|
Barcelona çarşısında mastika, mastika!
BARCELONA
Biri, Katalunya Özerk Bölgesi'nin halkoyuyla seçilmiş en tepedeki yöneticisi ya da başbakanı.
Katalanca konuşuyor.
Öteki, İspanya Dışişleri Bakanlığı'nın AB'den Sorumlu Bakan Yardımcısı.
İspanyolca konuşuyor.
Bu arada ilginç bir ayrıntı öğreniyorum. Katalunya Başbakanı aslen Endülüslüymüş. Bu yüzden Katalancası pek iyi değilmiş. Bu yüzden eleştirildiği için de Katalanca özel ders almaya başlamış, şivesini düzeltmek için...
Dört dilde basılmış konferans belgeleri: Katalanca, İspanyolca, Fransızca ve İngilizce...
İspanya böyle.
Üniter bir devlet.
Ama özerklik var.
Özerk bölgelerde seçimle gelen yerel yönetimlerin yetkileri, merkezi devletle pazarlığa tabi. Bu açıdan Katalunya, Galiçya ve Bask bölgeleri, Madrid'den en geniş yetkileri koparmış durumdalar.
Örneğin, başkenti Barcelona olan Katalunya'nın yerel yönetimlerinde, kamu kuruluşlarında Katalanca bilmeyen çalışamıyor, memur olamıyor.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi'yle Akdeniz Avrupa Enstitüsü'nün bu yıl birlikte yedincisini düzenledikleri, AB-Türkiye Konferansı'nda ev sahiplerinin konuşmalarını dinliyorum.
Türkiye'ye sıcak ilgi ve destek belli oluyor. Türkiye'nin sorunlarını anlayan bir dil ve üslup dikkati çekiyor.
Burası, 'iç savaş'lardan, kırk yıllık Franco diktasından geçmiş bir coğrafya. Ve 1970'lerde Frankist dönemden, 'asker vesayeti'nden demokrasiye ve 1987'de AB'ye geçişi yaşarken de büyük bir refah seviyesini yakalamış bir ülke.
Türkiye'yi ve sorunlarını daha kolay anlıyorlar. Muhafazakârıyla, sosyalistiyle öyle. "Türkiye'nin AB'ye ihtiyacı var, AB'nin de Türkiye'ye..." Konuşmalarda bu klişe cümle sık sık kulağıma çalınıyor. "AB eğer küresel bir oyuncu olmak istiyorsa, Türkiye'siz olmaz!" sözü de öyle...
Devlet Bakanı Mehmet Aydın, güzel İngilizcesiyle her zamanki gibi noktası ve virgülüyle, akil adam üslubuyla konuşuyor. Türkiye'nin Avrupa'daki yerini savunurken kültürel çerçeveleri yerli yerine oturtuyor. Türkiye'yi Avrupa'dan saymayan Giscard d'Estaing ve Sarkozy gibi eski ve yeni Fransız siyasetçilerinin gerici bakışlarını ilginç örneklerle eleştiriyor.
Güler Sabancı, "Türkiye Avrupa'ya ne kadar hazır, bunu tartışırız. Zaten Türkiye yarın AB'ye üye olacak değil ki. Ama, Türkiye Avrupalı mı, Türkiye AB üyeliğine ehil mi gibi artık çok geride kalmış soruların gündemde yeri bile olamaz" diyor.
Akordeon sesi, kesik kesik.
Hem çalıyor hem Türkçe söylüyor:
"Mastika, mastika!"
Bu da nereden çıktı?
Gülmeye başlıyoruz. O da gülüyor. Kırık bir Türkçeyle Sofya'dan yeni geldiğini, Bulgar Türkü olduğunu söylüyor. Barcelona'nın orta yerindeki çarşıda, uçsuz bucaksız yemek halinde geçimini sağlamaya çalışan bir Roman...
Belki unuttunuz:
Bulgaristan yılbaşında AB'ye girdi! Bulgar vatandaşlarına vize uygulaması kalktı. O da AB pasaportunu kapıp trene atlamış, yolu turist olarak Barcelona'ya düşmüş...
Marc Pierini bir Fransız.
AB Komisyonu'nun Ankara'daki yeni büyükelçisi.
Türkiye'nin AB içindeki yerini gayet makul gerekçelerle yerli yerine oturtuyor. Yapılanları da, yapılması gerekenleri de gayet nesnel biçimde özetliyor, artılarıyla eksileriyle. Kaldırmadık taş bırakmıyor. Sürecin inişli çıkışlı olacağını anımsatıyor.
AB'nin enerji güvenliği, ekonomide ki rekabet gücü, uyuşturucu ve insan kaçakçılığına karşı, teröre karşı mücadelede işbirliği gibi alanlarda Türkiye'nin AB'ye katkılarından Avrupa kamuoyunun henüz farkında olmadığını söylüyor.
AB'nin yeni temsilcisi bu arada adını vermeden Fransa'nın cumhurbaşkanı adaylarından Sarkozy'ye şöyle dokunduruyor:
"Fransa'da bir cumhurbaşkanı adayı, Türkiye Avrupalı değildir derken, bir Türk romancısı, Orhan Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü'nü alıyordu."
Pamuk'un Nobel'i kabul konuşmasını okursanız, Avrupa'yla Türkiye arasındaki karşılıklı algılama farklarını kapatmak daha kolaylaşır, Türkiye'nin ne kadar Avrupalı olduğu o zaman daha iyi anlaşılır demeye getiriyordu AB Komisyonu'nun yeni Ankara Büyükelçisi...
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|