|
 |
|
|
İçki servisinde dökülüyoruz
Ne içki dünyamız ne de servis sektörümüz yeni konukları dünya standartlarında ağırlamaya hazır
myalcin@turk.net
Yeni yıllara girerken iyi dilekler, bardağın dolu tarafını görmeler, iyimser yaklaşımlar genellikle daha ön plana çıkar. Ama her yeni yıla giriş, aynı zamanda geçen yılın bir değerlendirmesini yapmaya da imkan tanır, özeleştirilerin yolunu açar. Ben de bu hafta öyle yapmak ve bu sütunun konusu olan içkiler üzerinde, "kral çıplak" demek istiyorum...
2007'ye girerken büyük bir turizm patlamasının da eşiğindeyiz. Güneyinden Ege'sine, İstanbul'undan İzmir'ine müthiş bir turizm yatırımı artışına tanık oluyoruz. Kongre turizminde Türkiye ciddi yol alıyor. Orhan Pamuk'un aldığı Nobel ödülü, Batı'nın aydın ve yüksek gelirli turist kesiminde Türkiye'ye ilgiyi artırıyor. 2010 yılında İstanbul'un Avrupa Kültür Başkenti ilan edilecek olması, İstanbul'u turizmde lokomotif hale getirmeye aday görünüyor.
Barmenliğin durumu
Bunlar, daha iyi bir servis, hizmet ve ürün kalitesi gerektirmesine rağmen daha şu anda bile özellikle içki konusunda servis sektörümüz deyim yerindeyse "dökülüyor". Neden mi?
Bar dünyamızın hali içler acısı. Birkaç ay önce İstanbul'un en iyi restoran ve barlarının beşini dolaştık, olması gerektiği gibi bir "dry martini" kokteyli yaptıramadık! "Barmen"lerimiz, en basit uluslararası kokteylleri bile doğru dürüst bilmiyor.
Barmenlik bir meslek değil, kulağı küpeli, atkuyruğu saçlı maceraperest gençlerin üniversitede okurken bir-iki yıllığına yaptığı bir "geçici iş" durumunda... 40 yaşın üzerinde, olgun, bilgili ve tecrübeli barmenimiz yok denecek kadar az. Öte yandan barmenlerin önemli bölümü maaş bile almıyor, bahşişe çalışıyor, değer verilmeyen bir işe de önüne gelen sıvanabiliyor...
Turizm ve otelcilik okulları perişan halde. Bar derslerinde 50 yıl önceki geçerliliği kalmamış bilgiler okutuluyor, özel üniversitelerde bile öğrenciler bir şeykır çalkalamadan mezun oluyor.
Koca ülkede, geçimini sadece şarap servisi yaparak, bordrosunda "someliye" yazarak sağlayan tek bir şarap garsonumuz bile yok.
En lüks restoranlarımızın çoğunda, bakkallarda bulunan şaraplar satılıyor. Bardaklar vasat, karaf kullanımı bilinmiyor, şaraplar ya çok soğuk ya da çok ılık servis ediliyor.
Kanunların tuhaflığı ve bürokrasinin dargörüşlülüğü yüzünden, uluslararası içkilerin bir bölümü Türkiye'de bulunmuyor. Porto şarabı, Madeira şarabı, Alman şarabı olmadan beş yıldızlı otelcilik, restorancılık yapmaya çalışıyoruz.
Şampanya, aşırı vergiler yüzünden dünyadaki en yüksek fiyatına Türkiye'de ulaşıyor.
Restoranlarımızda İngilizce mönü hemen hemen hiç yok, Türkçelerinde bile çoğu yemeğin ismi yanlış, mutfaklarda yapılışı ise daha da fena... Uluslararası popüler bir yemek olan "pepper steak" (biberli bonfile), Türkiye'de olmuş "paper steak" (kağıt bonfile) mesela...
Duayenler işsiz
Duayen barmenler, efsaneleşmiş aşçılar işsiz oturuyor, devlet ise Afyon gibi turizmin olmadığı yerlerde turizm okulları kurarken, bu insanlardan yararlanmayı aklına bile getirmiyor.
Barmenlik ve aşçılık dernekleri, sponsor kovalayan rant arama yerleri haline dönüşüp yozlaşma sürecinde.
Turizmi stratejik hedeflerinden biri olarak ilan eden devletin, kendini toparlaması, standartlar koyması, bütçeler ayırması ve işe el atması lazım. Yoksa, 2010'da Avrupa Kültür Başkenti İstanbul'u ziyaret edecek yabancı gazetecilerin Türkiye'yle alay eden satırlarını, Batı gazetelerinde okumak hiç sürpriz olmayacak...
|
|
|

|