|
 |
|
|
MİT'in çıkışı
2007 başında Türkiye'nin stratejik vizyonuyla ilgili etkili bir değerlendirme MİT Müsteşarı Emre Taner'den geldi. MİT'in 80. yıldönümü nedeniyle yapılan konuşma günlerdir tartışılıyor.
Başbakan ve muhalefet liderlerinin "Çankaya polemiği" dışında iz bırakmayan Meclis'teki bütçe müzakerelerinin ardından Taner'in alışılmadık çıkışı küresel çağın belirsizlikleri konusunda çarpıcı uyarılar içeriyordu.
Taner, 21. yüzyılın ilk çeyreğindeki gelişmelerin, birçok ulus devlet ve milletin tarih maratonunu, ulusal egemenliklerini kaybedeceklerini öne süren analiziyle soru işareti yarattı. Bu değerlendirmesi, Irak'taki süreçle ilişkilendirildi. Ve "Irak Kürdistanı"ndaki duruma müdahale anlamına gelip gelmediği sorgulandı. Ancak yorumlar genellikle, MİT Müsteşarı'nın "askercil" çözümlere bel bağlanması yerine "sivil önermeler"de bulunduğu şeklindeydi.
Doğrusu biz de böyle algıladık.
Emre Taner, iki kutuplu dünya düzeninden çıkılırken Türkiye'nin küresel çağın hızına ayak uyduramadığını, bundaki etkenin "sistemin içindeki yapılanmaların ve analizlerin statükocu yaklaşıma, koyu bir muhafazakârlıkla sahip çıkmaları" olduğunu savundu.
Bu değerlendirme fazlasıyla Özal'ı çağrıştırmakta ve AKP'nin "sistem" eleştirisiyle örtüşmektedir.
MİT Müsteşarı, Türkiye'nin kendisini olayların akışına bırakarak "Bekle gör, tavır al" taktiğiyle sınırlama lüksüne sahip olmadığını, "savunmada" da kalamayacağını belirtmekte ve sahip olduğu bölgesel güç ve avantajları maksimum şekilde kullanması gerektiğini söylemekte. Aslında Türkiye bunu 1990'larda denemedi değil.
Özal ve Demirel dönemlerindeki Avrasya açılımı, yeni dünya düzeninde güçlenme arayışıydı. Arkası getirilemedi. ABD, Birinci Körfez Savaşı ile Ortadoğu'ya yerleşirken Özal oyunu gördü ancak askerleri Irak'a girmeye ikna edemedi.
Turgut Özal'ın niyeti, Saddam devrildikten sonra Kuzey Irak'taki Kürtleri gevşek bir federasyonla Türkiye'ye bağlamaktı: 1 Mart Tezkeresi'nin reddiyle Türkiye ABD nezdindeki etkisini de kaybetti ve şimdi Güneydoğu sınırlarında kurulan "devlet"i seyretmekle yetiniyor. Irak petrolleri de ABD ve İngiliz şirketlerince pazarlanmaya başladıktan sonra kuzeyin refahı daha da artacak. Ve giderek bir "cazibe merkezi" haline gelecek!
Emre Taner'in Türkiye'nin bölgesel bir güç olması için önerdiği politikanın ise üç ayağı var:
"Güçlü bir ekonomi, kusursuz dış politika ve caydırıcı bir askeri yapılanma!"
Kıbrıs'ta basit bir üstgeçit konusunda yaşadıklarımız bile "eşgüdüm"den ne denli uzakta olduğumuzu gösterdi. 21. yüzyılda böyle mi güçleneceğiz?
dsazak@milliyet.com.tr
|
|
|

|