Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"O da yalan bu da yalan, var biraz da sen oyalan"


Henüz ABD'li karikatüristlerin yapmadıkları bir karikatürün, nasıl olabileceğini düşündüğünüzde...
Şöyle bir şey gelebilir aklınıza:
Kocaman bir sofra... Sofranın ortasında taze bir manda dışkısı biçiminde bir Yakındoğu haritası...
Ellerinde kaşıklarla dışkıya doğru uzanmış 2 karasinek; biri Başkan Bush, öteki Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice.
Rice, Bush'a fısıldıyor:
- Sayın Başkan, yediklerim çok gaz yaptı; izin verirseniz bir pırt çıkaracağım.
Başkan Bush:
- Hiç duymamış olayım, diyor; sofrada yemek yerken çok ayıptır böyle bir şey yapmak.
***
Türkiye'de de siyasetçilerimiz, karikatürlere kızmayacak bir olgunluğa geldiklerinde; yerel liderler için de geçerli olabilir böyle bir karikatür.
Örneğin hep birlikte meçhul bir dışkıyı yerken, birisi yellendiğinde ötekiler uyarabilir kendisini:
- Hişt, yemek yerken çok ayıp olmuyor mu, böyle zart diye gaz çıkarmak?
***
Ülkeyi bir an önce kalkındırma derdinde olan Başbakan Tayyip Bey, geceleri bir türlü uyuyamadığından yakınıyormuş. Bir dostu kendisine şöyle bir öneride bulunmuş:
- Yatağa girince gözlerini kapa ve bir çitten tek tek atladığını düşündüğün koyunları say; 1, 2, 3, 4, diye; hemen uyursun.
***
Aradan bir süre geçmiş, Tayyip Bey o dostuna rastlamış yine:
- Dediğini yaptım; gece yatakta gözlerimi kapayarak saydığım koyunların sayısı 5 bini geçti ama, yine de uyuyamadım, demiş.
- Allah Allah neden uyuyamadın ki?
- Uyuyamadım, çünkü o kadar koyunu sayarken, aklıma yünlerini de kırpıp kumaş dokumak; kumaşlardan da çeşitli giysiler yapmak geldi. Ancak giysilere bir türlü astar bulamadım ve bir türlü uyuyamadım.
Arkadaşı:
- Doğru, demiş; tıpkı ekonomi yorumcuları gibi, gece yatakta bile aklını bizdeki uygulama biçimiyle kalkınma hesaplarına taktırdığında, astarının yüzünden daha pahalıya geldiğini düşünüp, uyuyamıyorsun.
***
Bitirim bir delikanlı, deniz kıyılarıyla ormanlarda inşaat yapmaya meraklı babasının, kendisine aldığı son model pahalı bir arabayla, basmış gaza gidiyormuş.
Dört yol ağızlarından birinde, otostop yapan çok güzel bir kız görmüş ve hemen frene basıp kızı almış yanına...
Sıcağı sıcağına hemen bir dostluk başlamış; kahkahalar kihkihiler; cinsel imalı takılmalar; birbirine sokulmalar...
Bir yandan da o şevkle, arabanın saatte 200 km'ye çıkan hızı...
***
Derken efendim, arabanın yoldan çıkıp yan tarladaki bir ağaca toslaması ve akordeona dönüvermesi...
Yardıma koşan köylüler, delikanlıya:
- Doğrusu Allah kurtardı sizi, demişler. Maşallah hiçbir tarafınız kırılmamış. Kız arkadaşınızın da öyle. Arabadan dışarı fırlamış ama, yanına gittiğimizde ayağa kalkmıştı bile, yarası beresi yoktu.
***
Bitirim genç ise, direksiyonun üstüne kapanıp hıçkırmaya başlamış:
- Kızın bir şeyi yoktu ama, demiş; ben hiç de öyle değilim. Bir de kızın avucuna baksaydınız, anlardınız ne olduğunu...
***
Bazı erkek milletler de, hızlı bir dış siyaset yolculuğu sırasında; arabalarına fettan bir güzel alırlar da, sakıncalı bir kaza yaparlarsa; aynı tür bir felakete uğrayıp, olabilirler erkekliklerinden.
Sözüm meclisten dışarı, hani bazı kahraman geçinen Arap liderleri gibi...
***
1901'de verilmeye başlanan Nobel Tıp Ödülü'nün, 6'ncı 10 yılda hangi ülkeler tarafından paylaşıldığı:
1950 - ABD-İsviçre
1951 - Güney Afrika
1952 - ABD
1953 - ABD-İngiltere
1954 - ABD
1955 - İsveç
1956 - Almanya-ABD
1957 - İtalya
1958 - ABD
1959 - ABD
***
Biz o tarihlerde ne yapıyorduk?
Her zaman olduğu gibi, ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma doğrultusunda, çok partili bir düzeni uygulamaya çalışıyorduk. Nobel'le mobelle uğraşacak vaktimiz yoktu. Biliyorsunuz, dağa taşa yazdığımız sloganı, "Önce vatan"...
***
Melih Cevdet'ten bir şiirle bitirelim yazıyı:

Yanyana

Bu gürül gürül otların
yanıbaşında
Ağacın gölgesine değdi
değecek
Tam şeftalinin kokusu
başlarken
Öpüşmeye kıl kadar bitişik
Akarsuyun burnunun dibinde
Bu zulüm, bu haksızlık, bu
işkence

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
"O da yalan bu da yalan, var biraz da sen oyalan"
Henüz ABD'li karikatüristlerin yapmadıkları b...
Melih AŞIK
Osmanlı Saati...
Meksika'nın başkenti Mexico City'de, Bolivar ...
Fikret BİLA
ABD neden endişe ediyor?
ABD Dışişleri Bakanı Rice ve Savunma Bakanı G...
Hasan CEMAL
Barcelona çarşısında mastika, mastika!
Biri, Katalunya Özerk Bölgesi'nin halkoyuyla ...
Güneri CIVAOĞLU
Sezen'le kamera arkası
Sezen Aksu ile söyleşimizin -kamera arkası da...
Can Dündar
Sahra Çölü'nde bir bayram
Hollywood'un lanetli ülkesi Fas... Bowles "Ç...
Abbas GÜÇLÜ
Kadife pantolon ve edebiyat öğretmenleri
Her gün yüzlerce elektronik mektup geliyor. H...
Metin MÜNİR
Güneşte otlara uzanmış
Güneşte otlara uzanmış, atkım başımın altında...
Hasan PULUR
Pazar fıkraları...
FIKRA denilince akla Karadenizliler gelir, ha...
Derya SAZAK
Akdeniz'e veda
Küresel ısınmanın insanlığı 'kıyamet'e götüre...
Meral TAMER
Biz kadınlar dünyanın kız kardeşleriyiz
Önce kitabın kapağının sıra dışılığı dikkatim...
Ece TEMELKURAN
Delikanlı kadınlar örgütü
"Annem taraf boylu boyunca, dik duruşlu Çerke...
Osman ULAGAY
Küreselleşme hızlandıkça karşıtları da güçleniyor
Küreselleşmenin dünya ekonomisinde muazzam bi...
Güngör URAS
Venezuela'da çocukların yaşamı müzikle değişti
Güney Amerika kıtasının çalkantılı ülkelerind...
Serpil YILMAZ
Şener: Erdoğan'ın adaylığı istikrarı pekiştirir
Kalkınma öncelikli yöreler, GAP İdaresi, DOKA...

© 2006 Milliyet