|
 |
|
|
Futbol dibe, şiddet tavana
2004'ten 2007'ye Trabzon:
Mc Donald's bombalandı...
Öğretim üyesi Dr. Cındık vuruldu.
Prof. Sadettin Güner oğlu ile birlikte öldürüldü.
Tayad üyelerine linç girişimi zor önlendi.
Doğulu işçilerin kahvesine molotof kokteyli atıldı.
Trabzon MHP il başkanlığına bomba bırakıldı.
Fatih ve Gökdeniz'in otomobilleri kurşunlandı.
Rahip Santoro cinayete kurban gitti.
Hırant Dink'i vuran genç de Trabzonluydu.
Ve yakalanan sanıkların hepsi futbolcuydu.
Diyeceksiniz ki, "çok doğal"... "Orası Trabzon. Balıkçılar da futbolcu, öğrenci de esnaf da memur da..."
Konumuz da bu ya...
2004'ten 2007'ye Trabzon'da futbol dibe vurdu, şiddet tavana.
Acaba aralarında nasıl bir etkileşim vardı?
Şimdi masaya yatırılan, Trabzon gençlerinin yaşadığı şiddet iklimi...
Futbolsuz beş cümlenin ard arda edilemediği Trabzon'da, futbolu göz ardı ederek iklim değişikliklerinin nedenleri anlaşılabilir mi?
Hayatı futbolla yaşayan Trabzonlu gençlerin, suç kariyerleri futboldan ne kadar nasiplendi acaba?
Gelin; hiçbir ekonomik, ideolojik, psikolojik faktörü yok saymadan, televizyon dizilerini, şer odaklarını, şiddet organizasyonlarını unutmadan, işsizlik, eğitimsizlik, çaresizlik unsurlarını hatırdan çıkarmadan bakalım futbolun şiddetteki izdüşümlerine...
* * *
En son 1983-84 sezonunda şampiyon olmuş Trabzonspor...
Ardından çöküş dönemi...
1990-95 yıllarındaki kupalar amorti.
1996'dan beri iki Türkiye Kupası dışında, bomboş şeref listesi.
Diyeceksiniz ki, "hiç kupa almayan, hatta lige bile çıkamayan illerdeki gençler ne yapsın".
Konumuz Trabzon... Trabzon'daki gençler...
Bu uşaklar, her türlü sevinci, kederi, deşarjı futbolda bulurlar. Herkes futbolu bilir, herkes oynar. Herkes konuşur.
Şampiyonluğun da tadını almışlar bir kere.
Hayatlarından futbolu çıkartırsanız, "abi"lerin emriyle eyleme kalkarlar.
* * *
Evet... Bir zamanlar her şeyin yerine futbolu koyan Trabzon, futbolun yerine bir şey koyamadı gençleri için.
O gençler ki, Trabzon'un 131 kulübünde top koşturup bir gün bordo mavili formayı giyme hayalleri kurarlardı.
Onu da yıktı Trabzonspor!
Alt yapıdan yükselip, ülke yıldızı olma devri geride kaldı epeydir. Ucuz, emeksiz, ithal futbolcu modası Trabzonspor'a kadar uzandı.
Bu arada, konuşacak futbolu kalmayan, oynayıp ulaşacak hedefi olmayan gençler ne yaptı?
1980'den beri "apolitik" ve "tüketici" nesiller yetiştirmek için kurgulanan düzende, memleket meseleleri hakkında düşüncelerini legal platforma aktarabilecekleri kanallar bulunmakta mıydı?
Futbol yoksa siyaset vardı...
Siyasetin yolu kapalıysa şiddet ne güne duruyordu?
* * *
Bakın Trabzon'dan bazı notlar aktarayım:
İnsanların işgücüne katılma oranı %58... Yani Trabzon'un yarısı işsiz.
Kişi başına gelirde Türkiye 45.'si.
17 ilçesiyle birlikte sahip olduğu stad sayısı 3...
3 tane de çim saha var.
1 yüzme havuzu, 1 atış poligonu.
Yılın sekiz 9 ayı yağmur yağan kentte sadece 5 spor salonu...
