmeler farklı gerçekleşecek. Kendi kendimize "abartmışız" diyeceğiz.

Bu ülkede çok farklı düşünen insanların varlığı oratada. Ancak bu insanların tümünün de cahil ve kör olduğunu düşünemeyiz. Siyasetçisi, askeri, sivil toplum örgütü, gazetecisi ve işadamıyla birlikte hepimiz çılgın olamayız.

Kimsenin rejim değiştirmeye gücü ve niyetinin bulunmadığı tekrar görülecek… Ülkenin yeni bir darbe macerasını kaldıramayacağı anlaşılacak… Sırf Köşk'e çıkmak için her şeyin dağıtılamayacağı; Köşk'e istemediğimiz biri çıksa dahi, sırf bundan dolayı ülkenin parçalanamayacağı görülecek

Bağırtılı çağırışlı geçse dahi, 2007 felaket senaryocularını utandıracak.

* * *

GENELKURMAY-TALAT TARTIŞMASI BİTMELİ

Lefkoşe'de Türk ve Rum bölgelerini ayıran yeşil hattın üstündeki Lokmacı Üst Geçidi, gazetelerden okuduğum kadarıyla Genelkurmay Başkanlığı ile KKTC Cumhurbaşkanlığı arasında tam bir yetki savaşına dönüşmüş durumda.

Talat, -gazetelerden ve Cumhurbaşkanlığı sözcüsünden öğrendiğimize göre- geçen haftalarda bu üst geçidin yıkılması kararını, Ada'daki Barış Gücü komutanının da katıldığı ve itiraz etmediği bir toplantıda almış. Hatta, ardından geçide gidip, yine askeri yetkililerle, neyin nasıl değişeceğini yerinde tartışmış. Askerden habersiz hareket etmediği gibi, bu süreçte yine bir itirazla karşılaşmamış. Sonucu da ilgililere bildirmiş.

Bu kararın nedeni de tamamen siyasi. Yani, Talat'ın Papadopulos'u köşeye sıkıştırmak için attığı bir adım. Güvenlik açısından bir sorun yaratmıyor.

Ancak gelin görün ki, bu defa Genelkurmay Başkanlığı itiraz etmiş. Gerekçe olarak da, "KKTC Anayasası'nın 10'uncu maddesine göre, Yeşil Hat üstündeki kararların yetkilisi Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu" belirtilmiş.

Talat "KKTC Cumhurbaşkanı olarak, gerekli organlarda tartışıp kararımı verdim, bundan sonra geri dönmem" diyor.

Genelkurmay Başkanlığı da " Hayır bu konudaki kararı vermek bana ait olmalıdır. Üstelik attığınız bu adım, siyasi yönden de sakıncalıdır. Papadopulos'a, karşılıksız ödün veriyorsunuz."diyor.

Birkaç aydır süren bu tartışma, sonunda Ankara'ya taşındı.

Talat bizzat gelip, Gül'ü de yanına alarak, Genelkurmay Başkanı'nı ziyaret etti.

Basına yansıdığı ve sözcüsünün açıklamasına göre, Talat görüşme çıkışında gerilimi hafifletmek için yuvarlak cümleler kullandı. Kriz olmadığını, üst geçit konusunun pek tartışılmadığını, Genelkurmay ile farkı baktıklarını ancak bir görüş ayrılığı bulunmadığını söyledi.

Konu tam bu noktada kapanacakken, bu açıklamadan rahatsız olan Genelkurmay, hiç beklenmedik ve doğrusu talihsiz bir karşı açıklama ile, tam aksine krizden söz etti. Geçit sorununun toplantıda tartışıldığını söyledi ve hala bu karara karşı olduklarını belirtti.

Yani krizin boyutları büyüdü.

Şekil olarak, doğrusunu söyliyelim, hiç yakışmayan bir durumla karşı karşıyayız.

Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklaması, KKTC Cumhurbaşkanı'nı yalancı durumuna koyuyor. Nezaket sınırlarının çok aşıldığı bir durum yaratılıyor.

