Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Ocak 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Bir gecede dokuz yere giderdim. Ne Beykoz çayırı kaldı ne de Eyüp'te sünnet düğünü"
"Mafya da gelir, saygıyla dinlerdi"

Ona "hanımefendi sanatçı" derlerdi. Ailemizin şarkıcısı... Nesrin Sipahi'nin yıllar sonra yeni bir albümü çıktı. CD'yi arabada dinlemeye başladım, bir daha da bırakamadım. Kapısını çaldım. "Hanımefendi sanatçımız" beni gerçek hanımefendiliğiyle büyüledi. "Avuçlarımda Hâlâ Sıcaklığın Var" şarkısını, çay ve kurabiye servisindeki anaçlığını, Nişantaşı'ndaki o güzel evi aklımdan atamıyorum...

FATİH TÜRKMENOĞLU

Yaptığı işi sonuna kadar iyi yapan ama bununla hiç böbürlenmeyen insanları çok seviyorum. Hatta önemsemeyen; gündelik hayat dertleriyle daha çok haşır neşirmiş gibi görünen.
"Canisi şu örtüyü toplayıver bi'tanem" diye kocasıyla konuşuyor Nesrin Sipahi. "Canisi", "canımın içi" anlamında, aralarında kullandıkları bir kısaltma. "En büyük Beşiktaş, gittin Fener'in şarkısını okudun, yazıklar olsun sana" diye bağrıyor "canisi".
Yüksek tavanlı Nişantaşı apartmanında; "apartman" diyorum ama daire anlamında; bir yılların starı ve kocasıyla saatler geçiriyorum. Siyah-beyaz bir Fransız filmi tadında, uzun konuşmalar ve yavaş kamera hareketleriyle onları izliyorum. Birlikte geçirdikleri "gece gündüz 50 sene, eder sana 100 sene!"yi; eski gazinoları, oğullarını, torunlarını, yurtdışı konserlerini sindire sindire dinliyorum.
Yaptığı işi çok iyi yapıp sonra da elinin tersiyle itiveren insanlara hayran olmamak elde değil. Nesrin Sipiahi ve Aldemir beyi sevmemek mümkün değil...

Kırımlısınız sanırım.
Evet, hem annem hem babam Kırım Tatarı. Gerçi ikisi de İstanbul'da doğmuşlar.

Ailenizde başka sanatçılar da yetişti mi?
Abim Nihat Akçan devlet tiyatrosu sanatçısı. Yıldız Kenter'le evliydi, geçen yıl kaybettik.

Sizin sesinizin çok geniş bir oktava sahip olduğu söylenir hep.
Batı standartlarında sopranoyum ben. Ama mezzosoprano ve koloratur soprano parçalarını da okuyabiliyorum. Sesimin tizini de pesini de kullanabiliyorum. Doğru, geniş bir sesim var. Bu da herhalde bir şöhret kazandırdı bana.

Hâlâ söylüyor musunuz?
Pek değil. Ben o kadar çok çalıştım ki... Gece-gündüz çalıştım. Gazino biterdi, ekstraya giderdim. Bir gecede dokuz yere gittiğimi bilirim. Ne Beykoz çayırı kaldı ne Eyüp'te sünnet düğünü...

Ve bıktınız!
Hem de çok. O zamanlar köprü de yok. Karşıya geçmek için arabalı vapur bekliyoruz falan, çok zorluk çektik anlayacağınız.

Onlar 100 yıldır evli
İyi para kazanmış olmalısınız. "Assolist" demek, biraz da zenginlik demek, değil mi?
İnanın değil. Sadece iki daire aldım, üstelik babamdan da kalan bir şeylerim vardı. Ha, ben bütün bu yıllar içinde, elime hiç para almadım. Bütün parayı eşim alırdı. Onun da eli çok açıktır. Ama bakın şimdi kuaför var, terzi var, şoför var, ses telleri kontrolü için doktorlar var... Elbiselere servet yatırdık vallahi...

Hep assolist mi oldunuz?
Evet, hep assolist oldum. Bir tek Zeki Müren'in "solist altı" oldum. O da kendi aldığı parayı bana da verdirtti.

Ve siz o efsanevi eski gazinolarda yıllarca çalışmaya devam ettiniz.
Her zaman kolay değildi tabii. Matineler, içkisiz aile günlerinde sorun yoktu ama geceleri böyle mafyalar falan da gelirdi. Ama bana hiç ters bakan olmadı, hepsi saygıyla dinledi, ceketlerinin düğmelerini ilikledi. Yukarıda Allah var, hiç kötü bir şey yaşamadım ben.

Çalışmaktan zevk aldığınız gazinolar da olmuştur herhalde.
Ben ilk Göl'de çalıştım, Ankara'da. Orası şimdi evlendirme dairesi olmuş. Müşteriler Meclis ağırlıklıydı. Mebuslar "Nesrin hanım, siz varsınız diye kızlarımızı da getirdik" derlerdi.

