|
'Şiddet'le yatıp, kalkıp eğlenenler...
İNSANIN umutsuzluğa kapıldığı anlar vardır, ne yapsanız faydasız, kâr etmiyor, "Ko gitsin rahvan!" diye bırakırsınız ya da bırakmak gelir içinizden...
Siz istediğiniz kadar şiddete karşı olun, eğer bu toplum eğlenirken bile "şiddeti tercih" ediyorsa, umutsuzluğa kapılmaz mısınız?
Kaç kere yazdık. Siz hiç, bir ananın, bir babanın -ruh hastaları hariç- evladının, çocuğunun kafasını kırdığını, onu ayaklarının altına alarak çiğnediğini ya da eşek sudan gelinceye kadar dövdüğünü gördünüz mü?
Ama büyük çoğunlukla her ananın, her babanın ağzından düşmeyen "sözlü şiddetlerdir" bunlar...
O analar, o babalar ki, evlatlarının üzerine titrerler, fiske vurmaya elleri varmaz, lakin ağızlarında hep "şiddet" vardır.
Böyle yetiştirilen çocukların da büyüdükleri zaman "şiddet" ağızlarından düşmez.
***
"ŞİDDET"le eğlence olur mu?
Oluyor, hem de benzerleri arasında en düzeyli olanında bile...
Geçen hafta televizyonda, "Beyaz Şov"da örneğini gördük.
Beyazıt Öztürk'ün o geceki konukları "Son Osmanlı/Yandım Ali" filminin oyuncularıydı....
Başrol oyuncusu da "Yandım Ali"yi canlandıran Kenan İmirzalioğlu...
Kabadayı denince "Osmanlı tokadı" atması şart!..
"Beyaz" tutturdu:
"İlle bana bir Osmanlı tokadı at!"
İmirzalıoğlu ne kadar dirense de, kaçınsa da sonunda ısrar üzerine tokadı patlattı.
"Beyaz" da daha önceden hazırlanmış köşeden, eline ne geçirirse önce şişe, sonra iskemle, başladı vurmaya, atmaya..."Yandım Ali"nin de elleri armut devşirmiyor ya, o da vurdu.
Sonunda danışıklı dövüş bitti.
Sonuç, İmirzalıoğlu'nun kaşı, "Beyaz"ın burnu kanadı...
***
DÜŞÜNÜN bu bir eğlence programı, maksat seyircilere birkaç saat hoşça vakit geçirtmek.
İlle de dövüşeceğiz, ille de vuruşacağız, hele bir de yaralayıp kan akıtırsak, ne eğlendik, ne eğlendik...
Olmaz olsun böyle eğlence!
Şimdi belki, "Canım şaka, bu kadar ciddiye alınmaz ki!" diyenler çıkacaktır.
Kavgasız, dövüşsüz şaka yok mu?
***
"SON Osmanlı/Yandım Ali" filmini daha gidip seyretmedik, lakin laf açılınca yazmadan edemedik.
Filmde "Yandım Ali" bir kabadayı, eski İstanbul kabadayılarından biri...
"Beyaz" soruyor:
"Kabadayılığın raconunu nasıl öğrendin?"
İmirzalıoğlu bir kitaptan okuduğunu söylüyor:
"Sayılı Fırtınalar diye bir kitap var, oradan!"
O kitap, ünlü, köşe yazarı, fıkra muharriri Refi'i Cevat Ulunay'ındır, 1968'e kadar "Milliyet"te her gün yazı yazmıştır.
Kitabın adını söylerken, bu kitaptan yararlandım derken, yazarın adını söylememek yakışır mı?
Gün gelir, zaman geçer "Son Osmanlı/Yandım Ali" filmini hatırlayanlar başrol oyuncusu için "Hani uzun boylu, yakışıklı biri vardı ya!" derler, adını anmadan...
Üzülmez misiniz?
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|