|
 |
|
|
Devletin kini olmaz
İnsanlar kin güder, intikam almak ister. Ama devletler kin güdemez, intikam peşinde koşamaz
tubakyol@yahoo.com
Ben "Gülünün Solduğu Akşam"ı evde bulup okuduğumda 14 yaşındaydım. Kitap bittiğinde kendi gözyaşımda boğulacağım sandım. Annemlere koştum. "Öldüler, öldüler..."
Nasıl ağlıyorsam artık, annemle babam kavga ettiler:
- Bu kitabı okumasına sen mi izin verdin?
- Yoo... Sen niye dikkat etmiyorsun hangi kitabı okuduğuna?
Ben hâlâ hıçkırıyordum. "Öldüler..."
Sonra başka kitapların sonunda Menderes'lerin idamlarına da ağladım.
Şimdi "Hatırla Sevgili"yi izlerken de gözlerim doluyor o mahkeme sahnelerinde...
Çavuşesku kurşuna dizildiğinde de içim sızlamıştı.
Ve Saddam'ın idamı...
Televizyonlarda o görüntüler bin kere döndü, bin kere üzüldüm ben.
Saddam'ın idamı hak etmediğini düşündüğüm için değil.
Bazı insanların ölmeyi hak ettiğini düşünebilirim ben. Çocuklara tecavüz edenlerin, hatta tüm tecavüzcülerin, katillerin, seri katillerin, Saddam gibi canilerin...
Ben öldürülmelerini isteyebilirim.
Büyük kalabalıklar onların öldürülmesini isteyebilir.
İnsani bir şey bu. İnsanlar kin güder, intikam almak ister.
Ama devletler kin güdemez, intikam peşinde koşamaz.
İdam cezası işte bu yüzden yanlış!
Bülent Ersoy dayak yiyecek kadın mıdır?
Bülent Ersoy'un eski kocası Cem Adler, evlilikleri esnasında onu dövdüğünü açıkladı.
Dövmüş müdür?
Yıllar evvel, henüz Adler ile Ersoy evliyken dinlediğim bir dedikodu var. Bana bir arkadaşım anlatmıştı. Ona da bir arkadaşı anlatmış. O arkadaş da bizzat şahit olmuş sözde. Dedim ya dedikodu.
Fıkra gibi okuyun yani. Bülent Ersoy'la Cem Adler'i boy pos endamlarıyla da gözünüzün önüne getirerek bir zahmet.
Cem Adler bir gün sinirleniyor. Bülent hanıma, pat, bir tokat atıyor. Bülent hanım çıtı pıtı bır kız edasıyla "Ay ay ay" diyor. Yüzüklerle bezeli elini zarif bir jestle başına doğru kaldırıp başını hafifçe geri atıyor.
Cem Adler biraz daha sinirleniyor. Şak, bir tokat daha atıyor. Bülent hanım hâlâ kocasının öfkesi karşısında sinik, güçsüz, küçük han'fendi. Yine "Ay ay ay" diyor. Yine yüzüklerle bezeli elini zarif bir jestle başına doğru kaldırıp yine başını hafifçe geri atıyor.
Cem Adler iyice sinirleniyor. Şrakk, bir tokat daha atıyor.
Bu tokat biraz sert mi oldu ne.
Bülent hanım tüm heybetiyle doğruluyor. Kolunu kaldırıp yüzüklerle bezeli elini bu kez sertçe Adler'e doğru sallayarak sesinin tüm kuvvetiyle "Aaaaaaaaaaa" diye bir başlıyor -ki bu "a" tahmin etmekte güçlük çekmeyeceğiniz bir erkek küfrünün ilk harfi!
Yaramaz küçük çocuklar...
Cuma günü vizyona giren "Little Children / Tutku Oyunları"nda, evli ve çocuklu bir kadının, evli ve çocuklu bir erkekle yaşadığı "yasak" aşkın yanı sıra bir teşhircinin de hikayesi anlatılıyor. Ronald bir çocuğa cinsel organını gösterdiği için tutuklanmış, şartlı tahliye olmuş.
Çevrenin ona bakışı, davranışı da hoş değil ama film esnasında görüyoruz ki o da pek uslanmış değil.
Ronald sempatik bir karakter değil yani, hiç değil.
Kendi ifadesiyle "psikoseksüel bozukluğu var".
Kısaca... Sapık!
Yine de filmin sonunda "uslu çocuk" olmak için...
Seyir zevkinizi kaçırmayayım da...
Çok da kızsa, hadım edilmeli de dese, ölmesini bile istese; olan olup bitince, "Oh oldu" diyemiyor insan.
Filmdeki en kızgın karakter bile diyemiyor.
Üf be, amma zor bir iş yapıyor film eleştirmenleri. Size ipucu vermeden iki satır yazacağım diye nasıl çırpınıyorum, hale bak!
Diyeceğim şu: "Düzen" dediğimiz şey, yaşadığımız şu medeni hayat, bazı arzuların hadım edilmesiyle sağlanabiliyor ancak.
Evliliklerin bir başkasıyla cinsel ilişkiyi yasaklaması da bir tür hadım değil mi?
"Tutku Oyunları" daha tutkulu bir isim olsa da filmin orijinal adının "Küçük Çocuklar" olmasında bir mana var. Çünkü filmdeki karakterler yaramazlık yapıyorlar. Henüz büyümemiş, bazı arzularını hadım ederek düzene uyum sağlamamışlar.
* * *
İdam cezası da insanların öldürme arzusunun legal hali.
Eğer öldürmeye karşıysak, bu arzu da hadım edilmeli.
"Ashley tedavisi" mi?
Zihinsel ve bedensel engelli Ashley dokuz yaşında ve hep dokuz yaşında kalacak. Boyu uzamayacak, göğüsleri çıkmayacak. Artık bir rahmi yok, asla regl olmayacak.
Ashley'cik hadım edildi.
O artık hep çocuk kalacak.
Ve bu yönteme "Ashley treatment" adı verildi, "Ashley tedavisi"...
Bu yöntem iyi midir, kötü müdür, Ashley için iyidir ama başkaları tarafından kötüye kullanılması mümkün müdür...
Hepsi bir yana da bu yöntem bir "tedavi" değildir.
Bunun bir "tedavi" olduğuna karar verildiği gün; çok fazla çocuk olur dünyada, bir sürü Ashley...
Fark göremiyorum ya sen?
"Cumhurbaşkanlığı için kadın adayı destekleriz" ne demek? Mehmet Ağar böyle bir açıklama yaptı. Pek modern bir cümle gibi duruyor değil mi? Demek Türkiye'de kadınların güçlenmesini istiyor Ağar. Her kim olursa olsun, yeter ki kadın olsun, Mehmet Ağar destekleyecek.
Niye?
Kadınların, ne bileyim bir politik görüşü, bir duruşu, karakteri vs. yok mu? Hepsi birbirinin aynı mı?
Tansu Çiller başbakan olduğunda nasıl sevindiğimiz sır değil. Türkiye'nin bir kadın başbakanı olmuştu, az mı? Sonra gördük işte, kadın olmak tek başına öyle çok da bir şey ifade etmiyordu. Mühim olan nasıl bir başbakan olduğuydu. Ve Tansu Çiller de güzel kadındı, hoş kadındı, sarışın kadındı ama öyle en şahanesinden bir başbakan değildi.
* * *
Ben de bu görev için bir erkek adayı destekliyorum.
Yok nasılsa hiçbirinin birbirinden farkı!
|
|
|

|