|
"Manidar..."
Hrant Dink, ailesinin, arkadaşlarının, yolu onunla bir olan meslektaşlarının; çabasını, sohbetini paylaşanların; onu bizzat tanımasalar da, televizyondaki konuşmalarından, gazetedeki yazılarından o çocuksu haliyle anlattıklarını anlamış olanların yüreğine ateş gibi düştü. İçi yananlar biliyor.
Düştüğü gün ve sonrasında yapılan nice talihsiz yorumdan biri de, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleriydi:
"Dink'in hedef seçilmesi manidar."
Enis Berberoğlu'nun Hürriyet'teki yazısından da öğreniyoruz ki, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Müsteşarı Nicholas Burns'e, "Erdoğan'ın açıklamasının tercümesi niteliğindeki" şu sözleri söylemiş:
"Tam ABD Kongresi'ndeki sözde soykırım tasarısı gündemde iken, Fransa'daki tasarının senatoda bloke edilmesi gayretleri sürerken bu cinayetin zamanlaması akla başka amaçlar getiriyor."
Gül sonra da, yakınlarına şu umudu aktarmış: "Eğer Hrant Dink suikastının bu amaçla yapıldığını kanıtlarsak tuzağı bozar, Türkiye'ye yönelik saldırıyı geri püskürtürüz."
Ne talihsiz sözler bunlar.
***
Erdoğan'ın ve Gül'ün sözleri talihsiz, çünkü Hrant Dink'in hedef seçilmesini "manidar" bulurken, Dink'i hedef gösteren ortamla ilgili siyasi ve vicdani muhasebe eksikliğini yansıtıyor.
Erdoğan'ın ve Gül'ün sözleri talihsiz, çünkü Dink'e "Türklüğü tahkir ve tezyif" iddiasıyla dava üstüne dava açan, onu bir makalesi nedeniyle altı ay hapse mahkum edip "ifade suçlusu" yapan ülkenin iktidar koltuğunda kendilerinin oturduğuna ilişkin bir tereddüt yaratıyor adeta.
Şiir okuduğu için hapis yatmış bir başbakanın bile, Hrant Dink gibi vicdanının sesini susturmayanları cezalandırmak için kullanılan "301" lekesini, onca ısrarlı çağrıya, uyarıya rağmen, bu ülkenin alnından silme kararlılığını bir türlü gösteremediğini örtbas ediyor sanki.
Erdoğan ve Gül'ün sözleri talihsiz, çünkü birilerinin Hrant Dink'e kıyarak Türkiye'ye tuzak hazırladığını düşünebiliyor da, böylesi bir tuzağın tutabilmesi için gerekli siyasi ve toplumsal ortamın nasıl el birliğiyle hazırlandığını unutuyor. "Hrant Dink ve, Dink gibi, Türkiye'nin tarihini tartışabilmesi gerektiğini düşünenler, Ermeni Konferansı düzenlediklerinde, 'Bu Türk milletini arkadan hançerlemektir' diyen benim hükümetimin sözcüsü, benim adalet bakanım değil miydi?" diye durup düşünmüyor.
***
Hrant Dink'in Samsun'da yakalanan 17 yaşındaki katil zanlısı, gazetecisinden öğretmenlerine, askerinden siyasilerine hepimizi, herkesi, "Bu gencin zihninin zehirlenmesinde benim payım var mı" diye düşündürmeli. Ama Erdoğan ve Gül gibi, kendileri hak ve özgürlükler üzerindeki kısıtlamaların cefasını bizzat çekmiş, Türkiye'de önemli reformlara, dünyada "Medeniyetler Buluşması" girişimine öncülük eden ve dört yıldır iktidar koltuğunda oturan iki lider özellikle düşünmeli.
Erdoğan ve Gül gibi liderlerden, "Hrant Dink suikastının Fransa senatosu ile ABD Kongresi'ndeki süreci etkilemek amacıyla yapıldığını kanıtlayıp Türkiye'ye yönelik saldırıyı püskürtme" refleksini değil, öncelikle, "Nasıl oluyor da, bizim yönettiğimiz Türkiye'de, gencecik insanlar bunca nefret ve hoşgörüsüzlükle dolabiliyor" diye kendilerine sormalarını beklerdim ben.
Elinizi vicdanınıza koyun; Amerika-Ermenistan Kamusal İşler Komitesi (USAPAC) Başkanı Ross Vartian'ın bize söylediği, "Bu cinayet, resmi tarih tezinin dışına çıkanları kovuşturan, onları cezalandıran, onlardan nefret ve hoşgörüsüzlükle söz edenlerin yarattığı ortamda işlendi. Cinayetten, bu ortamı yaratan herkes sorumludur" sözlerine "haksız" diyebilir misiniz?
Bu hafta, Savunma Bakanı Vecdi Gönül, şubatın ilk haftasında Abdullah Gül, ikinci haftasında da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Washington'a gelecek ve soykırım tasarısını önlemek için ABD yönetimine, Kongre üyelerine, Musevi lobisine telkinde bulunacaklar.
Kendilerine sorulacaklar belli:
"Vatandaşlarınızın, kovuşturulma korkusu olmaksızın tarihi tartışmasını neden engelliyorsunuz? 'Soykırım yaşandı' diyenleri neden cezalandırıyorsunuz? Neden Ermenistan'la sınırı açmıyor, ilişkileri normalleştirme adımı atmıyorsunuz? Neden kendisine güvenen bir demokratik devlet gibi davranmıyorsunuz?"
Tabii, Erdoğan ve Gül, Hrant Dink cinayetine en başta verdikleri o talihsiz tepkileri aşabilirler. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) Ortadoğu Koordinatörü Joel Campagna'nın, "Dink'in anısına saygıyı yansıtacak en uygun adım, TCK'nın 301'inci maddesini kaldırmaktır" sözlerine kulak verip bu yönde hızla girişim yapabilirler. Erivan ile normalleşme yolunda, kafalarında olan, ama bir türlü atamadıkları adımı atabilirler.
İki hafta önce, bu sütunda bu yönde çağrı yapan yazımı, "Tabii, ilan panolarını 'Ayına yıldızına kurban olayım' diye donatmaktan siyasi kazanç umulan bir ortamda, bunlar büsbütün imkansız değilse" diye bitirmiştim. Aynı soru yine kafamda. Ve aynı ortamın Hrant Dink'in hayatına mal olduğunu biliyorum artık. İçim yanıyor.
ycongar@erols.com
|
|