|
 |
|
|
'Mütalaa' istemenin yolları
Gizlemeye çalıştığınız niyetiniz bazen ağzınızdan kaçan birkaç sözcük ya da satır aralarına sıkışan bir cümlenin "gün ışığına" çıkmasıyla sizi sıkıntıya sokar.
Bu yüzden politika yapmak zor iştir. Öfkelenmeye, gözünü karartmaya gelmez.
Bakın bir örnek.
Tarih, 19 Ocak 2006. Yer, TBMM genel kurulu 52. birleşimi.
Kürsüde Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin vardır.
Haluk Ulusoy'un Futbol Federasyonu Başkanı seçildiğini öğrenmiş ve meclise gelmiştir.
CHP İstanbul milletvekili Berhan Şimşek'in "hükümetin futbol federasyonu seçimlerine müdahale ettiğine" ilişkin gündem dışı konuşmasını yanıtlamak üzere söz almıştır. Oldukça sinirlidir.
Bakanın niyeti
Oturum başkanının sözlerini toparlamasını istediği son bölümde, bakan şöyle konuşur;
"Federasyon seçimiyle ilgili ifade ettiğim şudur. 'Hakkında şu kadar suçlama bulunan bir arkadaşımız, bu kongrede aday olmasa daha şık olurdu' dedim. Eğer seçilirse yasaların bana verdiği yetki ne ise onu kullanacağımı ifade ettim, o sözümün arkasındayım. Tabii, Teftiş Kurulu'ndan isteyeceğim mütalaa benim istediğim gibi olursa"...
Tam burada durun. "Benim istediğim gibi olursa..."
Bu sözler bakanın niyetini o günden açık şekilde ortaya koymuştur.
Hukukçu bakan, TBMM kürsüsünde Teftiş Kurulu'ndan nasıl bir rapor istediğini ağzından kaçırmıştır.
Sonrası malum.
Tamamı kamuoyuna açıklanmamış olsa da, Teftiş raporlarının mütalaa bölümü sayın bakanın "istediği" gibi gelmiş, ardından Ulusoy hakkında dava açılmıştır.
(Not: Bakanın konuşması TBMM tutanaklarından noktasına dokunulmadan alınmıştır.)
Fena basıldılar
Hani Futbol Federasyonu'nu olağanüstü toplantıya çağırmak için toplanan 106 imza var ya...
Kaybolduğu, geçersiz sayıldığı, federasyona ulaşmadığı iddia edilen, hakkında dedikodu çıkarılan şu meşhur imzalar hani.
İşte o imza sahiplerinden üçü "Federasyon gereğini yapmıyor, genel kurulu toplamıyor" diye bakana şikayette bulunmuş.
Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin de, Başbakanlık Teftiş Kurulu'ndan iki müfettiş görevlendirip "Araştırın bakayım, neler oluyor" demiş.
İki müfettiş perşembe günü federasyonun İstanbul'daki binasına gitmiş.
"Çıkarın şu imzaları, gerçek mi sahte mi, noter onaylı mı, ne zaman geldi ?" diyerek pekçok insanın kafasını kurcalayan soruları aydınlatmak istemiş.
Ama o ne?
İmzalar İstanbul'da değil, merkezi Ankara olan Futbol Federasyonu ana binasındaymış.
Müfettişlerin tek tesbiti 8 Ocak'ta federsayona tebligat yapıldığı imiş.
Uzatmayalım, Teftiş Kurulu yetkilileri dün de federasyonun Ankara'daki merkezine "baskın" yapmış.
İmzaların fotokopilerini, noter onaylı delege başvurularını inceleyip notları almışlar.
Sonrası mı? Bekleyip göreceğiz.
Bir daha adres karmaşası yaşanmazsa birkaç gün içinde raporlarını Başbakan'ın onayına sunup görevlerini amamlayacaklarmış.
İmza başka, iş başka !
Diyarbakırspor Başkanı Ahmet Aydın önceki gün Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy'u arar; "Aman başkan, canım başkan, kulübün federasyona 1 milyon 150 bin YTL borcu var. Son ödeme tarihini geçirdik, bu borç kulübe geçmiş dönemden kaldı. Ne olur transfer ettiğimiz 7 futbolcuya lisans çıkarılması için yardım et" der.
Ulusoy da yardımcı olacaklarını söyler.
Ardından Diyarbakır Valisi devreye girer ve aynı talebi iletir.
"Ne var bunda? Pek çok kulüp zor durumda, federasyondan yardım isteyemez mi? Kaldı ki Diyarbakır'ın durumu farklı" diyenler çıkabilir.
Tabi, federasyonun asli görevleri arasında bu da var.
Ama işin ilginç yanı şu; iki gün önce Ulusoy'dan yardım isteyen Ahmet Aydın, 8 Ocak'ta federasyona "Seçim istiyoruz" diye imza veren 106 kişiden biridir!
Şeytanın avukatlığı!
Şimdi şeytanın avukatlığına soyunsak, aklımıza neler gelirdi bakalım.
- Aydın baskı ile imza vermiştir, aslında Ulusoy'un yanındadır. Bu yüzden federasyon, yardım talebine sıcak bakar.
- Ulusoy imzacı Diyarbakırspor'u geri çevirse, "Gördün mü kendilerinden olmayana lisans vermiyorlar" denir ve kavganın fitili ateşlenir.
- Diyarbakırspor'a evet demek diğer kulüplere de benzer kolaylığı sağlamak anlamına gelir ki, olası bir genel kurulda bu Ulusoy'un elini güçlendirir.
- Devletin Valisi devreye girip ricacı olduğuna göre federasyon talebi reddedemez!
Sizce?
Dal kesilir mi ?
Oysa perşembenin gelişi aylar öncesinden belliydi.
İddaa ihalesinin Danıştay tarafından iptal edilmesini sürpriz olarak değerlendirenler, şimdi TBMM'de sırasını bekleyen Spor-Toto yasa tasarısının bir an önce kabul edilmesi için kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.
Aslında sorun abartıldığı kadar korkutucu, çözümlenmeyecek kadar büyük değil.
Gelin şu tabloya bakın;
Yıllık 2.5 milyar YTL'lik ciro yapan İddaa'dan, kulüplerin aldığı pay 250 milyon YTL civarında.
Yani, genel hasılatın yüzde onu. KDV ve Şans Oyunları Vergisi, Kredi Yurtlar Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Tanıtma Fonu, Savunma Sanayi'ni Destekleme Fonu ve TMOK payları ise "isim haklarının" neredeyse üç katı.
Yani, oyunun durmasını kulüplerden ziyade devlet istemez. Kimse de buna izin vermez.
Bu hesaba göre devletin bindiği dalı kesmesi düşünülebilir mi? Olmaz elbette.
Peki olacağı nedir?
Yasa tasarısı kısa sürede TBMM'de kabul edilir, yeni ihale açılıncaya dek hükümet gerekli önlemleri alır ve "paşa paşa" İddaa oynanmaya devam eder.
Önemli olan tasarının yasallaşması sürecinde kulüp paylarının artırılabilmesi.
Futbol Federasyonu'nun, Kulüplerin, Spor-Toto Teşkilatı'nın ve hükümetin yapması gereken bu.
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|