|
Hrant Dink, Güngör Uras ve Davos
İlk kez bu yıl ayaklarım geri geri gidiyor Davos'a...
Aklım da, yüreğim de Türkiye'de.
İstanbul'da olsaydım, belki de tarihsel kan davalarının güncelleştirilmeye çalışıldığı bir ortamdan uzaklaşmanın ilk sinyallerine, saniyesi saniyesine tanıklık edebilecektim.
İstanbul'da olsaydım, Hrant Dink'i son yolculuğuna uğurlayan kilometrelerce uzunluktaki kalabalığın arasında eriyebilecektim. Kırk yılda bir de olsa, Türkiye mozaiğinin zengin yelpazesiyle aynı duyguları paylaşabilecek, kendimi çoğunluğun bir parçası olarak hissedebilecektim...
Bayat Davos klişesi!
Oysa ben Dünya Ekonomik Forumu toplantılarını izlemek üzere Davos yolundayım. Ama her gün karşılıklı köşelerde yazdığımız sevgili Güngör Uras'ın iddia ettiği nedenle değil.
Uras önceki günkü yazısında "Zenginler ve zenginleri sevenler Davos'ta, fakirler ve fakirleri sevenler Nairobi'de toplanıyor. Zenginler ve zenginleri sevenlerin toplantılarıyla ilgili haberleri bizim medya, geniş ölçüde halkımıza aktaracak. Ama fakirler ve fakirleri sevenlerin Nairobi toplantıları başka ülkelerin medyalarında geniş ölçüde yer alırken, Türkiye'de gündeme gelmiyor, gelemeyecek" diyor.
Beni uzaktan tanıyanların bile bildiğine göre herhalde Güngör Bey de gayet iyi biliyor olmalı ki ne zenginim, ne de zenginlere karşı özel bir zaafım vardır; Türkiye'de yıllardır yoksulluk üzerine kafa yoran az sayıdaki gazeteciden biriyim.
20 yıl boyunca gazetedeki köşemden tüketici haklarının bayraktarlığını yaptım; Güngör Bey'in sınıflandırmasıyla "zenginlere" karşı "fakirlerin" hakkını aradım. Kaldı ki zenginlerin haberlerine geniş yer verilip, fakirlerinkinin es geçildiği iddiası, gazetemizin son dönemdeki duruşu ve habercilik anlayışına karşı da haksızlık.
TÜSİAD da değişti, Davos da
Uras'ın yazısını vesile bilerek, belki içimde Dink'in cenazesine katılamamış olmanın da burukluğuyla, aralarında sevgili Latife Tekin'in de bulunduğu değer verdiğim, saygı duyduğum bazı dostlarımın, Davos'la ilgili geçmişten gelen yanlış kanaatlerini değiştirecekleri umuduyla yazıyorum aşağıdaki satırları (Kesinlikle polemik yaratmak için değil).
Teknolojiden siyasete her şeyin hızla değiştiği günümüzde Davos toplantılarının, 35 yıl önce ilk toplandığı dönemdeki bakış açısını koruduğu herhalde düşünülemez. 12 Mart ve 12 Eylül askeri müdahalelerine destek veren TÜSİAD, bugün nasıl demokrasinin en ateşli savunucusu haline gelmişse, Davos toplantılarında da zaman içinde radikal bir dönüşüm oldu. TÜSİAD karşılaştırmasını özellikle yaptım, çünkü 70'li yıllarda TÜSİAD'ın Genel Sekreterliği'ni yapan, ardından da uzun yıllar Sabancı Topluluğu üst yönetiminde bulunan Güngör Bey, Türk iş dünyasındaki değişimin en yakın tanıklarından biridir.
Son 8 yıldır Davos toplantılarını hiç kaçırmadım ve her yıl bu toplantılarda, yeni yılın dünyada öne çıkacak muhtemel gelişmelerini hep önceden, avucumun içinde hissettim. 2000'de bu borsa balonuydu, 2003'te dini kimliklerdi, 2004'te Çin, bu yıl ise "Değişen Güç Dengeleri."
Dink'in alçakça katledilmesiyle 2007, Türkiye'de de yerleşik güç dengelerinin sarsıldığı yıl olabilir. Davos'un dünya için öngördüğü gibi...
Bilmem anlatabiliyor muyum?
mtamer@milliyet.com.tr
|
|