|
Hakça bir düzen, ama nasıl?
Tepkisiz toplumuz. Hak aramasını bilmiyoruz. Demokrasi kültürümüz oluşmadı.
Peki, peki! Bütün bunlar iyi hoş da... Kabahat kimde? Kıssadan hisse diyerek, alın size aykırı bir örnek.
Bir benzin istasyonuna girip otomobilinizin deposunu doldurtuyorsunuz. Sizden 67 litre benzinin parasını istiyorlar.
Nasıl olur? Benim arabanın deposu en fazla 63 litre benzin alır. Orijinal kataloğunda böyle yazıyor.
Alırdı, almazdı; anlaşamıyorsunuz.
Belki çoğumuz "Amaaan, 4 litre benzin için mi uğraşacağım" deyip geçebiliriz. Ama, Doğan Katırcıoğlu böyle yapmıyor. "Ticarete hile karıştırılması" şikâyetiyle Bakırköy 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nde petrol istasyonu sorumluları aleyhinde dava açıyor.
Dava yılı -dikkat ediniz- 2002.
Mahkeme, aracı dolum kapasitesinin saptanması istemiyle İTÜ Makine Fakültesi Otomotiv Anabilim Dalı'na gönderiyor.
Bilirkişi raporunda, "deponun belli bir hata ile 74 artı 1.5 litre benzin aldığı, petrol istasyonunun dolumunda herhangi bir hata olmadığı" şeklinde görüş bildiriliyor. Katırcıoğlu, yeni bir bilirkişiye gidilmesini istiyor. Mahkeme buna gerek görmüyor, sanıkların beratına karar veriyor.
Bunun üzerine Katırcıoğlu, Yargıtay'a başvuruyor ve otomobilini depo ölçümü yapılması için, firmanın İtalya'daki merkezine gönderiyor. Gelen yanıtta, aracın depo kapasitesinin 63 litre olduğu bildiriliyor.
"Buyurun, buradan yakın!" Değil mi?
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, mahkemenin kararını bozuyor, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlamasını kararlaştırıyor. Tarihe dikkat ediniz; aradan 4 yıl geçiyor, o meşhur söylemle, henüz adalet tecelli etmiyor.
Doğan Katırcıoğlu bir gazeteci. Kırk yıldır hep hakkını arayamayanların, ezilenlerin, aldatılanların hakkını savunagelmiş bir gazeteci.
Ve işte, görüyorsunuz, bizce iyi bir yurttaş.
Darısı tüm yurttaşlarımızın başına. Belki o zaman, bir halk deyişiyle, "köpeksiz köy bulup da değneksiz dolaşanlara" olanak tanımayan bir "hakça düzen" kurulmuş olur.
Bir şiir
"Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi", ey koca Cemal Süreya! Göçüp gidişinin 17. yıldönümünde, göçüp gitmeyen dizelerinle, sevgiyle anıyoruz seni:
"Şu senin bulutsu sesin var ya/ Uçtan uca tersyüz ediyor geceyi/ Yataklar var konuşmak için/ öpüşmek için telefon kulübeleri/ Güneşler var, yıldızlar, samanyolları,/ Karpuzlar gümbür gümbür kapılarda./ Şu senin tutkulu sesin var ya/ Ortak güzellik artı yara izi/ Tutar ellerinden kaldırırsın/ Adı kötüye çıkmış tüm sözcükleri"
nailgureli@milliyet.com.tr
|
|