Bu yetmiyormuş gibi, Genelkurmay Başkanlığı, KKTC Cumhurbaşkanı'nın kararına hala karşı çıktığını vurguluyor. Yani "Siz yetkili değilsiniz. Yeşil Hat üstündeki kararları ben veririm" diyor. Israr ediyor.

Kavgada henüz sesi sedası çıkmayan tek taraf, hükümet. Gül'ün ne tutum aldığı bilinmiyor. Oysa asıl söz sahibi olması, böylesine tatsız durumlarla karşılaşılmasını engellemesi gereken hükümettir. Acaba seçimler sürecinde asker ile ters düşmemek kaygısı mı, yoksa başka bir görüşü mü var, bilinmiyor.

Peki şimdi ne olacak ?

Talat, üst geçidin yıkılmasında ısrar eder ve Lefkoşa Belediyesi'ne bunu yıktırırsa, Genelkurmay Başkanlığı ve Ada'daki Barış Gücü Komutanlığı'nın durumu ne olacak ?

Aksi olur da, Ada'daki Barış Gücü Komutanlığı, Talat'ın bu kararını engelleyip üst geçidi yıktırtmazsa, KKTC Cumhurbaşkanı uluslararası kamuoyu önünde küçük düşmeyecek mi?

Neresinden baksanız son derece gereksiz bir itişmeyle karşı karşıyayız. Zarar verdirici bir yetki kavgası ile karşı karşıyayız.

Genelkurmay, bundan önce hükümetin Kıbrıs'ta bir kapının Rumlar'a açılması önerisinde olduğu gibi, şimdi de son derece sert bir tepki gösteriyor. Bu gelişmeleri dışardan okuyanlar, TSK'nın Kıbrıs konusunda hükümete yetki kaptırmama yarışına girdiği sonucuna varırlar. Eğer gerçekten böyle bir mücadele varsa, Türkiye'ye ve özellikle de Kıbrıs davasına büyük yaralar verdirmeye başlamıştır.

En doğru tutum, üst geçit tartışmasına bu aşamada hemen nokta konması, yıkımına hemen girişilmesi ve KKTC Cumhurbaşkanı'nın güç duruma düşürülmemesidir.

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net








Taha AKYOL
Atatürk Araştırma Merkezi'ni kınıyorum
YILLARDIR bu sütunda eleştirip dururum; "Atat...
Melih AŞIK
Amerika mahcup!
Dünkü Hürriyet'te Fatih Çekirge, Abdullah Gül...
Fikret BİLA
Görüş ayrılığı Lokmacı geçidinden daha önemli
Lefkoşa'da Türklerle Rumlar arasında ilk bari...
Hasan CEMAL
MİT'in farklı dili...
Kısa adı MİT olan Milli İstihbarat Teşkilatı,...
Güneri CIVAOĞLU
Olcay Baykal sadeliği
Olcay Baykal'ın "sadeliği" ve "eşiyle özel ya...
Can Dündar
Bağdat'ın kayıp milyarları
İngiliz The Independent gazetesi dünkü yazımd...
Abbas GÜÇLÜ
Öğretmen atamaları
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, şubatta 10...
Hurşit GÜNEŞ
Yoksa ekonomi büyüyor mu?
Ekonomide bir daralma sürecine girildiğine da...
Sami KOHEN
"Tasos, sen de şu duvarı yık..."
Bundan 20 yıl önce, 12 Haziran 1987'de zamanı...
Metin MÜNİR
'Lokmacı krizi' böyle ortaya çıktı
Mehmet Ali Talat Kıbrıs'ı askerin vesayetinde...
Derya SAZAK
Irak vizyonu
Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Nabi Şenso...
Meral TAMER
Birey olarak hangi güdüyle bağış yapıyoruz?
Elimde Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı TÜSEV'in 4...
Güngör URAS
Egegaz ile doğalgaz darboğazını aşarız
Paniğe gerek yok. İran gazı gene kesmeye kalk...
Serpil YILMAZ
Yaşamsal ulusal çıkarlar uğruna!
İngiltere'de yayımlanan The Independent gazet...
M. Ali BİRAND
Hadi bakalım, artık şenlikler başlıyor...
Tatiller geldi geçti… Ameliyatlar, nekahat dö...

© 2006 Milliyet