Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
SEYİR DEFTERİ
Geceleyin Bursa'da (2)

Caminin ahşap revaklarla çevrili avlusuna kapatılmış, erguvan bayramını bekliyordum. Gün gelip vakit eriştiğinde, yani erguvanlar çiçek açtığında Emir Sultan'ın dervişleri dolduracaktı burayı

NEDİM GÜRSEL

Ulu Cami'nin aydınlatılmış kubbeleriyle iki minaresini, Koza Han'ın taş duvarlarla çevrili avlusunun ortasında yapayalnız duran mescidi ve uzakta, selvilerin arasından mavi bir su gibi fışkıran Yeşil Türbe'nin ötesindeki Emir Sultan'ı görebiliyordum. Kendisini değil elbet, türbesiyle iki minareli, rokoko üslubundaki camisini.
Gecenin bu saatinde türbe kapalıydı. Cami de öyle. Merdivenlerden çıkıp iki sütun arasından geçerek geniş avluya girdik, ben şadırvanın kenarına oturdum, o havuzun çevresindeki mermer taşlardan birine. Konuşmuyorduk.
Elimi suya sokunca içimde bir serinlik, gönlümde adlandıramadığım bir genişleme, çözülme, uyku veren güzel bir ferahlık hissettim. Mezarlıkta selviler hışırdıyor, caminin kesme taştan minareleri artık tenime batmıyor, canımı acıtmıyordu. Delikanlının varlığını da, tensel aşkları da, doymak bilmeyen, dünya nimetlerinden her tadışta daha fazlasını isteyen içimdeki canavarı da unutmuş gibiydim.

Emir Sultan göründü
Ahşap revaklarla çevrili avluya kapatılmış, erguvan bayramını bekliyordum. Gün gelip vakit eriştiğinde, yani erguvanlar çiçek açtığında Emir Sultan'ın dervişleri dolduracaktı burayı. Yün dokuma yekpare libasları, boyunlarından sarkan keşkülleriyle diz çöküp tespih taneleri gibi dağılacaklardı avluya.
Zikre başlamadan önce belki nefir üfürecek, belki halka olup hu çekecek, tespih çevireceklerdi. Aralarında erbainden yeni çıkmışlar da olacaktı, Yunus gibi gece gündüz, "dağlar ile taşlar ile" Mevla'yı çağıranlar da.
Yunus Emre'nin değilse de bir başka Yunus'un, diyelim ki Bursalı Yunus'un söylediği, baharı müjdeleyen, doğanın uyanışıyla kendinden geçen dervişlerin sevincini dile getiren o ünlü ilahiyi duyar gibiydim: "Emir Sultan dervişleri / Tesbih ü sena işleri / Dizilmiş hüma kuşları / Emir Sultan türbesinde".
Yalnızca dervişler değildi Emir Sultan'a gelen. Çarşı pazardan, çevre köylerden halk da toplanmış, avludan sokağa, oradan yamaçlara taşmış, aşağıya set set inen mezarlığı bile doldurmuştu.
Uludağ'daki manastırlarını, mağara ve ağaç kovuklarını bırakıp gelen keşişler de vardı içlerinde. Isınmaya başlayan toprak, çağlayan sular, sürgün veren ağaçlar, yapraklarından önce açan, Yehuda'nın utancını mor, kırmızı, pembe bir renk alacasına dönüştüren erguvanlar gibi coşku içindeydiler.

