Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 25 Ocak 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Onlar-biz' ayrımı, bir günlüğüne de olsa aşıldı


Hrant Dink'in cenaze töreninde yüz bin kişilik bir insan selinin, ellerinde "Hepimiz Ermeniyiz", "Hepimiz Hrant Dink'iz" pankartlarıyla kilometrelerce yürümesi; bir türlü "gelişmiş"liğe terfi edemediği için, kendi ırk ve inancıyla övünüp durma avuntusunun kapalı çemberi içine hapsedilmiş bir İslam ülkesinde; hem rastlanmadık, hem de beklenmedik bir manzaraydı.
***
"Vatanı ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" türü dogmatik kalıpları; milli gelirin dağılışındaki uçurumlu bölünmüşlük ve Hazine'den geçinmeli kesimin, kendi saltanatıyla güvencesi için yaptığı harcamaları, sağlık örgütlenmesine yapılmış yatırımlarla kıyaslamada ortaya çıkan vahşi dengesizlikle karşılaştırma; mahkeme mahkeme süründürülmek için de yeterliydi, faili meçhul bir cinayet kurbanı olmaya davetiye çıkarmaya da...
***
Vazgeçtik dünya edebiyatını; kendi folkloru ile kendi edebiyatından 10 şairle, 10 yazarı dahi sıralayamayacak kişilerin; "vatan, millet, bayrak, devlet" sevgisini kendi tekellerinde tutarak, tabularla dogmaları çimdikleyen yazı adamlarını, "Türk düşmanı" ilan etmeleri işten değildi.
***
Böyle bir ülkede bir de Ermeni yazarı olmak ve Ermeni vatandaşlarla, çoğunluktaki Türk vatandaşları arasında eşit haklara sahip, demokratik bir platformun ırkçılıkla hançerlenmeyen diyaloglarını yaratmaya çalışmak...
***
Azınlıklara karşı her türlü küfür ve aşağılamanın mubah görüldüğü bir diyarda; Hrant Dink'in gösterdiği medeni cesaret, kolayından rastlanmayacak bir kalibredeydi.
Ve Türkiye'de Hrant'ı, "onlar-biz" ayrımını aşan bir düzeyde değerlendiren bir insan seli çıkmıştı ortaya.
Ne kadar isterdim Hrant Dink'in de, böyle bir mucizeyi sağlığında görmesini.
***
Gerek Can Dündar'ın, gerek Ahmet Hakan'ın, gerek Melih Meriç'in TV programlarında; enine boyuna objektif gözlemlerle ince eleklerden geçirilip incelendi, yeni kuşakların içine kaydığı psiko-sosyolojik ve patolojik durumlar.
***
Gerek Hrant'ın cenaze törenini, gerek TV'lerdeki tabu ve dogmaların üstüne çıkmış olan açık oturumları izleyenler arasında; acaba kimler:
- Vatan elden gidiyor, din elden gidiyor, diye diş gıcırdatıyorlardı?
***
O diş gıcırdatanların da, İttihatçılardan kalma koltuk değnekleriyle kendi ağırlıklarını göstermeye kalkmaları olası...
Ve mevcut "statüko"nun, 21. yüzyıl küreselleşme süreciyle boğaz boğaza gelmeye başlaması; Türkiye'yi de itebilir gitgide büyüyen bir çalkantılar dönemine...
***
Ülkedeki belalı bir kutuplaşmaya karşı, sağlıklı çareleri hayata geçirmenin yolları, kapanmış mıydı, kapanmamış mıydı?
Hrant'ın cenaze törenindeki insan seli, "onlar-biz" ayrımının aşılmakta olduğunu gösteren bir umut tablosuydu.
Ama Hrant'ı korumaya yetmemişti.
***
Bendeniz de iyi bilirim, oligarşik bir yapının kendisi için kalkan olarak kullandığı ve kutsallaştırdığı tabu ve dogmaları fiskelemeye kalkmış kalemlere, hangi cehennemlerin gösterildiğini...
***
Vaktiyle, Hüseyin Cahit'ten, Yahya Kemal'e kadar; görmüş geçirmiş yazı ve sanat adamları da beni kibarca uyarmaya çalışmışlardı:
- "Acılı dönemler geçmişte kaldı" saptamalarına pek kulak asma, buralarda fazla bir şey değişmez, diye...
Ve birden hükümet darbeleriyle idam sehpaları yeniden çıkıvermişti ortaya.
***
Geldik 2007 yılına...
"Vatan elden gidiyor, parçalanıyor", diye, kendilerini emperyalizme karşı Milli Mücadele'ye adadıklarını söyleyen gençler; Cihangir'de de kapı kapı dolaşıyorlar evleri...
Sınır ötesi askeri operasyon konusu, Meclis gündeminde...
Ve kör kafalı bir gencin Hrant'a sıktığı kurşunlar...
***
Kutuplaşmalarla çalkantılı bir döneme kayılma olasılığı, gelişmiş beyinlere de takılmakta...
Bir de kuruyan göllerle, töre cinayetleri ve maganda tabancalarına sık sık hedef olanlar var...
***
Bütün bunlara karşın, "onlar-biz" ayrımını aşmış yüz binler de, yükseltiverdiler sesleriyle profillerini...
Medyada da, üst düzey bir kalite, "resmi tarih"le maskelenmiş gerçekleri ortaya çıkarmakta...
Örneğin Sakallı Nurettin Paşa'nın İzmir'i nasıl yaktığı ve kimleri linç ettirerek kendi heykellerini diktirmeye kalktığı, açıklanmaya başlamakta...
***
1866'daki Girit baş kaldırısı karşısında; Sadrazam Âli Paşa, Girit'e giderek, adaya muhtariyet vermişti.
Politik muhalifleri kendisini, vatanı satmakla suçlamaya başlamışlardı. O dönemin gençleri de, Sadaret binasının karşısında toplanmış bağırıyorlardı:
- Girit bizim canımız, feda olsun kanımız...
Âli Paşa, toplanmış slogan atan gençlerin askere alınmasını emretmişti. Bir tek genç kalmamıştı ortalıkta.
***
Bendeniz fakültedeyken de, gençler:
- Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, kahrolsun komünistler, diye bağırırlardı.
***
Kendi siyasal geçmişimizi, şeffaflaştırmaktan ve "resmi tarih"in neleri pas geçtiğinin ortaya çıkmasından korkanlar ve korkmayanlar...
***
Kaba kuvvet gösterisine dayalı bir kahramanlık yerine; hiç değilse Hrant düzeyinde bir medeni cesaret sahibi olma yürekliliği benimsendiğinde; çok şaşırtıcı bir gelişmişlik çıkacaktır ortaya...
Hiç değilse İstanbul'da, böyle bir potansiyelin de bulunduğu devleşiverdi.
***
Siyasal kurnazlıklarla sloganlardan medet ummak yerine; tabu ve dogmaların kelepçelerini kırıp atmanın da; insan olmaya yakışan bir yüceliği yok mu?
Var diyenler, karartmasınlar enseyi...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
İsmail Cem'e saygı
ÖLÜM, 'beklenen ölüm' olsa bile acı... Hele y...
Çetin ALTAN
'Onlar-biz' ayrımı, bir günlüğüne de olsa aşıldı
Hrant Dink'in cenaze töreninde yüz bin kişili...
Melih AŞIK
Petrol tasası...
Kamuoyunda hemen hiç tartışılmadan TBMM'de ya...
Fikret BİLA
Ocak ayına çöreklendi hüzün
Hrant Dink suikastının tüm ülkeye, özellikle ...
Hasan CEMAL
Cem de öldü, ne yazayım?
İsmail Cem de öldü.
Güneri CIVAOĞLU
Cem'siz yalnızlık
İsmail Cem'i de yitirdik. İlk gençlik yılları...
Can Dündar
Son anına kadar kalemi elindeydi
"Kara Ocak" bu... Hep sevdiklerimizi, ille iy...
Hurşit GÜNEŞ
Cem'i kaybetmek
Türkiye solu önemli bir değerini genç bir yaş...
Doğan HEPER
Bu dertleşme sizin için...
'GLOBALLEŞME Amerikanlaşma demektir.'
Semih İDİZ
AB'nin 'doğrudan ticaret' oyunu
Kötü bir hafta geçiriyoruz. Sevgili dostumuz ...
Hasan PULUR
'Türkler değişir mi?'
HRANT Dink'in katledilişinden bu yana, yüzler...
Derya SAZAK
Rakel'in çığlığı
Türkiye'nin "mazlum çoğunluğu" Hrant Dink'i s...
Meral TAMER
Davos'ta ana gündem, iklim değişikliği
Dünya Ekonomik Forumu DEF toplantıları için 1...
Yaman TÖRÜNER
Servet edinmenin kuralları
Richard Templer'ın birkaç gün önce piyasaya ç...
Osman ULAGAY
CEO'ların pespembe dünyası
Kaygı, endişe, tehdit ve risk gibi sözcükleri...
Güngör URAS
İddaa'nın cirosu 1.5 milyar $
"Futbol Müsabakalarında Müşterek Bahis Tertib...
M. Ali BİRAND
Türk siyasetinin efendisi öldü
İsmail Cem'i lik defa 1964 yılında Milliyet't...

© 2006 Milliyet