|
Denizde yaşayan balıklar, bilmezler denizin ne olduğunu
"Onlar-biz" ayrımı üstüne alabildiğine abananlar, abana dursunlar.
Bundan 15 gün önce New York'tan uçakla İstanbul'a hareket edecek Amerikalı bir dost, uçağın kalkış saatine yetişemedi.
Yetişmedi, çünkü arabayla havalimanına gelirken, bir trafik kazası yüzünden yol tıkanmıştı.
***
Tıkanmışsa tıkanmış; ne olmuş yani mi, diyorsunuz?
New York havalimanına giden yoldaki trafik kazası, İstanbul'da bizi bir kıskacın içine soktu.
Bir akşam önce New York'tan uçağa binecek olan Amerikalı dostu, ertesi sabah İstanbul Atatürk Havalimanı'nda karşılayacaktık.
Bizim dost, İstanbul'a kalkan uçağı kaçırıp da, ertesi akşamki uçağa kalınca...
Bir günlük bir gecikme, bizim başımızdan aşağı kaynar suların inmesine neden oldu.
***
New York'taki bir araba kazası nedeniyle, kalkış saatine yetişilemeyen İstanbul uçağı ve Amerikalı dostu karşılamanın ertesi güne kalması; neden başımızdan aşağı kaynar suların inmesine neden oldu?
Çünkü efendim, İstanbul'daki karşılamanın bir gün sonraya kalması, aynı saatlerdeki çok önemli bir randevuyla çakışıyordu.
Randevuyu iptal etme olanağı yoktu, karşılamadan vazgeçme olanağı da yoktu.
***
Günlük yaşamları da etkilemeye başlayan küreselleşme süreci, "onlar-biz" ayrımını iplemiyordu. New York'taki bir trafik kazası, bizi İstanbul'da bir kıskacın içine sokuyordu.
***
Fransız İhtilali'nden sonra, 200 yıl öncesinin teknolojisi, üretim biçimleri ve ekonomik dokusu nedeniyle ortaya çıkan "ulus-devlet" modeli; miadını dolduruyor muydu, doldurmuyor muydu?
2 Dünya Savaşı'nda, birbirlerini "yer ile yeksan" eden Avrupa ülkeleri; aynı bayrak altında toplanıyor ve çoğunluğu, aynı para birimi "euro"da bütünleşiyordu.
***
"Ulus-devlet" modeli, miadını dolduruyor mu, doldurmuyor mu?
Doldurmuyor, deseniz de bir şey fark etmez, demeseniz de...
***
İstanbul'un, sisler içine gömülüp, neredeyse gözlerden silinerek masallaşıvermesinin tadını çıkarmak için gittiğimiz camekânlı bir kafeteryada, annesinin kucağındaki 9 aylık Duru ile de tanıştık.
Duru, bendenizin yaşına geleceği 2087 yılında, çok rahat tanıklık edecektir "ulus-devlet" modelinin miadını doldurup doldurmadığına...
***
Ne çare ki, siyasal nutukları, eski kalıplardan kurtarma olanağı yok. Kimse kalkıp da, son 80 yılda resmi arabaların alım ve bakımına harcarmış yüz milyarlarca dolarla, itfaiye teşkilatına harcanmış para volümünü kıyaslıya kıyaslıya çıkmaz kürsülere...
Vatanı, milleti, devleti, bayrağı, kimin daha çok sevdiği nutuklaşmaları dururken; kim kalkar da, son 80 yılda oligarşik bir saltanat için harcanmış paraları şeffaflaştırma derdine düşer?
***
Beyaz Saray'ın hatası yüzünden, Irak'ta ölenlerin sayısı 600 bini bulmuş.
Böyle hataya can kurban. Beyaz Saray hata yaptığında, ceremesini başka kıtalarda yaşayanlar çekiyorsa; birbirini öldürmek yerine, bir yolunu bulmak gerekir, Las Vegas'daki Elektronik Fuarı'nda sergilenen yeni buluşları özümsemeye çalışmanın.
***
9 aylık Duru, genç bir kız olduğunda; sislere bürünerek masallaşmış bir İstanbul'u yaşarken; "ulus-devlet" modelinin fışkırttığı demagogların, insanlığa neye mal olduğunu merak ederse; Tevfik Fikret'in 100 yıl önce yazdığı "Sis" şiirini mutlaka okuyarak anlamaya çalışsın. O şiirin dili ne kadar eskimiş de olsa, güncel Türkçeye çevrilmişi de vardır.
***
"Onlar-biz" ayrımı ve kompleksleriyle, ne 21. yüzyılın yaygınlaşan orkestrasına katılınabilir, ne de Şark'ın:
- Sallandır 2 kişiyi, bak her şey nasıl düzelir; ilkelliği anlaşılabilir.
***
Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk'un, 8 Ocak tarihli Star gazetesinde "Ölüm cezası" başlıklı bir köşe yazısı yayımlandı.
Sami Selçuk, 250 yıl önce ceza hukukunda bir devrim yaratmış olan İtalyan Markisi Beccaria'nın; daha o tarihlerde "Suçlar ve Ceza" adlı kitabında, idam cezasına nasıl karşı çıktığından alıntılar yapmıştı.
***
Dünkü Akşam'da ise, Deniz Gezmiş'in avukatı Halit Çelenk'in şöyle bir açıklaması vardı:
"Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam günü can verirken birbirine gösterildi."
***
Bir de Dostoyevski, Koestler gibi, idam saatlerini ve idam anını bizzat yaşadıktan sonra kurtulmuş yazarlar vardır.
İnsanlığın; yazı, resim, heykel gibi ortak bahçelerini zenginleştiren deha parfümlerinden yoksun kalmış Şark çocukları; garip bir hipnoz sonucu "ölme ve öldürmede" ararlar kişiliklerini ve ellerine olanak geçtiğinde de, genellikle gaddar ve zalim olurlar.
Çünkü Şark çocuklarını doğuran anneler de, bilmeden kör kuyuların içindeki karanlıklarda büyütmüşlerdir onları.
***
Koltuk kavgalarının nutuklaşmaları süre dursun; Irak'ta da ölenler ve öldürenler acılı bir anlamsızlığa düşe dursun...
9 aylık Duru, genç bir kız olduğunda, 21. yüzyılın en güzel günleriyle dans edecek; öylesine inanıyorum ki buna...
c.altan@prizma.net.tr
|
|