|
'Adam gibi adam' biri daha gitti...
1970'li yıllarda Milliyet'in yazı işlerinde iki genç göründü; ikisi de Abdi İpekçi'nin yakınıydı, biri, yanlış hatırlamıyorsak ablasının oğlu Uğur'du, ikincisi ise amcası İhsan İpekçi'nin oğlu Cem İpekçi...
Uğur, çok kalmadı, ama Cem İpekçi gazetecilikte ısrarlıydı, altyapısı mükemmeldi, iki dil biliyordu, İsviçre'de hukuk öğrenimi yapmıştı. Abdi İpekçi, her stajyer gibi, onu da ufak tefek işler vererek denedi, AP ajansının fotoğraflarının arkasındaki İngilizce bilgileri bile tercüme ediyordu.
***
AMA Cem'in gazetecilik isteğinin sınırı, sayfa sekreterliği, başlık atmak, resimaltı gibi teferruatla sınırı değildi.
Yazı yazmak istiyordu.
Sosyal demokrat görüşlerini, hem yazıya dökmek hem de sosyal ilişkilerde uygulamak istiyordu.
İkisini de yaptı, "Milliyet"ten ayrılıp "Cumhuriyet"e geçti, sonra Gazeteciler Sendikası'nın yönetim kurullarında görev aldı, yanılmıyorsak İstanbul şubesinin başkanlığını yaptı.
Bu arada bir değişiklik oldu, "Cem İpekçi" adı birden "İsmail Cem"e dönüştü, nedeni niçini için tahminler çoktu ama, kendisine sorup öğrenmedik.
***
BİZ o tarihte Arnavutköy'de, İsmail Cem de Bebek'te oturuyordu, yakın sayılırdık, televizyon Türkiye'ye yeni giriyordu, biz hemen alıp maçları seyretmeye başladık. İsmail Cem ise, tek kanallı TRT'nin yayınlarını hiç beğenmiyor, bu görüntüleri evinde çocuklarına göstermek istemiyordu, onun için televizyon almadı, lakin Galatasaray maçı gelip çatınca...
Onun da çaresini bulduk, bizim gibi Fenerbahçeli biriyle Cem gibi bir Galatasaraylı, aynı çatı altında, bizim evde, kavga etmeden, küfretmeden maç seyredilebileceğini ispatladık.
***
BİR gün baktık, "seviyesiz" yayınları yüzünden evine televizyon sokmayan İsmail Cem, CHP-MSP koalisyon hükümetinin TRT Genel Müdürü oldu. İlk duyan, gece trenle kendisini Ankara'ya uğurlayan, hatta Ankara garında vereceği ilk demeci birlikte hazırlayan biz olduk...
Dünkü gazetelere şöyle bir baktık da, TRT Genel Müdürlüğü sırasında onu "komünist" ilan edenler, utanmadan soyunu sopunu araştıranlar, ölümünden sonra onun arkasından neler yazmışlardı.
Buna da şükür, hiç olmazsa ona karşı işledikleri günahların özrünü böyle dilemişlerdi.
***
İSMAİL Cem, "12 Eylül"ü Paris'te izledi, "canından endişe ettiği için" Paris'e gitmişti. Fransa adresini Türkiye'de bilen birkaç kişiden biriydik, "Moskova" Caddesi'nde şimdi kapı numarasını unuttuğumuz bir yerde oturuyordu.
***
İSMAİL Cem'in politikaya girişi "12 Eylül"den sonradır; iyi kötü, kör topal bir demokraside yer aldı. Önce CHP mirasına konan sosyal demokrat bir partide, sonra CHP'de ve daha sonra da DSP'de...
Kışları Nişantaşı, Şişli, Bebek'te, yazları da Büyükada'da geçiren bir insanı, Kayseri'den aday göstermek ne demektir?
"Nasıl olsa seçilemez!" demektir.
Oysa İsmail Cem, Kayseri'de dolaşmadık köy bırakmadı, seçimlerde MHP barajı aşamayınca Cem kazandı.
İsmail Cem, artık Kayseri milletvekiliydi, Dışişleri Bakanlığı'na kadar gider yolun önü açılmıştı.
***
EN beğendiği politikacı arkadaşlarından biri kimdi bilir misiniz?
Kendisi gibi Kayseri milletvekili olan, Refah Partili Abdullah Gül'dü, bize kaç kere "Bir tanısan" derdi. Çünkü o günlerde Refah Partisi'nin Kayseri Milletvekili ile DSP'nin Kayseri Milletvekili'nin, özellikle Avrupa'ya, Batı emperyalizmine karşı görüşleri bire bir uyuyordu.
Sonra ne mi oldu?
Abdullah Gül'ü Avrupa kapılarında gösteren görüntü ne olduğunu anlatmıyor mu?
***
VE İsmail Cem, sonunda bir politik komplonun kurbanı oldu. Hüsamettin Özkan, Kemal Derviş ve kendisi Ecevit'e karşı bir hareketin içine girdiler. Kemal Derviş, "Sırtında yumurta küfesi yok ya!" misali Deniz Baykal'a iltica edince, herkesin eli böğründe kaldı.
***
İSMAİL Cem, adam gibi adamdı.
Onun "adam gibi adam olduğunu" TRT Genel Müdürü'yken yazmıştık, ölümünden sonra değil.
Yine bize, Metin Altıok'un şiirini yazmak düştü:
"Bir bir uzaklaşıyor sevdiğim insanlar
Ne zaman bir dosta gitsem
Evde yoklar!"
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|