|
 |
|
|
Küreselleşme tehdit mi?
Bu ay yayımlanan Uluslararası Para Fonu'nun çalışma kağıtları arasında gelişmiş ekonomilerde küreselleşmenin emeğin milli gelir içindeki payına etkisini inceleyen bir çalışma var. Anastasia Guscina'nın çalışmasının sonuçları oldukça ilginç.
1980'lerden sonra emeğin milli gelirden aldığı payda görülen gerilemenin devrevi bir sorun olmayıp yeni bir dengeyi ifade ettiği sonucuna varılmış. Sermaye teknolojilerinde yaşanan devrimle birlikte ortaya çıkan, üretim sürecinde sermaye yoğunluğunu artıran teknolojik gelişme karları artırıyor, ücretin payı ise düşüyor.
Sanayileşmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelerle ticareti arttıkça, gelişmiş ekonomilerde daha pahalı olan düz işgücü tasfiye oluyor. Bu ülkeler kalifiye işgücü kullanan sektörlerde uzmanlaşmak durumunda kalıyorlar. Gelir dağılımı bozuluyor. İstihdamı koruyucu politikaların etkisi ise azalıyor.Enformasyon teknolojilerinde yaşanan devrim ve küreselleşme, gelişmekte olan ekonomilerde verimlilik ve büyümeyi artırırken, emeğin bu pastadan aldığı payı düşürüyor.
Bırakınız yapsınlar...
Buradan Bruegel adlı düşünce kuruluşunun yayımladığı Harvard profesörlerinden Jeffry Frieden' in "Küresel Kapitalizm Bir Defa Daha Yıkılacak mı?" başlıklı konuşmasına geçelim.
Önce Pisani-Ferry'nin yazdığı önsözdeki istatistikleri aktarayım. AB vatandaşlarının yüzde 47'si küreselleşmeyi işini kaybetmenin, azalan ekonomik güvencenin ve artan eşitsizliğin nedeni olarak görüyor ve bir tehdit olarak algılıyor. Küreselleşmeyi bir fırsat olarak görenlerin oranı ise sadece yüzde 37. Fransa ve Yunanistan'da tehdit algılaması yüzde 70'lere tırmanıyor.
Frieden de konuşmasında küresel entegrasyon sürecinin sürüp sürmeyeceğini sorguluyor. Bu soruyu akıllarına getirmeyenlere de I. Dünya Savaşı sonrasında küreselleşen kapitalizmin yıkılışını hatırlatıyor. Bunun nedenini ise Keynes'in şu sözleriyle özetliyor: "Bırakınız yapsınlar ve serbest piyasa varsayımlarına dayanan ekonomi prensipleri ile, bu varsayımları hızla reddeden toplumları yönetmeye çalışmak".
Değişen ekonomik ve sosyal koşullar karşısında zarara uğrayan geniş kitleleri, eski ekonomi politikaları ile yönetmeye çalışmak çöküşü hazırlıyor.
Çözüm üretebilmek
Yüz yıl sonra küreselleşmenin geldiği noktada toplumlarda huzursuzluk yeniden artıyor. Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde refah artarken özellikle gelişmiş yörelerde ve ülkelerde insanlar işini kaybediyor, sanayiler tasfiye oluyor, eşitsizlik artıyor. Bu huzursuzluğu kavrayan siyaset ekonomide milliyetçi bir söyleme kayıyor. İki Dünya Savaşı arasında yükselen ekonomik milliyetçilik dalgasının yaşattığı yıkım unutuluyor.
Gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olmamıza rağmen, yanlış politika tercihleri nedeniyle, bizde de gelişmiş ekonomilere benzeyen bir süreç yaşanıyor. Kolaycı bir ekonomik milliyetçilik söylemi bizde de yükseliyor.
Oysa başarı, küreselleşmeden vazgeçmeden küreselleşmenin yarattığı sosyal huzursuzluğa çözüm üretebilen, küreselleşme ile milliyetçilik, sosyal reformlar ve piyasa arasında bir uzlaşma sağlayarak, geçmişte başarılı olan sosyal refah devleti modeline benzer etkili çözümleri küresel ve yerel ölçekte tekrar üretebilmekten geçiyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|