Dergahın avlusunda
Derken Emir Sultan göründü. Dolama destarlı, 12 terkli yeşil tacı vardı başında; siyah hırkası uzun, asası gülağacındandı. Yeşil softan cüppesi dedikleri kadar parlak, yumuşacıktı. Belindeki kemerden kanberiyesi sarkıyor, yürüdükçe boynuna astığı teslim taşı sallanıyor, Nesimi'nin, Hallac-ı Mansur'un, doğru bildikleri yoldan dönmedikleri, "Vahdet-i vücud" aşkıyla yanıp tutuştukları için derisi yüzülen, dar'a çekilen tüm sufilerin acısını dile getiriyordu.
Melih yüzünde peygamber soyundan gelenlerin nuru, bakışlarında muradına erenlerin huzuru vardı. Sultanın rızasını almadan kızı Hundi Hatun'la evlenip Bayezid'e damat olmuştu çünkü, kayınpederine "Yıldırım" lakabını da o vermiş, sefere çıkmadan önce kılıç kuşandırmıştı. Hatta dervişleriyle İstanbul surları önünde görünmüş, tahta kılıcıyla kuşatmaya bizzat katılmıştı.
Yıldırım Niğbolu'da onun kerametleri sayesinde tepelemişti Haçlı ordusunu. Şimdi kendinden emin, padişahtan daha çok sevildiğinin, daha çok sayıldığının farkında ama sarayda dönen dolaplardan, iktidar ve egemenlik hırsından uzak, erguvan bayramını başlatıp zikre katılmak üzere dergahın avlusunda yürüyordu.
Yürürken de doğup büyüdüğü Buhara'yı, Medine'ye peygamberin makamına giderken konakladığı kederli hanları, parası bittiğinde bir köşeye kıvrılıp uyuduğu tozlu, bitip tükenmek bilmeyen yolları, bozkırdaki yalnız ağaçları, çölü kat ederken gökyüzünde yanan ve yakan güneşi, gece ayazında boşluğa asılı duran yıldızları görüyordu. Ve Bursa'ya gelip Pınarbaşı'nda inzivaya çekilinceye kadar ne yol biliyordu ne yordam.
Ona Yunus'un ağzından "Yeşil Donlu Emir Sultan merhaba!" demek geldi içimden. Elim şadırvanın suyundaydı hâlâ, damarlarımda aktığını hissediyordum serin suyun. Yemekte fazlaca aldığım alkolden arınmış gibiydim. Zihnim öylesine açılmıştı ki, erguvan bayramını hayal etmekle kalmıyor, Emir Sultan devrinden bu yana baharda yapılan törenleri zemheri ayından görebiliyordum.

Yıldırım Bayezid'in tövbesi
Birden yol arkadaşımın beni neden Emir Sultan'a götürmek istediğini anladım. Yeşil Donlu evliyanın Yeşilaycı kerametini, hiç kuşku yok o da duymuş olmalıydı.
Niğbolu Savaşı'nı kazanırsa 20 cami yaptıracağını vaat ediyor Yıldırım Bayezid. Zaferin ertesinde, Bursa'ya döner dönmez inşaatın başlaması için ferman veriyor, ne var ki Emir Sultan karşı çıkıyor bu karara. Padişaha, 20 cami yerine adına yaraşır 20 kubbeli tek bir cami yaptırmasını tavsiye ediyor. Bayezid de Ulu Cami'yi yaptırıyor.
Birlikte yeni mabedi gezerlerken padişahın bir eksiği olup olmadığı sorusuna şu yanıtı veriyor Emir Sultan:
- Her şeyi çok güzel, yerli yerinde hünkarım. Bir meyhanesi eksik.
Padişah şaşırıyor tabii. Yine de damadının kendisine dolaylı olarak yönelttiği eleştiriyi anlamazdan geliyor.
- Ne yani, burası beytullah değil mi? Allahın evinde meyhanenin işi ne?
- Orası öyle de, kul yapısıdır. Bu güzel camiyi senin işçilerin, ustaların, mimarların yaptı. Oysa seni Allah yarattı, bedenin onun elinden çıkmadır. Asıl beytullah olan bedenini içki içerek meyhaneye çevirmekten çekinmiyorsun da, camiye içki sokmaktan mı korkuyorsun?
Bunun üzerine Yıldırım'ın tövbe edip bir daha ağzına içki koymadığı söylenir. Doğru ya da yanlış bilemem. Ben eski kaynakların yalancısıyım.


PAZAR
"Kınalı Kuzum, Mithat Can'a doğum günü hediyemdi"
Bu kalp 200 dansçı sayesinde atıyor
"Mafya da gelir, saygıyla dinlerdi"
"Düğümün son halkası"
Dizinin masallarla ilgisi yok ama kitabın satışı patladı
İş yemeklerinin popüler mekanları
Nostradamus Segolene'e karşı
Müzisyen, Karadenizli ve devrimci
Geceleyin Bursa'da (2)
Bursa-Londra komşi hattı!
Sahra Çölü'nde bir bayram
İstanbul surlarında gezinti
Melek besinler ve faydaları
Devletin kini olmaz
"Alışverişsiz tur olmaz"
Bir dokunduk, bin ah işittik





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet