|
Cem de öldü, ne yazayım?
İsmail Cem de öldü.
Ne yazayım şimdi?..
Neredeyse kırk yıllık bir dosttu. Değerli bir meslektaşımdı. Dikkatle izlediğim bir yazardı. İyi yetişmiş bir entelektüeldi. Seviyeli, nüansları seven ve iz bırakabilmiş ender siyaset adamlarımızdan biriydi.
Özellikle demokrasi kültürü, diyalog, uzlaşma, hoşgörü gibi bizim siyasal geleneğimizde pek o kadar yer etmemiş konularda ve sosyal demokrasi alanında Cem'in yazıları, kitapları benim düşünce yapımı etkilemişti.
Çok yönlü bir insandı.
Ana uğraş olarak seçtiği siyasetin yanı sıra fotoğrafa da, şiire de zaman ayırmış, hobilerle yaşamını daha renkli, daha anlamlı kılmayı bilmişti.
İyi bir aile babasıydı.
Her zaman arkasında duran sevgili eşi Elçin ve aile içi dayanışması, öyle anlaşılıyor ki, İsmail Cem'in hayatta başarılı bir çizgiye oturmasında, yükselmesinde önemli bir etkendi.
Üstelik sıkı Galatasaraylı'ydı.
Böyle bir ortak yanımız vardı.
Hatırlıyorum, bir seferinde Galatasaray'ın Antalya'daki bir lig maçını New York'ta da kaçırmamış, bir öğle vakti Manhattan'daki bir Türk işadamının evinde birlikte seyretmiştik.
Ama bir geceyi unutamam.
Cimbom'un 2000 yılında Avrupa Şampiyonu olduğu Arsenal maçını... Kopenhag'daki final maçı berabere bitmiş, uzatmaya kalmıştı. Cem'le stadın barında karşılaşmıştık. Gerilim ve heyecandan bembeyazdı suratı. Sigara üstüne sigara yakarken, "Hasan galiba oluyor bu iş, bu saatten sonra kupayı bırakmayız" demişti.
Siyaset birinci önceliği oldu.
Hedef olarak zirveyi seçmişti. Sosyal demokrat bir siyaset adamı olarak bir gün başbakan olmayı ve oradan Türkiye'ye hizmet etmeyi amaçlıyordu.
Liderliği kafasına koymuş her iddialı siyaset adamı gibi, İsmail Cem de kendi kendisiyle biraz fazla dolu, eski deyişle meşbu idi.
Onun için bazen bilinçli ve ilginç zikzaklar çizdi siyasal yürüyüşünde.
SHP'de İnönü'yle birlikte oldu, bir ara onunla genel başkanlık yarışına girdi. Sonra CHP'de Baykal'la yeni sol bayrağı açtı. Seçim zamanı son anda Baykal'dan koptu, Ecevit'in DSP'sinden milletvekili seçildi.
Ecevit'in Dışişleri Bakanı olarak bir yandan Türk-Yunan dostluğunun gelişmesinde ve Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinde önemli katkılar yaptı.
Siyaset hayatında dengeleri inceden inceye kurmaya, bazen de pozisyon alamayacak kadar dengeleri kollamaya açık bir siyasal kişiliği vardı.
Dışişleri Bakanı iken, hükümet-Çankaya-Genelkurmay arasında üçlü dengeyi, hem dış politika hem de kendi siyasal kariyerinin geleceği açısından nasıl önemsediğini ve gözettiğini biliyordum.
Bu dengeci tutumu İsmail Cem'i, Türkiye'nin Kıbrıs sorunu gibi, Kürt sorunu gibi, Ermeni sorunu, din sorunu gibi kritik konularında Türk siyasetçisinin o klasik -ya da uzlaşmacı- çizgisine yaklaştırdığı söylenebilir.
İsmail Cem, siyasal yaşamının belki de en büyük hayal kırıklıklarını 2002 ve sonrasında yaşadı.
Önce Kemal Derviş'le birlikte yeni bir parti için yola çıktı. Bu siyasal oluşumu ben de desteklemiştim. Siyaset sahnesinde gerçek bir sosyal demokrat alternatif doğabileceğine dair umutlarım vardı.
Olmadı.
Derviş'le Cem'in yolları son anda ayrıldı. Kemal Derviş, sonra kendisinin de kısa sürede düş kırıklığına uğrayacağı 'Baykal tercihi'ni yaptı 2002 seçiminde...
Ben de o zaman İsmail Cem'e tek başına yola devam etmesinin sonuçsuz kalabileceğini söylemiştim.
Katılmamıştı bana.
Baykal'ın siyaset anlayışı konusundaki eleştirel ve tepkisel görüşlerini o tarihte bir kez daha dinlemiştim İsmail Cem'den...
Kendi düşüncelerimi köşeme de yansıtmıştım. Biliyorum, Cem bana kızmıştı. Birbiriyle aynı zamanda dost olan siyasetçi-gazeteci ilişkisinin kimi zaman su yüzüne vuran netameli bir dönemini yaşamıştık.
Hayat böyle...
İsmail Cem'i kaybettiğimiz için çok üzgünüm. Eşine ve ailesine başsağlığı diliyorum. Toprağın bol olsun sevgili kardeşim.
Rakel'in çığlığı!
Hrant kardeşimin sevgili eşi Rakel'in, 'Ah kardeşlerim' diye başlayan o çığlığı hiç kulağımdan çıkmıyor.
Sizin de çıkmasın.
Hele o cümlesi, hele o cümlesi hepimizin kulağına küpe olsun, aklımıza yol göstersin!
Eğer bu topraklar bir gün düşmanlıktan, kin ve nefretten, kandan temizlenecekse, Rakel'in o çığlığıdır, önümüzü aydınlatacak olan umut ışığı:
"Ah kardeşlerim,
Yaşı kaç olursa olsun, bir zamanlar bebek olduğunu biliyorum; bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşim."
İşte bu karanlığı yırtmamız lazım. Salı günü Hrant Dink'i uğurlayan kalabalıklar bence bir umut ışığı oldu. Karanlığı zamanla aydınlığa çevirecek mumları elbirliğiyle yaktık.
Hrant kardeşim,
Senin hatıran ve Rakel'in çığlığı beni bu ülkenin aydınlık geleceği konusunda umutlu kıldı. Rahat uyu sevgili kardeşim.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|