|
 |
|
|
Barselona'da bir kongre
İspanya artık Türkiye'yi daha ciddi değerlendiriyor. Avrupa'nın kuzeyine karşı bizim Akdeniz sanayi ülkeleri içinde yer almamızı istiyor. Bir kongre için gittiğim Barselona'da bunu gördüm
Fax: (0312) 427 20 64
Palau de la Musica, Barselona'nın 20'nci yüzyıl başından kalma en önemli mimari eserlerinden. Modernist mimarinin öncülerinden Louis
D. I. Montaner'in yarattığı bu müzik salonu bir çiçekçi dükkanını kıskandıracak kadar çiçek motifleri ve heykelciklerle donanmıştır.
Salvatore Adamo'nun konseri tıklım tıklım dolu. Yaş ortalaması 60 olan dinleyiciler onun müziğiyle hafif hafif salınıyorlar.
Dans düşkünleri
Barselona Avrupa değil, ama hayallerdeki eski Avrupa orada yaşıyor. Katalunya için İspanya'nın içindeki Akdeniz derler. Ama Akdeniz limanlarına has çapaçulluğun görünmediği açıktır.
Alışılmamış manzaralardan biri de 50-60 yaşındaki çiftlerin hafta sonunda belirli dans kulüpleri önünde kuyruk oluşturması.
Katalunya 6,5 milyon nüfuslu. Bunun 1,6 milyonu merkez Barselona'da yaşıyor. Katalanca İspanyolcadan ayrı bir dil, hatta yapısı itibarıyla Fransızcaya daha yakın olduğu tekrarlanır.
İspanya'nın sanayileşmiş bir bölgesi. Mazide anarşist siyasi hareketiyle ünlüydü.
Barselona'ya müzik, Gaudi'leri ve diğerlerini çıkaran modernist mimarinin merkezi ve anarşist bombalı saldırıların şehri denirdi. Oysa Avrupa tarihinde bilinen başka ilkleri var: Temmuz 1837'de çıkarılan Mendizabel kanunuyla kilise topraklarının hepsi özelleştirildi.
Juan Alvarez Mendizabel gibi liberal bir devlet adamının yaptığı bu toprak reformuna kilise karşı çıkamadı ama sonraki toprak reformlarının hiçbirinde görülmeyen bir ihtiyatlı politika ile Katalunya endüstrileşme yolundaki en önemli aşamayı tamamladı.
Dış dünyaya açıklar
Barselona bütün ülkeden gelen işçilerin, mühendislerin bölgesi, o nedenle herkes Katalanca konuşuyor değil; oysa şu anda devlet okullarının hiçbiri İspanyolca eğitim vermiyor.
Bu yüzden özel okul parası veremeyen alt orta sınıf çocuklarının anadili İspanyolca ise, Katalanlaşmaları kaçınılmaz. General Franco'nun zulmünü çeken bir ülkenin yeni dönemde bu gibi tepkileri de gözden kaçmamalı.
Unutmayalım; "Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kapitülasyonlarını Kanuni Sultan Süleyman Han'ın Fransızlara bahşettiği" ifadesi okul kitabı yanlışıdır. 1517'de Yavuz Sultan Selim Han Kahire'ye girdiğinde kendisini karşılayan Akdenizli tüccar koloninin seçilmiş konsolosu olan Katalan temsilcinin elindeki Memluklardan kalma kapitülasyon beratlarını tasdik etmiştir.
Halen de Türkiye ile ticaret iyi gidiyor. AB blokuyla olan dış ticaret üstünlüğünü ABD, ardından Türkiye izliyor. Son iki yılda Türkiye ile dış ticaretin yüzde 24 oranında arttığını önemle belirtiyorlar.
Bu ülkenin dış ilişkilerinden sorumlu politikacısı Albert Roya; "İstanbul gibi bizim ülkemizin iki misli nüfusa sahip bir yeri görmezlikten gelemeyiz, birlikte çalışmalıyız. Bütün Ortadoğu ve Balkanlar bölgesindeki sorunların çözümü için bu işbirliği örnek olacaktır. İktisadi ticari gelişmemizi, siyasi ve kültürel alanlarda sürdürmeliyiz" diyor.
Akdeniz güvencesi
Sokağa çıktığınızda Avrupa'nın en eski planlı beldesiyle karşı karşıyasınız. Kitapçı vitrinleri okuma düzeyini gösteriyor.
En Avrupalı bölgenin Türkiye'ye bu yakınlığı duyması Türkiye'nin bazı müttefiklerinin, hatta kendi aydınlarının anlayamayacağı meziyetlere sahip olduğunu gösteriyor. Açıktır ki kusurları kadar meziyetleri olan ve kendini yenileyebilen bir ülkeyiz.
Kuşkusuz Akdeniz birliği bugün için henüz alternatifsiz bir kuruluş sayılamaz ama istikbali olan bir gelişme en azından kuzey Avrupa'nın manasız baskılarına karşı bir güvence.
Katalunya'da ayrılıkçı grupların reyi yüzde 16 civarında. Şurası açık ki; yüksek üretimi ve dengeli tüketimi olan bir toplumda huzur ve barışa çok önem veriliyor.
Liderlik krizi
Avrupa'da bir liderlik krizi var; Barselona merkezli beynelmilel Akdeniz Etüdleri Enstitüsü'nün tertiplediği ve bizden de Prof. İlter Turan, Prof. Refik Erzan, Şahin Alpay, Hasan Cemal ve Bahadır Kaleağası gibi konuşmacıların katıldığı toplantıda Katalunya bölge başkanı bu problemi vurguladı.
Kuzeyin hegemonyasına karşı Türkiye, Akdeniz sanayi ülkeleri içinde yer alması istenen bir üye olarak görülüyor.
Gördüğüm kadarıyla, Türk konuşmacılar bazı çevrelerin aksine, çaresizlik içinde AB'ci bir üslup kullanmadılar.
Türkiye'de aydınların gittikçe şartlara ve gerçeklere daha uygun bir söyleme başvurduğu anlaşılıyor, İspanya ve İtalya gibi iki ülke de Türkiye'yi daha ciddi değerlendiriyor.
Çizdikleri Türkiye manzarası da gerçekçi ve dengeleyiciydi. Şüphesiz 1967'nin Avrupa dünyası ile 2007'nin Avrupa'sı aynı olacak değil. 1967'nin Türkiye'si de iyisi ve kötüsüyle 40 yıl sonra hatırlanmayacak kadar değişti.
|
|
|

|