|
 |
|
|
Irak'ta kâbus
IRAK gittikçe daha tehlikeli noktalara sürükleniyor. Irak'taki üçlü bölünme derinleşiyor. ABD'nin askeri gücü Irak'taki gidişatı yönlendirmeye yetmiyor!
İran'la Iraklı Şiiler arasındaki duygudaşlığın siyasileşmesini ve Arap milliyetçisi Suriye ile Iraklı Baasçıların dayanışmasını önlemeye de ABD'nin gücü yetmiyor.
PKK, Kandil Dağı'nda kökleşmiş durumda; çevredeki Kürt köyleriyle, sivil halkla iç içe yaşıyor.
ABD bir de PKK ile uğraşmak istemiyor, üstelik PKK'yı İran'a karşı kullanmak gibi hesaplarının olduğu da seziliyor!
Türkiye'nin bölgede siyasi etkisini artırması için Arap ülkeleriyle ve bilhassa İran ve Suriye ile yakın temasta olması, hatta ortak stratejiler geliştirmesi lazım. Ama İran ve Suriye ile ABD arasında tırmanmakta olan gerilim, böyle ortak stratejiler geliştirilmesini çok zorlaştırıyor!
Türkiye için çok zorlu geçecek bir senenin işaretleridir bunlar.
Herkesin hesabı var
Bush'un Suriye'yi ağır bir şekilde suçlamasının hemen ertesinde Talabani, elbette hem Irak Devlet Başkanı hem Kürt lideri olarak, Şam'a gitti, Beşar Esad'la kucaklaştı! Gerçi gezi önceden planlanmıştı ama mesajlar da içeriyordu: Kürtler ABD ile tam işbirliği halindeler ama ABD yine kendilerini yüzüstü bırakırsa diye bu tür temaslara önem veriyor.
Suriye de Bush'un yıllardır süren tehditlerine rağmen Irak Devlet Başkanı Talabani ile kucaklaşmak suretiyle 'bölgede ben de varım' diyor.
Kürtlerle İran arasındaki ilişki de böyle. İran sadece Şiilerle değil, bilhassa Iraklı Sorani Kürtleriyle 'gayri resmi' yoğun temas halinde. İllegal ticaret Kürtlere büyük lojistik sağlıyor. İran bu şekilde Kürtleri, Şiiler lehine olacak bir pozisyonda tutuyor! Talabani'nin bir buçuk ay önce de Tahran'da Ahmedinecad'la kucaklaştığını unutmayalım!
Türkiye bu son derece oynak bölgede böyle esnek, her ihtimali öngörerek geniş yelpazeli bir politika izleyebiliyor mu?
Bazı sıkıntılar var. Irak Devlet Başkanı Talabani'nin Ankara'ya çağrılması konusunda Dışişleri ile Çankaya arasında görüş birliği yok; onun için çağrılamıyor!
Ankara 'yönetebilir' mi?
Türkiye Özal döneminden beri istikrarlı bir Kuzey Irak ve Kerkük politikası oluşturamadı; çünkü görüş birliği sağlanamadı! Türkmenlere indeksli bir politikadan artık Türkmenlerin de "Türkiye askeri müdahalede bulunmasın" diye konuştuğu bir noktaya geldik!
Talabani ve Barzani'ye silah dağıttık, ardından kapıları kapattık!
Irak'la ilgili sorunlar Türkiye için son derece duygusal niteliklere de sahiptir; o yüzden iç politikada duygu sömürülerine de müsaittir. Yapılıyor da zaten...
Unutmayalım, Lozan'da çizilemeyen tek sınırımız Irak sınırı idi! Seksen yıl boyunca da daima hassas olarak kaldı! Bir süredir terörle ve sınır tehdidiyle çok tehlikeli bir süreç gelişiyor!
Türkiye için en kötü durum, son derece esnek ve dinamik politikalar izlemek gereken bir süreçte Ankara'nın karar alamaz durumlara, kilitlenmelere sürüklenmesidir!
Bir de 2007'de cumhurbaşkanlığı seçimlerini krize dönüştürüp genel seçimlerde sandıktan istikrarsızlık çıkararak "yönetemeyen demokrasi"ye mahkûm olduğumuzu... Irak'a dönük çıkarlarımızı savunmada dünyada yalnızlığa sürüklendiğimizi düşünün!
Düşünmek bile istemiyorum.
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|