O ortam, sizin Radyoevi konserlerinden çok da farklı değilmiş gibi.
Aynen. Etrafımızda kötü insanlar vardı, hem de çok vardı. Ama dedim ya, bana hiç bulaşmazlardı. Bir defa yanımda hep eşim vardı. Biz 50 yıldır evliyiz, 50 yıldır gece ve gündüz beraberiz. Bence bu 100 sene eder... Bütün işlerimizi birlikte yaptık.

"Odeon'da 500 şarkım var"
Nesrin hanım siz hem pop müzik, tabii devrin pop müziği, hem de Türk sanat müziği parçaları seslendirdiniz ve her iki türde de çok sevildiniz. Bu durum dinleyiciler açısından kolay kabul edildi mi?
Evet. Batı müziği eğitimi de aldığım için hiç zorlanmadım. Şimdi aklıma ne geldi: Selmi Andak "Nesrin Sipahi Batı müziği ve Türk sanat müziği arasında bir köprüdür" der. Mesela benim yaptığım "Sen İstedin" büyük hit olmuştu. "Kara Mehmet" de öyle. Bunlar da gayet pop parçalardı.

Daha çok sevdiğiniz şarkılar olmuştur tabii.
Sevmediğim şarkılar da oldu bazen, onları hiç repertuvarıma almamaya çalıştım. Düşünsenize, sadece Odeon'da kayıtlı 500'den fazla şarkım var, hepsini de aynı şekilde sevmiş olmam olanaksız. Bir tarihte zorla "Mahbube" diye bir şarkı yaptırdılar, aman Allah, nasıl kötü bir şarkıydı... Ama ne oldu biliyor musunuz? Şarkı tuttu!

Sahnede de her gece "Mahbube"yi söylemiş olmaktan pek memnun olmamışsınızdır!
Ay neler isterlerdi... Hepsini de söylerdim, ne yapacaksınız, mecburen. O zamanlar radyo, konservatuvar gibiydi. Sabah 09.30'da dersler başlardı, öğlen 12.30'da yayına giderdik. Akşamüstü yine dersler olurdu. Bu disiplinli, gerçek sanat yapılan ortamlarda çalıştım ben. Çok çalıştım ama mutlu oldum. Bu yüzden de gazino ortamları pek bana göre değildi.

Yine de ne çok anı birikmiştir gazino sahnelerinden...
Neler neler... Bir tarihte İzmir Fuarı'nda çalışıyorum. Herhalde 1968 yılıydı. Azerbaycanlı bir operatör gelmiş, adı da İbrahim Topçubaşı. O da müşterilerden biriymiş o gece. Benim de repertuvarımda Azeri bir şarkı var, onu söyledim. Program bitti, adam kulise gelmiş, "Benim şarkımı çığırırsınız" diye gürlüyor. Çok mutlu olmuş, meğer benim söylediğim şarkının bestecisiymiş! Rusya'ya konsere gitmemiz için çok uğraştı.

Gittiniz mi?
O sefer değil. Taşlık Gazinosu'nda çalışıyordum, Fahrettin Aslan izin vermediği için gidemedim. Arada Dışişleri Bakanlığı var, bütün organizasyon kaldı. Cevdet Sunay o devrin cumhurbaşkanı, bana bir zılgıt çekti, "tamam" dedim. Program biter bitmez gittik.

"Film çektiğime pişman oldum"
En son ne zaman sahneye çıktınız?
1991'de. Sahneler aynıydı, ilk çıktığım yıllarda da, son zamanlarda da hep aynıydı. Ankara, İzmir, İstanbul; o dönemin bütün gazinolarında çalıştım. İstanbul'da Kazablanka, Maksim, sonraları Çakıl ve Gar. İnanır mısınız, cumartesi akşamları iki gazinoda birden çalışırdık, hem de matine-suare. Şimdi "Lanet olsun" diyorum.

Hiç film çevirdiniz mi?
Bir tane, onu da çevirdiğime pişman oldum. Tamer Yiğit'le oynuyorduk. Sevgiliyiz, yönetmen Nejat Saydam "Sarılın!" diyor, benim kalbim duracak gibi. Aldemir yanımda, soluğunu duyuyorum.

Sonrasında teklif geldi mi?
Geldi, "Aman eksik kalsın" dedim! Gerçi kendimi izledim, fena oynamamışım. Hatta o zamanın kriterlerine göre tabii oynamışım falan ama boş ver.

Şimdi son albümünüzle torununuz arkadaşlarına hava atacak.
Yaa, bilmiyorlarmış meğer. Ben şöhreti önemsemediğim için bizimkiler de önemsemez. Oğullarım bile söylemez. Torunuma bir arkadaşı "Meğer senin babaannen Nesrin Sipahi'ymiş, neden bize söylemedin?" diye sitem etmiş...

