|
 |
|
|
Teras kalsın, gemiler gitsin
Çeşitleme / Selim Türsen
Pasaport'taki ofisin penceresinden aşaÇı baktıÇımda İzmir'in başka derdi yokmuş gibi günlerdir tartışmak zorunda kaldıÇı mahkemelik terasları görüyorum. İzmir'in yüzyıllık tarihinde de, benim çocukluÇumda da bugün olduÇu gibi Pasaport'ta kahveler vardı. Pasaport, İzmirliler için nefes almak gibi bir şeydir. Biraz yürüyüş, bir bardak çay, hele bir kaç nefes de nargile fokurdatınca aşk acısı da unutulur, para sıkıntısı da, karı koca kavgası da. Kentin böylesine huzurlu bir köşesinin keyfini kaçırmak için İzmirliler ne günah işledi bilemem ama şu anda Pasaport'un teraslarıyla uÇraşanların çok ah aldıÇından eminim...
* * *
Gelişmeler bütün ülkeyi kendi malı gibi görme alışkanlıÇı edinmiş bürokrat yaklaşımlarına benziyor. Tipik bir Ankara havası İzmir'e taşınmış. Bence öncelikle bu işi mahkeme konusu yapan kişilerin kimler olduÇu bilinmeli. Denizcilik MüsteşarlıÇı Liman BaşkanlıÇı diye bir kurumun arkasında bu davanın açılmasını teşvik eden ve günlerce kamuoyunu gereksiz yere meşgul eden bu kişilerin kimler olduÇunu İzmirliler öÇrenmeli. Ben şahsen bunu şiddetle merak ediyorum. "Bu kişi veya kişiler İzmirli mi, kaç yıldır bu görevdedirler, eÇitimleri, dünya görüşleri nedir, siyasi eÇilimleri ne yöndedir?" bu ve bunun gibi daha bir çok soruyu ard arda kafamda sıralıyorum.
Bir de hep şunu merak ediyorum. Alsan Limanı Kordon'un öbür ucunda iken Liman BaşkanlıÇı'nın ihtiyaç nedeniyle yıktırmak istediÇi rıhtıma baÇlanan kılavuz gemilerin, romörkörlerin Pasaport'ta işi ne. Büyük gemilerin limana yanaşmaları veya ayrılmaları sırasında manevralarına yardımcı olan bu gemiler ihtiyaç duyulduÇunda Pasaport'tan hareket edip Körfez'in öbür ucuna kadar gidip işlerini görüyor, sonra geri dönüyorlar. Bunları görünce "EÇer işleri oradaysa Pasaport'ta işleri ne?" diye sormadan edemiyor insan. "Rüzgardan, dalgadan korunmak için Pasaport'ta mendireÇin arkasında durmaları gerekir" diyenlere de "Koca Alsancak Limanı'nında üç beş tekneyi barındıracak bir yer mutlaka bulunur. Yeter ki niyet olsun" demek gerek.
Sanata tükürülen ülkenin heykelleri
Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'in parktaki kadın heykellerini kaldırtırken "Ben böyle sanatın içine tükürürüm" sözleri tarihin kara sayfalarında her zaman acı ve öfkeyle anılacak. Bir ülkenin Başkentinin Belediye Başkanı böyle olursa sokaktaki insanın da bundan cesaret alması hatta bilinçsiz olanların işi abartması şaşırtıcı olmaz.
Bu satırların yazıldıÇı saatlerde İzmir'de heykellere yapılan saldırıların ideolojik bir amaç mı taşıdıÇı yoksa gerçekten kişilik bozukluÇu olan vandalistlerin mi eseri olduÇu henüz belli deÇildi. Ama bütün bunlar bize Mozart'ın heykelini dikerek sanata verdiÇi deÇeri gösteren İzmir'in eserlerine her zamankinden fazla sahip çıkmamız gerektiÇini hatırlattı.
Ben heykelleri kişileri, olayları ve sanatı ölümsüzleştirerek tarihin binlerce yıl ötesine taşıyan eserler olarak görürüm. EÇer heykeller ve sanat yapıtları olmasaydı milattan önce sekiz bin yıla kadar uzanan bölgemiz tarihini bu kadar geniş öÇrenmemiz mümkün deÇildi.
İzmir'in heykellerine saldıranlar er ya da geç yakayı ele verirler, ama bu olaylar fırsata dönüştürülebilir. Üç heykel kırıldıysa 103 heykel yaptırıp kentin dört bir tarafını ölümsüz sanat eserleriyle donatılırsa saldırganlara en iyi cevap verilmiş olur. İzmir bir açık hava müzesini koruyabilecek insanların, sivil toplum örgütlerinin, yöneticilerin bulunduÇu kent kültürüne sahip ender yerlerden biri. Ben İzmir'den hiçbir zaman sanatın içine tükürecek bir belediye başkanı çıkacaÇına inanmıyorum. İzmir'i kültür ve sanat merkezi yapacak kampanyalara başlamanın tam zamanı.
stursen@milliyet.com.tr
|
|
|

|