Ne yapar gençler Trabzon'da?
Devletin emirlerine verdiği Gençlik Merkezi mi!..
Hani şu Avni Aker Stadı maraton tribünü altındaki...
İştigal alanları halk oyunları, satranç, org çalma, bağlama... Kaç tane Trabzon genci faydalanıyor bu süper etkinliklerden biliyor musunuz?.. 221.
Gerisi kahvelerde "abi"lerinin rahle-i tedrisinden geçiyor veya internet salonlarında porno izleyip bomba yapma sanatını öğreniyor.
Futbolda bahsedilecek ne kaldı ki?
* * *
Trabzon'da iflas eden "gençlerin enerjisini spora kaydırmak" politikasıdır.
Onlara spor yapabilecekleri alt yapıyı veremiyoruz.
"Gidin seyirci olun" diyoruz.
Seyircisi oldukları futbol, seyredilemeyecek hale geldiğinde ne olacak?
Yıllardır "hakkımız yeniyor"dan başka yöneticilik vasfı gösteremeyen futbol adamları şiddet ve nefreti "Kurtlar Vadisi"nden daha az mı körüklüyor?
Sonra da diyoruz ki, "Avrupa Birliği'ne karşı odak, Diyarbakır'a alternatif yapmaya çalışıyorlar Trabzon'u"...
Malzeme ve koşullar bu kadar uygunken, kaçırana "dış mihrak" denmez doğrusu.
Fikirsiz korkak ırkçı bile olamaz
Hep söylüyorum ya; fikir ve onu dile getirebilecek cesaret sahibi "berbat" insanlar bile, duruma göre pozisyon almaya çalışan korkaklardan iyidir diye...
Ne olduğu anlaşılır hiç değilse.
Bu sorun Emre konusunda iyice belirginleşti.
Haspa'm Avrupalı ya; ne kadar küresel olduğu anlaşılsın diye kim vurduya giden Emre için kılını kıpırdatmıyor.
Çünkü "ırkçılığı falan savunmuş olurum, neme lazım" diyor içinden.
Bilmiyor... Türkiye'yi tanımıyor.
Fikri yok.
Olsa da söylemeye korkuyor.
Boşuna endişeleniyorsun be kardeşim...Merak etme, senden ırkçı bile olmaz.
Şu hale bakın. Irkçılık gibi bir derdi olmayan Türkiye'nin en iyi futbolcularından biri ırkçı tribünlerin şahitliği ile ırkçı ilan ediliyor İngiltere'de.
Attı mı mangalda kül bırakmayan futbol filozoflarımız nerede?
Eski dost olabilmek
Kulüp, bayrak, renk, meslek ayırt etmeden spor camiasının maruf simalarını bir araya getirmek için ancak Ali Şen gibi karizma ve akıl gerekiyordu.
Büyük Kulüp'teki geceden futbol kaosuna mucize ilaç bekleyenler, hayal kırıklığı yaşayabilir.
Lakin Armstrong'un aya ayak bastığında söylediği "insan için küçük ama insanlık için büyük bir adım" cümlesi gibi, eski dostlar gecesi "reçete" için küçük, "insanlık" için büyük bir adımdır spor camiamızda.
En azından bugün kanlı bıçaklı olan, birbirlerinin arkasından atıp tutan futbol yöneticileri gördü ki, yirmi yıl-otuz yıl sonra bir araya gelebilirler ve bugünkü nefretlerden, çalımlardan, kavgalardan utanabilirler.
Bir hakeme baskı yapmakla, bir maçı apartmakla, bir sezon şampiyon olmakla bitmiyor iş.
Bunun yarınları da var.
Ne mutlu başarabilenlere.
Vaad sözle, tahsilat senetle
Beşiktaş'ta senet krizi yaşandı.
Çünkü Başkan Demirören 25 milyon dolar alacağına karşılık yöneticilere senet imzalatmaya kalkıştı.
Seçim vaatleri sözle, tahsilat senetle.
Olmadı.
eguven@milliyet.com.tr
|
|
|

|