|
 |
|
|
Antalya Antalya'ya karşı
Şu Efes ve Antalya'daki Cup'ı... 5-6 senedir yapılıyor.
100 küsür ülke yayınlıyor.
Mesela Eurosport bile, mesela El Cezire bile...
O dünlerde 100-150 takım geliyordu Antalya'ya, bu günlerde 1000-1500 takım.
Antalya artık, bir Futbol-City.
Ve...
Bir rant oluştu ya.
Ne olduysa bundan sonra oldu.
Bu sene Büyükşehir Belediyesi sahayı, Efes Cup'a vermedi, bir otelin sahasında oynandı maçlar.
Ve...
Antalya'da başka bir Cup organize edildi, Antalya Cup...
Açılış maçında, 4 biletli seyirci vardı.
Sadece, Fenerbahçe'nin oynadığı 2 maç yayınlandı.
* * *
Gelelim sadede...
Biz iyi giden bir şeyi, bir şekilde bir şeyler yapıp bozarız.
Biz böyleyiz, kafamız buna çalışır.
Ve...
Açık açık hatta açık saçık...
Ne Efes, ne Efes'in Cup'ı, ne de Antalya'nın yeni Cup'ı.
Hiçbiri çok da fazla ilgilendirmiyor beni, bana ne, bana mı sordular bu işlere girerken?
Kendi başlarına da çıksınlar.
Çıkarlar da...
Beni ilgilendiren Antalya.
Dünya turizminde bir marka ve ciddi bir marka bu şehir.
Bu markaya en büyük zararı da Antalya veriyor (Antalya ismini Büyükşehir Belediyesi koruma altına almalı).
2 değil, 22, hatta 222 turnuva bile yapılabilir orada, eğer zemin varsa, zaman varsa.
Kime ne?
Bana ne?
Ve...
İki turnuva birleştirilip, daha güçlü bir organizasyon oluşturulabilirdi, mesela 3 İstanbul büyüğü hiç olmazsa tatilde buluşturulabilirdi.
Antalya'nın, 100'er senelik bu 3 markaya ihtiyacı da var.
Olmadı.
Yazık oldu.
Ve...
Antalya ve imajı kimsenin umurunda değilse, Büyükşehir Belediyesi'nin bile umurunda değilse...
Ne diyebilirim?
Belki, sadece bunları işte.
* * *
Talya Oteli önce Antalya Oteli olarak açılmıştı.
Yanlış hatırlamıyorsam bir Antalya Oteli daha vardı, ismini tescil de ettirmişti, mahkemelik oldular.
Sonra yine yanlış hatırlamıyorsam, Rahmi Bey (Koç) Antalya'nın "An"ını attı Talya'sını bıraktı.
Sonra Talya bir marka oldu, sonra önüne başka bir markalarını, Divan'ı koydular, sonuna da şehrin ismini.
Divan Talya Antalya oldu.
Üç güçlü marka birleşti, üçü de değerinden bir şey kaybetmedi, hatta kazandı, birbirine de kazandırdı.
Ve...
Antalya'nın Antalya'ya yaptığını; turizmdeki rakipleri İspanyol'un, İtalyan'ın, Yunan'ın Antalyalar'ı yapmaz.
Bu kadarı da rakibimize ayıp olur diye.
Ve...
Bilmem anlatabildim mi?
Ve...
Tabi bence.
Hikayenin sonu hep hikaye
"Hamit ve Yıldıray" denince artık fenalık geliyor bana.
Hem de fena halde fenalık geliyor.
Her sene aynı hikaye, sonu da hep hikaye.
Terim'in 30 küsuründe aldığı Meksikalı stopere benzeyecek herhalde onların da sonu.
"Paramız bu yaşında almaya yetti" demişti, "yine alamasaydık, 40 küsuründe alacaktık."
Evet Hamit ve Yıldıray'ın Galatasaray'a transferi sıktı artık, hem de fena halde sıktı
Ve...
Şu Hamit'i bugün alamazlarsa ne zaman alacaklar Allah aşkına?
Haziran'da serbest kalıyor.
Schalke'nin eli kolu bağlı, parayı verirsen verecek.
Üstelik kulübün başkanı Galatasaray Başkanı'nın dostu, bizimki onların onur üyesi, onun şehri kardeş şehrimiz.
Emiş kamış olmuşlar.
Zırt pırt buluşup, yiyip içiyorlar, bu işi bu durumda bile bitiremezlerse ne zaman bitirecekler?
100 yıllık Galatasaray'ın bu en "transfer beceriksizi" yönetimi, bu transferi de beceremeyecek belli ki.
Becermeleri de gerekmiyor.
Galatasaraylı yönetiminden transfer filan beklemiyor, yıldız alamayacaklarını biliyorlar, sıradan oyuncuyu da onlar istemiyor.
Biri çıkıp "paramız yok, bu gençlerle oynayacağız" dese kimsenin gıkı da çıkmayacak.
Mesela Büyükşehir'deki kiralık sağ bek Erkan...
Herkes ondan bahsediyor, teknik direktörü Abdullah Avcı "şu anda Galatasaray'da banko oynayacak durumda" diyor.
Onu bile alırken zorlanır Galatasaray Yönetimi.
Kendi oyuncularını geri alırken bile.
Biri bir noktayı, bir virgülü yanlış bir yere koyar, Erkan ömür boyu valla belediyecilerde kalır.
Ve...
Tabi bence.
Ve...
Schalke Başkanı gülerek Hamit'in formasını hediye ediyor Galatasaray Başkanı'na.
Galatasaray Başkanı da ayıp olmasın diye herhalde gülerek alıyor o formayı.
Bir de "Forması geldi, inşallah kendisi de gelir" demez mi Özhan Bey.
Galatasaraylılar da tutamıyor kendilerini artık.
Katıla katıla gülüyorlar.
Zavallılar, naapsınlar?
Ellerinden bir şey gelmiyor ki.
Selahattin abi ve ben
Selahattin Abi (Duman) anlattı...
Antalya'da, kaldığı otelin garsonlarıyla bir grup spor yazarı-çizeri maç yapmışlar.
Her gün Gerets'e, Tigana'ya, Zico'ya futbolun nasıl oynanması gerektiğini anlatanlar, fark yemişler.
Garsonlar ve komiler, futbolun bütün gereklerini yerine getirmişler sahada.
Tek pas, toplu hücüm, toplu müdafa...
Boş alanlara kaçmışlar, ayaklarında top tutmamışlar, alan daraltmışlar...
Çapraz koşular yapmışlar, kanatları kullanmışlar...
Pres bile yapmışlar.
Bizimkilerden topu alan, 3 kişinin arasına dalıyormuş.
Anlatan da Selahattin Abi olunca, yattık yerlere.
Gözümüzden yaşlar geldi.
Ve...
Laf ona gelmişken...
Ya da...
Ben lafı bilerek ona getirmişken.
Şu Selahattin Abi ne adam ya.
O bir usta ve bir fenomen ve bende ne buldu, ne buluyor bilmiyorum.
Ve...
Bizim meslekte "usta" denince benim anladığım, onlardan uzak durmam gerektiği.
Aman aman aman aman.
Ne olur ne olmaz?
Ama onla her gün daha çok yakınlaşıyoruz birbirimize.
Ve...
Ustanın böylesi canımı yesin.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|