|
Delikanlı kadınlar örgütü
"Annem taraf boylu boyunca, dik duruşlu Çerkezdir, babam taraf beli tabancalı Yörük kadınları! Ölümü ben 16 yaşında halletmişim. Bu yüzden keskindir kılıcım. Zalim sofrasına hiç oturmadım. Bir kez korkup gülmedim alçağın yüzüne. İktidar değil, özgürlük isterim. Bu yüzden sultandan, beyden daha kuvvetlidir sözüm.
Rüzgâr benim sözümü sever, çünkü savurur, onlarınki toprak olur. Ancak alçaklıktan ve pusudan gelebilir ölümüm, bilirim. Ama, rüzgârda yürüyen türküler pusu kuranları değil, pusuda ölen delikanlıları yazar, bunu daha iyi bilirim. Cesur olmak lazım değil bana, çünkü sevdiğini kırmaktan başka korkacak bir şey yok derim. Haydi bakalım!"
İçime bir eşkıya kaçmış gibi ve muhtemelen şarabın da "kızıl" etkisiyle bunu yazmışım deftere uçakta. Çünkü...
Gecikmiş bir övgü
Herkes izledi tabii. Ben dünyanın orasına burasına gitmekten birçok filmi, kitabı ertelediğim gibi "Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?" filmini de geç izlemiş bulundum. Uçakta gösteriyorlar, THY'de. İronik bir durum. Giydikleri yeni üniformaların onları hep soluk, hasta gösterdiğinden şikâyet eden hostesler dolanırken uçağın koridorunda, aslında memlekette yapılmış en güçlü, 'delikanlı kadın' filmini izledim kendime göre.
Çünkü film, Hacivat ve Karagöz'ün, yani muktedire gülen muhalefetin nasıl öldürüldüğünü anlatırken bu topraktaki güçlü kadın figürünün nasıl katledildiğini de anlatıyordu. Şebnem Dönmez -o kadında eşsiz bir ışık var, iyi ve güçlü bir kalbin ışığı- atının üzerinde saçlarını uçura uçura uçuyordu. Elinde kılıcı, yalın gidiyordu düşmanın üzerine. Bursa'yı koruyan "Bacılar" grubunun başında, kız kardeşleriyle yürüyordu dağlarda. Bir kadın, güçlüyken ve saçları rüzgârda karışırken en güzeldir bana göre. Ki rüzgâr, hep söylerim düzeni bozduğu için en iyi iklimidir yeryüzünün... Velhasıl ve neyse, sonunda yeni Müslüman olmuş, kurnaz, içi alaca bulaca adamlar ele geçirince imparatorluğu, ilk yaptıkları iş "Bacılar"ı sindirmek oluyor. Tesadüf değildir, erkekler bir şey kurarken, ev olsun, iş olsun, devlet olsun fark etmez, önce kadınları halletmek isterler.
Nitekim Osmanlı İmparatorluğu da, her iktidar gibi "halledilmiş delikanlı kadınların" cesetleri üzerine kurulur. (Gözünüzü seveyim, "Osmanlı'da Kadının Önemi" temalı e-mail'ler göndermeyin, benim bahsettiğim şey o değil.)
Ve sadece bu memlekette değil, bütün dünyada kadınlar yok olunca kahkaha da ölüyor. Bu mekanizmayı çözdüğü ve bu toprakta bir zamanlar yaşamış olan rüzgâr saçlı, atlı, güzel kadınları hatırlattığı için yönetmen Ezel Akay'a alkış!
Delikanlı kadındır!
Erkek jargonu zannedilir, oysa delikanlı son derece cinsiyetsiz bir sıfattır. Pek sevdiğim sıfattır. Ve bence delikanlılık en çok kadınlara yakışır. Memleketin Doğu'sunda "bilekli kadın" denir, Batı'sında "hükümet gibi", bu yazıyı sizlere yazmakta olduğum Bizans'ta "Osmanlı kadın"... Hepsi aynı yere tekabül eder malumunuz, paçasını hayatın çarkına kaptırıp sıkışıp kalmamış kadın demektir.
Baştan beri kendini "kurban" ilan eden ve "iyi" kadınlığın ancak fedakârlık ve yaşatmayıp yaşatmakla mümkün olabileceğini düşünen kadınlar onlardan pek hazzetmez. Onlardan erkekler de çok hazzetmez, bilirsiniz.
Delikanlı kadınlardan bir tek delikanlı kadınlar anlar ve onlar sever birbirini. Zaten bu yeter de artar. Kalbi kalbine sığmayanlar, birbirini açık alnından ve ışıklı bakışından tanır, onlar birbirini kalabalıklar içinde seçer. Bu da bir örgütlenme şeklidir ablalar! Gizli ve hâlâ etkin bir örgüttür delikanlı kadınlar!
ecetem@hotmail.com
|
|