Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Ocak 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kimse masum deÇil

Görüş / Bülent Buda

Dikkatle izleyen (izlemeyenin de) herkesin bir kaç söz söyleyeceÇi tek alandır herhalde futbol. Taraftarlık, ait olma, sahip olma duygusu; onu konuşma, eleştirme hakkını da içinde barındırır.
Bir tür boşalma, öfkesini ya da sevincini açıÇa çıkarma, gösterme, biraz da dinlenilmeyi, dikkate alınmayı içerir. Salt sevme ile ilişkilendirilerek bu ve benzeri eylemler, dışa vurumlar...
Futbolda taraftarlık gerçekten çok özel bir duygu. Beklentisini diÇer karanlık unsurlardan arındırdıÇınızda onun yolunu gözlediÇi güzellik, sadece "daha çok yenen takıma" sahip olmaktır.
Rekabet ile yarışma, sporu niteleyen kavramlar. Oyun alanı dışındaki rekabeti de daha çok takılma, kızdırma, kızıştırma olarak tanımlar eski tüfekler. O zamanlarda öyleymiş. Birarada otururlar, hatta kravatlı fötr şapkalılar da tribünlerde şıklık yarışına girermiş. Daha çok seçkinlerle, elit tabakaya ait olan bir eÇlence dalı sanki futbol. O zaman, "Büyük kavga futbola gariban katmanlar da ilgi duymaya başlayınca başladı" dersek ne halt yemiş oluruz acaba?

"Konuşan taraftar" geyikleri
Görmüşlük, geçirmişlik, okumuşluk bir biçimde oturmuşluk olarak gözlenirken, yıllar sonra çok şeyden eksik kalan yıÇınlar futbolu tapınma aracı belleyip; "kan çıkmayan yarışma, yarışma deÇildir" demeye mi getiriyorlar, bir türlü dizginleyemedikleri öfkelerini...
Dünlerde sadece gazetelerle yetinildiÇinde, köşe yazanların, eleştiri yapanların takımları bilinmezdi. Tarafsızlık görüntüsü ya da gizlenme içgüdüsü. Bunun "iki yüzlülük, riya" olduÇunu ilk kez Hıncal Uluç yazdı. Cumhuriyet'ten Sabah'a geçip, İstanbul tribünlerinde boy göstermeye başladıÇında, maçlara "sarı-kırmızı" kaşkolunu boynuna dolayıp gelen ilk spor yazarıydı o. "Taraftar spor yazarı" geleneÇi böyle oluştu.
İlerleyen süreçte de televizyon reytingleri tavan yapınca bu "yazan taraftar, konuşan taraftar" geyikleriyle ortalık toz duman, insanlar birbirinden nefret etmeye kadar ulaştılar. Abartma, şirin görünme, yalakalık, aşaÇılama, kendini üstün görme, desteksiz sallama, yaradılışımızın kıymetli özelliklerinden olunca, Uluç'un "Herkes rengini göstersin. Gizlenmesin" çaÇrısı iyice sulandı, çirkinleşti.

Hepimize birer ayna lazım
Bakınız çevrenize şöyle; yozluk, soysuzluk, çıkarcılık kol geziyor. Futbolun doruklarında yaşananlara bakın. Okumuş, oturmuş geçinen seçkin insanların söylemlerine, girişimlerine bakın. Konuşurken, veryansız ederken, "gözlerinin akıyla karası" arasına gizlenmiş kini görün. İşte ancak o zaman doruklardan etkilenen, güdülenen tabanın yansımalarını, tepkilerini anlayabilirsiniz!
Geçenlerde Telesport'ta Esra Beyazadam'ın sunduÇu programda, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz şike ile ilişkili şöyle diyor:
"Herkes bulunduÇu pozisyon gereÇi ve çıkarları doÇrultusunda yapmıştır! Kimse masum deÇil..." Bu çarpıcı sözler gazetelerin alımsız bir köşesinde kaynadı gitti. Aldıran, üstüne alınan yok. Sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşam sürüyor. Işıklar içinde yatsın A.Taner Kışlalı, Cumhuriyet'teki köşesinde bir defasında şöyle yazıyordu: "Sokrates'ın (kendini tanı) öÇüdüne uymanın ilk adımı aynaya bakmaktır. Ama aynadan yararlanmanın ilk koşulu da görüntüdeki çirkinlikleri aynanın kötülüÇüyle açıklamaya çalışmamaktır." Galiba hepimize henüz sırları dökülmemiş birer ayna lazım sanki.

egespor@milliyet.com.tr








EGE
Kimse masum deÇil
Emeklilik hakkında her şey
Gurmelik kimlere kaldı?
Biriken su yüzünden yayalar geçemiyor
İzmir için iyi şeyler düşünmek





Ege Ana Sayfa
Ekonomi
Spor
Rehber


Bülent Buda
Necati Çetiner
Nihat Demirkol
Özgür Kaynar
Deniz Sipahi

© 2006 Milliyet