|
 |
|
|
Bir dokunduk, bin ah işittik
Geçen hafta "İçki servisinde dökülüyoruz" başlığıyla, Türkiye'nin üst düzey turizme hazır olmadığını yazmıştım. İtiraflar ve destekler de gelmekte gecikmedi
myalcin@turk.net
Koca ülkede, maaşını sadece şarap servis ettiği için alan, tek bir gerçek someliyemiz yok... Barmenlerimizin hali içler acısı. Barmenlik bir meslek durumunda değil, en ünlü barlarımızda doğru dürüst bir 'Dry Martini' bile yaptıramıyorsunuz... Yemeğin sonunda müşteriye bir kadeh Porto şarabı, bir puro bile sunamıyorsunuz. İçki servisinde dünya standartlarının çok altındayız."
Geçen hafta böyle özetlenebilecek bir yazı yazmıştım. Yoğun tepkiler gelmekte gecikmedi. İlki, adını vermeyen bir puro tüccarındandı. "2003'te çıkan bir yasayla puro ithalatı Türkiye'de puro üretiyor olma koşuluna bağlandı. Türkiye'de de puro üretilmediği için, üç yıldır ithalat yapılamıyor. Beş yıldızlı oteller bile, müşterilerine bir puro sunamıyor ya da 'yan yollara' saparak bu ihtiyaçlarını gideriyorlar" dedi...
"Mesleği bıraksam mı?"
Şarap ithalatçısı Cihat Akagün, "Alman beyaz şarapları, dünyanın en iyi beyaz şarapları arasındadır. Bir yıldır bunları ithal etmeye çalışıyorum, Tarım Bakanlığı 11 derece alkolün altında şaraplara ithal izni vermediğinden, dünyanın her yerinde bulunan bu saygın şarapları getirtemiyorum" bilgisini verdi.
Antalya'daki ünlü bir otelimizin yöneticisi ise şöyle yazdı: "Birkaç ay önce yaklaşık 450 barmen adayı ile mülakat yaptık. Ancak Dry Martini'yi sorduğumuz hiçbir barmen doğru reçeteyi veremedi. Burada biz de suçluyuz ama sıkıntımız milyonlarca dolar ya da avroluk yatırım yapan işletmelerin, iş personel eğitimine geldiğinde gösterdikleri vurdumduymazlık. Zaman zaman bu mesleği bıraksam mı acaba diye bile düşünüyorum.
Şarap konusunda ise durum daha vahim. Şarap üreticileri her sene buradaki otellerde şarap eğitimi verirler. Ama eğitim verenlerin bile ne durumda olduğunu görseniz şaşarsınız. "
Yurtdışında someliye olarak çalışan Ceyhun Ergüven de şöyle diyor: "Gerçekten durum içler acısı. Amerika'da Michelin yıldızlı restoranda çalıştım, mahzenimiz 250 bin dolar değerinde 500 çeşit, dünyanın her yerinden şaraptan oluşuyordu. Şimdi Hollanda'da yaşıyorum. Bu işler burada da o kadar iyi değil ama Türkiye kadar kötü de değil. Çünkü bu ülke AB nimetlerinden yararlanıp Fransız, İtalyan, İspanyol ve Portekiz şaraplarını kolay getirtiyor. Tesislerimiz her şey dahil sistemine dönünce bu işler daha da ölmeye başladı. Bu işleri daha önceleri hakkıyla yapanlar da, istikrarsızlıktan turizmden nefret ederek yaşamlarına ticari düşüncede devam ediyorlar."
Tepkiler bunlarla sınırlı değil. "Turizmin olmadığı Afyon'da Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu niye açılır?" eleştirime de, bu okulda okuyan Filiz Gümüş tepki göstermiş. "Turizm yok dediğiniz memlekette üç tane beş yıldızlı, bir tane dört yıldızlı, çok sayıda da iyi hizmet veren tatil köyü var. Aldığım eğitimin kalitesinden de şüphe etmiyorum" diyor.
Sektör kaynak ayırmalı
Mesele de bu ya... Bu "beş yıldızlı" otellerde başıma sık sık geldiği gibi, filtre kahve istediğinizde "Neskahve var efendim" deniyor. Barlarda neredeyse sadece rakı ve bira servis ediliyor, düzgün sunulmadığı ve kokteyl yapılması iyi bilinmediği için, bayatlamış birkaç eski likör şişesi, tezgah arkasındaki raflarda "figürasyon" yapıyor. Beyaz şaraplar neredeyse buzlanmış, kırmızılar ise hamam suyu sıcaklığında sunuluyor.
Türkiye turizmini geliştirecek, "paralı" turiste yönelecekse, bunun altyapısını oluşturmak zorunda. Devletin kıvıramadığı görülen bu iş için, bunun kaymağını yiyecek turizm sektörü de kaynak ayırmak ve öncülük yapmak durumunda... Yoksa bir şişe bile Fransız şarapsız, purosuz, konyaksız, filtre kahvesiz bol yıldızlı otellerimizde birbirimize bakar, büyük usta Çetin Altan'ın deyimiyle "Türke Türk propagandası" yapar dururuz...
|
|
|

|