Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 21 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bu noktaya bir anda mı gelindi!


Hoşgörü sınırları artan bir şekilde zorlanıyor. Hem de hoşgörüye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde. Hem de hoşgörüyü en fazla koruması, kollaması ve bir yaşam tarzı olarak kabul ettirmesi gerekenler tarafından.
Kim bunlar? Siyasetçiler, medya, spor kulüpleri, yargıçlar, aydınlar başta olmak üzere toplumun her kesimi.
Geçen hafta, CHP lideri Deniz Baykal'ı konuk ettiğimiz Genç Bakış programında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Baykal arasındaki söz düellosunu ekranlara getirdik. 80'li yılların başındaki Demirel-Ecevit tartışmalarını gölgede bıraktı.
Bu görüntüler madalyonun sadece bir bölümü. Futbol kulüpleri arasındaki tartışmalara, medyadaki mafya dizilerine, üniversiteler ile hükümet arasındaki kavgaya, aydınların birbirlerine yönelttikleri suçlamalara ve yargının aldığı kararlara bakın yeter.
Üniversite kazanının fokur fokur kaynadığını daha önceki yazılarımda dile getirmiştim. Toplumun en tepesindeki bu kutuplaşma ve üslup gerginliği gençleri fazlasıyla etkiliyor. Tahammülsüzlükleri giderek artıyor. Sonuçta aynı şeyi söyleseler de birbirlerini dinlememeyi, birbirlerini susturmayı sanki bir marifet sayıyorlar. Hepsi böyle mi, elbette hayır. Ama o miniminnacık azınlığın verdiği görüntü tüm üniversiteyi, tüm üniversitelileri ve toplumu etkilemeye yetiyor da artıyor.
Tek tek konuştuğunuzda hiçbir art niyetlerinin olmadığını görüyor ve inanıyorsunuz. Ama farklı görüşlere karşı öylesine önyargılılar ki, bu bir anda parlamalarına yetiyor da artıyor. Sonunda doğru davranmadıklarına kendileri de ikna oluyorlar. Ama iş işten çoktan geçmiş oluyor.
Üniversite yöneticilerinin, YÖK ve hükümet ile aralarındaki gerginlikleri buzdolabına kaldırarak öğrencilerle daha yakından ilgilenmelerinin zamanı geldi de geçiyor...

Kutuplaşma artıyor
Gençlerin ve toplumun eğilimlerini ya da bakış açılarını irdeleme açısından, yaşadığımız tecrübeler çok önemli ipuçları veriyor.
Yazdığımız herhangi bir yazı ya da bir program nedeniyle, kendinizi bir anda çok farklı kutupların içerisine itilmiş buluveriyorsunuz.
Programınıza hükümetten bir konuk çıkardığınızda, anında iktidar yandaşı damgası yiyiveriyorsunuz. Aynı şekilde konuğunuz muhalefetten biriyse, hemen o anda demokrasi düşmanı ya da milli irade karşıtı olabiliyorsunuz.
Gündemin biraz dışına çıkıp magazinel bir konuğunuz olduğunda ya da iş dünyasından birine ev sahipliği yaptığınızda ise yediğiniz damganın şekli başka bir yöne kayıveriyor.
Oysa biz aynı biziz. Arkadaşlarımızla konuk seçimi için toplandığımızda, daha sonra bize yöneltilen suçlamaların yüzde biri bile aklımızın ucundan geçmiyor. Ya da bir yazıya başlarken, sonrasında gelen eleştirilerin bu noktaya geleceğini tahmin etmeniz mümkün değil.
İnsanları değerlendirirken, birkaç sözüne ya da birkaç hareketine bakarak yargıya varmak hataların en büyüğü olur. Söz konusu kim olursa olsun, genel bir kanıya varmak için uzun uzadıya gözlemek gerekiyor. Daha da önemlisi, o anki tavrın, nasıl bir olay karşısında alındığını irdelemek en doğru olanı. Şiddet ise hiçbir zaman çare olmamalı!..
Hemen her konuda olduğu gibi insanları, fikirleri ve icraatları değerlendirme konusunda da çok hızlı karar veriyoruz. Bu belki de içinde bulunduğumuz Bilişim Çağı'nın yarattığı en büyük handikap. Eskiden bir mektup için günlerce, bir telefon bağlantısı için saatlerce sabırla beklerken, şimdi internet başında üç beş saniyelik bir gecikme sabrımızın taşmasına yetiyor da artıyor.
Özetin özeti: Tarihin her döneminde olduğu gibi, bizi ya da başkalarını, hep bir yerlere sürüklemeye çalışanlar olacaktır. Ama biz bu filmi defalarca gördük. En azından bu kez kapalı gişe oynamasına müsaade etmeyelim...

aguclu@milliyet.com.tr








Çetin ALTAN
Acı
Her hafta sonu geldiğinde, pazar sabahı Türk ...
Melih AŞIK
Tetiğin arkasındaki
Alçakça cinayet Türkiye'yi dünyanın gözünde b...
Fikret BİLA
Hrant Dink'i kimler öldürttü?
Hrant Dink'i tanımazdım. Kurucusu olduğu Agos...
Hasan CEMAL
Hey sen, eline kan bulaşan!
Hey sen, eline kan bulaşan! Sen değil misin? ...
Güneri CIVAOĞLU
Kan kültürü
Hrant Dink o rezilce cinayetten sonra yerde y...
Can Dündar
Aziz Nesin'in aşk mektupları nasıl yakıldı?
Allah gecinden versin: Ölürseniz arşiviniz s...
Abbas GÜÇLÜ
Bu noktaya bir anda mı gelindi!
Hoşgörü sınırları artan bir şekilde zorlanıyo...
Metin MÜNİR
Eğer bir şey hakkında konuşulamıyorsa
Uykusuzluğa en iyi çare bol bol uyumaktır. ...
Hasan PULUR
Kim bu demokrasi karşıtı...
"BİR düzen panayırıdır demokrasi, beğen beğen...
Erdoğan SAĞLAM
Vergi iadesinin kaldırılmasında hukuk tartışması
Halen Meclis'te komisyonda görüşülen bir kanu...
Derya SAZAK
Sevda güvercini
Hrant Dink bir Türkiye sevdalısıydı. TCK 301 ...
Meral TAMER
Dink'in katilini hiç aramayın
Uğur Mumcu'nun katili bulunamadı. Danıştay 2....
Ece TEMELKURAN
Ararat'ımı yıktılar!
Arkadaşımı vurdular... Arkadaşımın kanı yer...
Osman ULAGAY
Değişimi çözmek ve Hrant Dink'i yaşatmak
Cuma günü öğleden sonra, o sabah dinledikleri...
Güngör URAS
Engellere rağmen... Yaşamda engel tanımayanlar
Tempo dergisinin "Engellere rağmen... Yaşamda...
Serpil YILMAZ
Dink'in şahidi Valilik'in sessiz duvarları
Gazetemizin sürdürdüğü "Baba Beni Okula Gönde...

© 2006 Milliyet