Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 14 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sezen'le kamera arkası


Sezen Aksu ile söyleşimizin -kamera arkası dahil- tekmil izlenimlerimi yansıtayım...
Kamera arkasının ilk kayıtları 25 yıl önceye uzanır. O tarihten bu yana hiç kararmamış, üzerine hiç gölge düşmemiş, hatta Güneş tutulması bile yapmamış, ışıl ışıl süren bir dostluk...
Öyle çok sık beraber olmak, çok sık konuşmak değil.
Ama... Her karşılaşmada, daha bir gün önce saatlerce berabermişiz gibi oluruz.
"Sezen tutkunları" kulübünün en eski üyelerinden biri olarak imtiyazım da vardır, sorumluluğum da...
İmtiyazım, işte böyle 20 yıldır ilk kez yapacağı söyleşi için Şeffaf Oda'ya gelişidir.
Hem de çağrıma "Sana gelmeyeceğim de nereye gideceğim" tatlı cevabıyla...
Ya sorumluluğum?.. "Bütün konserlerine gitmek, çıkan bütün albümlerini almak, evde, işte, otomobilde keyifle dinlemek ve dinletmektir. Arada bir telefonlaşarak neşesini, yakası açılmadık öykülerini paylaşmaktır."
Onun gibi konuşayım:
"Biz kulüp üyeleri, bunları Sezen'e yapmayacağız da kime yapacağız?"

Sezen Aksu ayini
Kamera arkasına devam...
Esma Sultan'a zamanında geldi.
Ozan Doğulu, kendi ekibi ve peşinden kuyruğunu sallayarak onu izleyen Cano'suyla birlikte...
Ve anında tüm düzenin zemberekleri boşandı.
Şeffaf Oda ekibi dahil, ışıkçıdan, makyözüne, sesçisine, kamera kullanan arkadaşlardan, foto muhabirine, şoförlere kadar herkes "iş bırakma" eylemine geçti.
Sezen Aksu ayini başladı.
O da, ne kahkahalar atıyordu...
Cep telefonları, çantalardaki, ceplerdeki küçük fotoğraf makineleri ortaya çıktı. Beraber görüntülenme şenliği dakikalarca sürdü.
Ardından iki parmak viski ve bir sigara...
Giysisini değiştirdi.
Saçları yapıldı.
Bu arada arkadaşlar, "bana da makyaj yapmasını" rica ettiler. "Kaderde bu da varmış" diyerek aldı eline fırçayı, biraz yüzümü boyadı.
Ozan Doğulu'yla hangi şarkıları söyleyebileceğini konuştuk.
3-4 şarkı söyleyeceğini sanıyormuş.
Oysa kaç şarkısını seslendirdiğinin yarısını, bugün ekranda görürsünüz, programın ikinci yarısı gelecek haftaya...
"Hayır" kelimesi onun koskoca kalbinde yer bulamamış.

Melek ne giyer?
Eteği yırtmaçlıydı.
Yırtmacın "sürpriz" görüntüler vermemesinin tedbirini aldırdı.
"Şeytan prada giyermiş", bu melek ne marka giymiş sormadım, ama şıktı.
Sonra bir parmak viski ve bir sigara daha...
Çekime başladık... Aktı gitti...
Daha önceleri birkaç kez konuşmuştuk.
"Değişik bir çekim planı uygulayalım" diye düşünmüştüm.
Örneğin... Yaşamının dönüm noktalarını oluşturan şarkıları seçerek, onların arkasındaki öyküleri anlatması ve birkaç yılı o eksenin etrafında yansıtması gibi bir yaklaşım önermiştim.
Biraz "sesli düşündükten" sonra, bunun çok fazla düzenli, fazla kutu kutu gibi yapaylık izlenimi verebilecek bir çekim olmasından kaygı duyduk.
"Başlayalım, aksın gitsin" dedik ve öyle yaptık.
Ne bir kapris, ne gene mi şarkı gibi bir sızlanma...
"Günericiğim 2 konserlik şarkı söyledim" diye takılıyor. Ama kırmıyor, bir şarkı daha...
Kahkahalı, müzikli, bazen hüzün parsellerine girildiğinde efkâr dağıtan nüktelerle zamanı akıttık.
Hatta sonlarda dans bile vardı.
Konuşamadığımız çok şey vardı. Ertesi gün telefonda bunu söylediğimde, "Onları da bir dahaki programa yaparız" demez mi?

MİTHATCAN LACİVERT AĞLAR
Son izlenimlerim...
Mangal gibi büyük ve o denli sıcak bir yürek...
25 yıl önceki kadar güzel.
Bir cümlesi, bir cilt kitap...
Konfüçyüs'ün dediği "insanın en güzel süsü tevazu" da onda...
Yaşamı kolaylaştıran, sevdiren mizahı kaynak suyu gibi pırıl pırıl...
Kelimeleri ağzından Yusuf Ziya Ortaç'ın söylemiyle "lati lokum lezzetinde" çıkıyor.
....Ve hafızama kazıdığım en güzel sözü: "Mithatcan odasına gitti, lacivert lacivert ağladı. Oğulcuğumun gözleri laciverttir. Ben ona lacivert ağlıyorsun derim."

gunericivaoglu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
"O da yalan bu da yalan, var biraz da sen oyalan"
Henüz ABD'li karikatüristlerin yapmadıkları b...
Melih AŞIK
Osmanlı Saati...
Meksika'nın başkenti Mexico City'de, Bolivar ...
Fikret BİLA
ABD neden endişe ediyor?
ABD Dışişleri Bakanı Rice ve Savunma Bakanı G...
Hasan CEMAL
Barcelona çarşısında mastika, mastika!
Biri, Katalunya Özerk Bölgesi'nin halkoyuyla ...
Güneri CIVAOĞLU
Sezen'le kamera arkası
Sezen Aksu ile söyleşimizin -kamera arkası da...
Can Dündar
Sahra Çölü'nde bir bayram
Hollywood'un lanetli ülkesi Fas... Bowles "Ç...
Abbas GÜÇLÜ
Kadife pantolon ve edebiyat öğretmenleri
Her gün yüzlerce elektronik mektup geliyor. H...
Metin MÜNİR
Güneşte otlara uzanmış
Güneşte otlara uzanmış, atkım başımın altında...
Hasan PULUR
Pazar fıkraları...
FIKRA denilince akla Karadenizliler gelir, ha...
Derya SAZAK
Akdeniz'e veda
Küresel ısınmanın insanlığı 'kıyamet'e götüre...
Meral TAMER
Biz kadınlar dünyanın kız kardeşleriyiz
Önce kitabın kapağının sıra dışılığı dikkatim...
Ece TEMELKURAN
Delikanlı kadınlar örgütü
"Annem taraf boylu boyunca, dik duruşlu Çerke...
Osman ULAGAY
Küreselleşme hızlandıkça karşıtları da güçleniyor
Küreselleşmenin dünya ekonomisinde muazzam bi...
Güngör URAS
Venezuela'da çocukların yaşamı müzikle değişti
Güney Amerika kıtasının çalkantılı ülkelerind...
Serpil YILMAZ
Şener: Erdoğan'ın adaylığı istikrarı pekiştirir
Kalkınma öncelikli yöreler, GAP İdaresi, DOKA...

© 2006 Milliyet