Belki şimdi yeni şarkılardan da bir albüm yaparsınız Nesrin hanım?
Yok, rahatımı bozmayın! Eskiden eğlence yoktu, plaklar şakır şakır satardı. Bizim Odeon'un sahipleri çok muhterem insanlardır. Hiç kazık yemedim, satışlardan gelen yüzdeyle bu evi aldım. Çocuklar büyüdü, benim de işim bitti...

"Ön plana hep ailemi koydum"

Şimdi neler yapıyorsunuz?
Hiçbir uğraşım yok. Bir kitaba başlıyorum, onu bile okuyamıyorum. Vakit bulamıyorum... Yardımcım yok, her işimi kendim yapıyorum, hiçbir uğraşa vakit bulamıyorum.

Müzik camiasından görüştüğünüz dostlarınız yok mu?
Pek yok. Gönül Yazar'la selamlaşırım. Onun da masası vardı mesela. Arkadaşlarına telefon açıp "geleceksiniz" derdi, gelirlerdi. Ben kimseyi arayıp "gelin" demedim. İki oğlumu büyüttüm, şimdi de evde oturuyorum gördüğünüz gibi.

Zamanında kimlerle çalıştınız?
Fatma Girik'le mesela. İlk sahnesi benimleydi. Türkücüler sahneye çıktı mı inmek bilmezlerdi. Fatma Girik "Bunlar sahneye 404'le yapışıyorlar" derdi... Nebahat Çehre'yle İzmir Fuarı'nda çalıştık, çok hanımefendidir. Erol Büyükburç ve Emel Büyükburç'la çok çalıştık.

Erol Büyükburç nasıldı?
O biraz sorunluydu. Deli kerata; çok şeker çocuktur, çok iyi müzisyendir. Geç gelip sahneyi bekletirdi, sonra da inmek bilmezdi...

Yurtdışında da çok konserler vermişsiniz, değil mi?
Avrupa'nın her yerinde, Suriye, Ürdün, Fas, Tunus, Avustralya... Rusya'da 35 gün kaldık. Almaata, Batum, Soçi; oralar o zaman hep Sovyetler Birliği idi. Bakü'de üç konser verdim. Rusça da okudum, "Kalinka'yı ancak Çarlık Rusya'sında böyle okurlardı" dediler. Ermenilerin yoğun olduğu bölgelerde Ermenice şarkılar okudum, gelip boynuma sarılıyorlardı. Rusya'da "Yılın yabancı şarkıcısı" seçildim.

Yine de hep "aile sanatçısı" oldunuz, şöhretle aşk yaşamadınız.
Ben ön plana hep ailemi koydum. Derdim çocuklarımı okutmaktı. Bahsedilmek için özel bir çaba sarf etmedim.

1953 yılında Ankara Radyosu'nda başladı

Nesrin Sipahi 29 Kasım 1933'te İstanbul'da doğdu. Üst düzey memur olan baba ve ev hanımı annenin en küçük çocuklarıydı. Bakırköy Kız Ortaokulu'nu bitirdikten sonra Amerikan Kültür'de İngilizce öğrendi. Devrin en önemli müzik hocalarından Mari Papazyan ve Ahmet Nuri Canaydın'dan müzik dersleri aldı. İstanbul Radyosu'nda şarkılar söylemeye başladı. Hamiyet Yüceses ve Zeki Müren'in de hocası olan Şerif İçli'yle çalıştı. Ankara Radyosu'nun sınavlarını kazandı ve 1953 yılında "memur sanatçı" olarak Radyo'ya başladı. Sayısız albüm yaptı, birçok ödül kazandı. Türkiye'yi defalarca yurtdışında temsil etti. 1986 yılında devlet sanatçısı seçildi. 50 yıldır Aldemir Sipahi ile evli. İki oğlu, bir de torunu var.


PAZAR
"Kınalı Kuzum, Mithat Can'a doğum günü hediyemdi"
Bu kalp 200 dansçı sayesinde atıyor
"Mafya da gelir, saygıyla dinlerdi"
"Düğümün son halkası"
Dizinin masallarla ilgisi yok ama kitabın satışı patladı
İş yemeklerinin popüler mekanları
Nostradamus Segolene'e karşı
Müzisyen, Karadenizli ve devrimci
Geceleyin Bursa'da (2)
Bursa-Londra komşi hattı!
Sahra Çölü'nde bir bayram
İstanbul surlarında gezinti
Melek besinler ve faydaları
Devletin kini olmaz
"Alışverişsiz tur olmaz"
Bir dokunduk, bin ah işittik





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Fatih Türkmenoğlu
Mehmet Yalçın

© 2006 Milliyet