|
Tetikçiden önce vali muavini ile savcı konuşmalı
Hrant Dink'i, onu koruyamamanın mahcubiyetini üstlenen insan kitlesiyle birlikte dün sonsuzluğa uğurladık. Doğduğu ve sevdiği topraklarda ışıklar içinde uyusun.
Koruyamamanın mahcubiyetini biz hissediyoruz, ama asıl korumakla yükümlü olanların şu saygısızca tafrasına bakın:
"Koruma talep etmedi ki!.."
Oysa, yasa burada, Danıştay 10. Dairesi'nin 1998'deki kararı da burada:
"Terörle Mücadele Kanunu'na göre, terörün açık hedefi haline gelenler, istemeseler bile devletçe korunmak zorundadır."
Korumamak, Danıştay kararına göre, "açık bir hizmet kusuru"dur.
Hrant, iki yıl önce, devleti temsil makamı olan valiliğe çağrılıyor. Bir vali muavininin odasında, iki özel "ziyaretçi"nin de katılımıyla "günün hassasiyetleri üzerinde" konuşuluyor. Hrant'a "Merak etme, burası hukuk devletidir, devlet seni korur" mu deniyor? Yoksa... "Ayağını denk al" diskuru mu geçiliyor?
Hrant daha sonra, kendisine gelen tehdit mektubuyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı'na başvuruyor. Bu teknoloji devrinde devlet, mektubun gönderildiği adresi tespit edemiyor. Tetikçiyi 32 saate yakalama becerisini göstermek için Hrant'ın öldürülmesini bekliyor sanki. (Ya tetikçinin babası ihbar etmeseydi?)
Şimdi tetikçinin konuşması bekleniyor. O konuşacak da olay aydınlanacakmış. Olay, yani Hrant'ın korunmamasının nedeni (bizce asıl olay budur) aydınlatılacaksa, önce o vali muavini ile o savcı konuşmalıdır, konuşturulmalıdır. Düğüm onlarda.
Şu bizim medya henüz vali muavininin ve savcının adını bile açıklayamadı. Vilayetteki esrarengiz konuklar kimdi? Onların üzerine gidilmiyor.
Hrant korunmadı. Hrant'ı korumayanlar korunuyor. Ondan sonra da cümle âlem, tetikçi çocuğun konuşmasıyla olayın aydınlanmasını bekliyor.
Vay benim köse sakalım!
Hrant'ın öldürülüşünden toprağa verilişine kadar gösterilen tepki orada kalırsa, toplumun demokrasi ve yaşam hakkı talebi de orada kalmış olur. Vilayetin o odasındaki perde kaldırılıncaya, savcının elini tutan olup olmadığı anlaşılıncaya kadar mücadele sürdürülmezse, bunların hesabı sorulmazsa, bir gün sizi de öldürürler.
"Ben etliye sütlüye karışmıyorum, bana kimse dokunmaz" mı diyorsunuz?
Doğru! O zaman siz zaten ölmüşsünüz demektir.
Bir şiir
Dizelerimiz dört ödül sahibi Salih Bolat'ın 9. şiir kitabı Kanıt'tan, (Varlık Yayınları, 2006):
"yaslandığın duvarın uğultusuydun / beni sessizlikle açıklayan. / çağırdım gelmedin, kuşlarlaydın / başkaydın, kalırken ve giderken. / benim tasarladığım ölümlerden biriyle / bana benzeyeceksin, hiç olmazsa ölürken."
nailgureli@milliyet.com.tr
|
|