|
Dam üstünde güvercin, vur beline kazmayı
Nasreddin Hoca:
- Hastanelerde kan şekeri düşük, yahut akyuvarları yetersiz diye tedavi görmekte olan hastaları da, koruma altına almak gerekir, diyordu.
- Neden Hoca, diye sordular.
Hoca:
- Neden olacak, dedi; anneannelerinin büyükanneleriyle, babaannelerinin büyükannelerinin adını bile bilmedikleri halde, kanlarının asaletine inandırılmış bazı tosuncuklar, öldürmeye kalkabilirler onları, kanları bozuk diye...
- Yapma Hoca, bir Türk o kadar gerzek olabilir mi?
Nasreddin Hoca:
- Olabilir demek; TCK 301'inci maddesine göre Türkü aşağılamaya girer, dedi; onun için asla...
Ve gülümseyerek sakalını sıvazladı.
***
Bektaşi babasına:
- Baba erenler, dediler; sen de seçim kampanyalarına katılıp, "Türke Türk propagandası" yapa yapa oy toplamaya kalksaydın, nasıl bir nutuk söylerdin?
Baba erenler, şarap testisinden bir fırt çekerek hemen ayağa kalktı ve başladı nutkunu söylemeye:
- Ey benim bakışı sert, yüreği mert, tarihi şanlı, kılıcı kanlı, ataları soylu, seçimleri oylu, kahramanlıkları sonsuz, kahpeleri donsuz yüce ırkımın soydaşları!
Taharetlenmesini bile bilmeyen kefere; uzaya gitmeyi değil, turist olarak Antalya'ya gitmeyi dahi düşünemediği dönemlerde; biz çoktan göklerdeki kehkeşana da hükümran olmuş; Büyük Ayı'ları da, Küçük Ayı'ları da, Demirkazık'a bağlayarak uzayda rastlanmadık birer pehlivan olmuştuk. İşte size bunun belgesi:
Atalarım gökten yere indirdiler ay yıldızı
Bir buluta sardılar ki, rengi şafaktan kırmızı!
***
Bektaşi babasını dinleyenler, hemen ayağa kalkarak yürekten alkışladılar baba erenleri:
- İşte fikir özgürlüğü böyle olur, dediler...
***
İlkokula giden küçük bir çocuk, ağlaya ağlaya dönmüştü eve. Karnesindeki notların hepsi kırıktı. Ama suç kendisinde değil, öğretmenindeydi. Öğretmen takmıştı bir kez kendisine. En zor soruları ona soruyor, kendisine "Kafasız piç" diye hakaret ediyor, her fırsatta kulağını çekip suratına iki şamar indiriyordu.
***
Ağlayan yavrusunun yakınmaları, onuruna ve gururuna dokunmuştu babasının:
- Şimdi ben gidip gösteririm o öğretmene, diye bağırmıştı.
***
Ertesi gün de hemen okula koşmuş, sınıf öğretmenini ensesinden tutarak bağırmaya başlamıştı:
- Yahu ne gaddar adamsın sen; gücün ancak benim küçücük oğluma mı yetiyor; bunun için mi devlet sana o parayı veriyor? Hadi şimdi, bir de benim yanımda sor bakalım, derste çocuğa ne soruyorsan...
***
Öğretmen, babasının yanındaki öğrencisine döndü:
- Söyle yavrum lütfen, dedi; 1, 1 daha ne eder?
Küçük oğlan hemen başını babasına kaldırdı:
- Görüyorsun baba, dedi; işte yine başladı bana eziyet edip kötü davranmaya...
***
Söylentilere göre AB diplomatları çok seviyorlarmış bu fıkrayı; neden kim bilir?
***
İncili Çavuş'a sordular:
- Vatanı parçalamaya kalkanlara karşı, milli bir mücadeleye bizzat başlamak gerektiğine inananlar; vatanı sevmediklerine karar verdiklerini, tek tek gidip öldürmeye başladıklarında; kendilerini tehlikede görenler de, kuşkulandıklarına ateş etmeye kalktıklarında; ortamın çalkantılı bir döneme doğru kaydığı söylenebilir mi?
İncili Çavuş:
- Söylenemez, dedi; o kadar cinayet ve saldırı, dünyanın her yerinde oluyor. Bunların hepsi münferit vaka. Kaldı ki kimsenin gücü istikrarı bozmaya yetmez. Ayrıca milletimizin gücü de, her sorunun üstesinden gelmeye kadirdir.
- Çavuş, söylediklerine inanıyor musun sen?
İncili Çavuş:
- Hayır, dedi; sadece beylik bir ezberi tekrarlıyorum. Vatanını seven bozmaz o ezberi, öyle değil mi?
***
Necip Fazıl'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Kaldırımlar II
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle sokakların malısın.
Kurulup şiltesine bir tahtırevan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın.
Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.
İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükut gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.
Yağız atlı süvari, koştur atını koştur;
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar kaldırımları...
c.altan@prizma.net.tr
|
|