|
Perişanlık kafilesine aday bolluğu
Halk dilinde bir deyim vardır:
- Allah gözünü doyursun, derler.
Türkiye'nin de psiko-sosyolojik portresine bakıldığında, insanın şöyle diyesi geliyor:
- Allah övünme açlığımızı doyursun.
***
Çocukluğumdan bu yana, sular seller gibi kabara taşa akan bin bir çeşit övünme şelaleleri ortamında geçti ömür.
Bireysel övünmeler, siyasal övünmeler, tarihsel övünmeler, ırksal övünmeler, dinsel övünmeler, cinsel övünmeler, parasal övünmeler, gezisel övünmeler, bilgiçsel övünmeler, makamsal övünmeler, şöhretsel övünmeler...
Bir övünme, bir övünme...
***
"Şamar gibi yanıt"lı, "sert uyarılı", "soğuk bakmalı"; dünyaya posta koyma eğilimindeki nutuk ve demeçlerde "nüfusun gençliği" ile övünme nakaratı da asla unutulmaz:
- Genç ve dinamik bir nüfusa sahip olmanın üstün avantajı ile vs...
***
Bendeniz ise özellikle gençlerle konuşurken, aklım hep kaygılı bir çengele takılmakta.
Kendilerine siyasal bir kimliği, yahut zengin bir hayatı, yahut cesur bir yiğitliği, yahut çarpıcı bir orijinalliği layık gören 20-30 yaş kuşağı arasında; acaba hangileri perişanlık kafilesinin kurtarılamayacak adayları?
***
Biten yıl içinde bizim medyada kim bilir kaç kez "felaket", "facia", "rezalet", "cinayet", "vurgun", "soygun", "aile dramı", "ucuz atlatılan bir kaza", "sorumsuzluk ölüm getirdi", "geliyorum demeyen bela" türü iç karartıcı anons ve başlıklarla örgülendi haberler?
Ve bu tür haberlerin temeldeki nedenlerine ne kadar inildi?
***
Özellikle kendilerine siyasal bir kimliği, yahut cesur bir yiğitliği layık gören ve bir meslek sahibi olma tutkusundan yoksun gençler; ne -dünkü Milliyet'te Şükrü Andaç'ın da tanıtmaya çalıştığı- Las Vegas'taki Teknoloji Fuarı'nda sergilenen ve 21. yüzyılın yol haritasını çizen bilimsel mucizelerden haberliler, ne İzmir'de kırılan, çalınan, boyalarla kirletilen heykellerden, ne de -Güngör Uras'ın da dökümünü verdiği gibi- ihracat artarken, ithalatın daha da hızlı arttığından...
***
20-30 yaş arası gençlerden ne kadarı; 40-50 yaş arasını yaşarken, perişanlık kafilesi içine savrulacaklar?
Kimse kusura kalmasın ama, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden de, genel seçimlerden de, Ermeni, Kürt, Kıbrıs, Kerkük sorunlarından da, vatanseverlik yarışlarından da, çok daha önemli bir sorun bu.
***
Üretim teknolojileri değiştikçe, konjonktürler değişir, siyasal kadrolar değişir, eski sloganlar, eski koşullanmalar değişir; ama özellikle gençler için, yıllar geçerken perişanlık kafilesine savrulma gerçeği değişmez.
***
Övünme açlığı, nüfusun gençliğiyle övünerek de çırpa dursun kanatlarını.
Kızların, kadınların, annelerin kendi kendilerine sormaları gereken keskin bir soru:
- Kimler neden gerek duyuyorlar bu kadar övünmeye; övünme yetiyor mu, ekonomik kaygıları azaltmaya ve sık sık kişilik kanıtlamaya kalkmanın ötesine geçmeye?
***
Yenicami'nin mimarıyla, Taksim'deki Bağımsızlık Anıtı'nın heykeltıraşını ve lokantalarla resmi bürolardaki Atatürk fotoğraflarını kimlerin çekmiş olduğunu merak etmiş annelerin çocukları; perişanlık kafilesine savrulma risklerinden de uzaklaşırlar bir hayli...
***
Uzaklaşırlar, çünkü anlamsız övünmelerle, kıtır atmaya ihtiyaçları azalır ve Ziya Paşa'nın 150 yıl önce yazmış olduğu bir beyit, ilkeleşmeye başlar gözlerinde:
Ayinesi (aynası) iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
***
Perişanlık kafilesine savrulduktan sonra, onu bunu suçlayarak avunmaya kalkmanın da, fazla bir anlamı yoktur.
Vurma kırma, ölme öldürme üstüne gergeflenmiş, köylü ağırlıklı, bir türlü "gelişmiş" olamayan bir toplumdaki temel bataklık; Yaşar Kemal'in, Filiz Aygündüz'ün kendisiyle yaptığı röportajdaki şu sözünde saklıdır:
- Yazarlığıma da pişman ettiler beni...
c.altan@prizma.net.tr
|
|