Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 23 Ocak 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil


Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bitmeyen senfoni

Süper Lig'in 2. devresi bu hafta başlıyor. Ama hâlâ seçim tartışmaları devam ediyor. Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, aylardır Teftiş Kurulu raporunu öne sürerek "Yetkimi kullanırım" demesine rağmen susuyor ve delegelerin bu işe ön ayak olması yönünde açıklamalar yapıyor. Buna karşılık "Genel Kurulun seçtiği kişiler, Genel Kurulun karşısına çıkmaktan korkuyor" diyerek işi çıkmaza sokuyor.
Futbol Federasyonu Başkanı da, "İmza toplanması için delegelere müthiş baskılar yapılmıştır; bu nedenle demokrasi mücadelesini kazanabilmek için sonuna kadar savaşacağım" savunmasıyla kamuoyunda bıkkınlık yaratan bir aşamaya getiriyor işi.

Çıkar savaşı
Futbol bir savaş değil; kardeşlik, barış ve dostluktur diyen kişiler, çıkarları için futbolumuzu büyük bir kaosa sokmak pahasına çatışmayı koşullar ne olursa olsun sürdürüyorlar. Aslında bu savaş, Türk futbolunu düzlüğe çıkarmak değil, sadece bir çıkar savaşıdır. Bunu yoldan geçen on yaşındaki bir çocuğa bile sorsanız alacağınız yanıt budur.
Dürüstlüğün egemen olduğu, her takıma aynı mesafede durabilen, kişiler arasında asla ayırım yapmayan, yönetmelik ve talimatların kişiye ya da takıma göre değişmediği bir federasyon yapısına çok acil ihtiyaç vardır. Herkesi ve her camiayı kucaklayan, geniş bir konsensüs içinde yeni bir federasyon oluşturulmadığı takdirde biz bu ve buna benzer olayları maalesef yıllarca yaşarız.

Tahkim ve Disiplin Kurulu

Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin Antalya'da düzenlediği " 44.Yıl Sporun Zirvesi Semineri"nde konuşan Tahkim Kurulu Başkanı ile Profesyonel Disiplin Kurulu Başkanı'na sorulması gereken tek soru, bence iki kurulun kararları arasındaki çelişkinin nedeni olmalıydı. Yıllardır futbol federasyonlarının tartışılmasına neden olan ve bazen federasyonların sona ermesinde ve yenilerinin kurulmasında çok etkili olan bu farklılığın nedenleri nelerdir?
Her iki kurul da değerli hukukçulardan oluşuyor. Bir kurulun verdiği karar, bir bakıyorsunuz diğer kurul tarafından nedense değişime uğruyor. Bu değişimin nedenini hep merak etmişimdir. Talimatlar aynı olmasına rağmen, bir kurulun saha kapatma cezasını diğer kurul kaldırabiliyor. Aynı hareketten dolayı kırmızı kart gören bir futbolcunun cezası indirime uğrarken, diğeri değişmeyebiliyor. Teknik alanı ihlalden dolayı bir teknik adam ceza alırken, diğerinin cezası itiraz üzerine iptal edilebiliyor. Müsabaka sonrası verdikleri beyanattan dolayı bir kulüp başkanı ceza alırken, diğeri almayabiliyor veya birinin cezası onanırken diğeri iptal edilebiliyor.
Bu ve buna benzer birçok olayla karşılaştık. Kararların değişime uğramasında; kulüplerin isimleri, ya da kulüplerin federasyona yakınlığı, futbolcunun veya teknik adamın isminin ağırlığı ne kadar etkili oluyor?
Dilerim ki karmakarışık olan ortam, ikinci devrede verilecek standart kararlarla biraz olsun düzelir.

Verimli seminer!

İlk devre maçlarının özellikle son haftalarında büyük hatalar yapan hakemlerimiz, MHK'nin Antalya'da düzenlediği devre arası seminerde ikinci devre için sözde hazırlandılar ! Takımların 20 günlük kamplarla ve yoğun hazırlık maçlarıyla hazırlandığı bu serbest zamanda, MHK hakemler için 3 günlük süreyi yeterli gördü.
Üç gün... Ama ne üç gün!
Birbiriyle çelişen mesajlar, oyun kuralları ve talimatlarla ilgili farklı yorumlar, ilginç anlatımlar. İşin en ilginç yanı ise hakemlere ders anlatan GTK başkanı Hilmi Ok.

Garip kaçmıyor mu?
Ok'un kural bilgisine, hakemlik geçmişine kimsenin bir şey diyeceği yok. Bunu camiadaki herkes bilir; ancak Merkez Hakem Kurulu ile Gözlemciler ve Temsilciler Kurulu farklı görev ve sorumluluk taşırlar. Hilmi Ok, o seminerde çıkıp gözlemcilerin hakeme ve hakemliğe bakış açılarını ya da bir hakemin değerlendirilme yöntemlerini anlatsa kimsenin diyeceği bir şey olamaz. Ancak Hilmi hocanın "arkadan müdahaleler"i anlatması biraz garip kaçmıyor mu? O zaman Merkez Hakem Kurulu'na ya da bünyesindeki EPAK'a ne gerek var. Yakında MHK başkanının da gözlemcilerin nasıl rapor doldurması gerektiği konusunda gözlemcilere seminer verdiğini duyarsanız şaşırmayın!
Herkes kendi sorumluluk alanının dışına çıkınca da ortaya farklı yorumlar çıkıyor ve bu yöneticiler ders anlatırken herkesin yüzünde hüzünlü bir tebessüm oluşuyor. Sonuçta ne mi oluyor? Hakemlere yazık oluyor. Kafalar karışıyor, yöneticisine güveni sarsılıyor ve çok verimli geçebilecek süreç heba oluyor.
Türkiye Kupası maçlarındaki hakemleri seyredince seminer hakkındaki düşüncelerimde yanılmadığımı gördüm. Fauller ve kart uygulamalarındaki farklılıklar ikinci devre öncesi hazırlıklarını iyi yapamadıkları izlenimi verdi.
Hakemler için sıkıntılı bir dönem başlıyor. Umarım verecekleri standart kararlar ile bu tartışmaların uzağında kalırlar.

mtokat@milliyet.com.tr




SPOR
Koltuk ve para
Zico'ya acı rapor
Gerets'i dert bastı
Eller havaya!
4 büyüğe, 4 rakip
Serhat Akın, Köln'de
Çılgın Türkler Dakar'da!
İddaa'da strateji planı
Şarapova ruleti!
Ersan tekledi
Özerkliğe FIFA ve UEFA kalkanı
Haber turu...
Namus cinayeti
Fenerbahçe'nin sorunu!
Bitmeyen senfoni
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mehmet DEMİRKOL
Namus cinayeti
Bir meslektaşıma daha kıydılar. Susamam. Başt...
Ercan GÜVEN
Fenerbahçe'nin sorunu!
Fenerbahçe'nin her Divan Kurulu toplantısında...
Metin TOKAT
Bitmeyen senfoni
Süper Lig'in 2. devresi bu hafta başlıyor. Am...


© 2006 Milliyet