Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 28 Ocak 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Dam üstünde güvercin, vur beline kazmayı


Nasreddin Hoca:
- Hastanelerde kan şekeri düşük, yahut akyuvarları yetersiz diye tedavi görmekte olan hastaları da, koruma altına almak gerekir, diyordu.
- Neden Hoca, diye sordular.
Hoca:
- Neden olacak, dedi; anneannelerinin büyükanneleriyle, babaannelerinin büyükannelerinin adını bile bilmedikleri halde, kanlarının asaletine inandırılmış bazı tosuncuklar, öldürmeye kalkabilirler onları, kanları bozuk diye...
- Yapma Hoca, bir Türk o kadar gerzek olabilir mi?
Nasreddin Hoca:
- Olabilir demek; TCK 301'inci maddesine göre Türkü aşağılamaya girer, dedi; onun için asla...
Ve gülümseyerek sakalını sıvazladı.
***
Bektaşi babasına:
- Baba erenler, dediler; sen de seçim kampanyalarına katılıp, "Türke Türk propagandası" yapa yapa oy toplamaya kalksaydın, nasıl bir nutuk söylerdin?
Baba erenler, şarap testisinden bir fırt çekerek hemen ayağa kalktı ve başladı nutkunu söylemeye:
- Ey benim bakışı sert, yüreği mert, tarihi şanlı, kılıcı kanlı, ataları soylu, seçimleri oylu, kahramanlıkları sonsuz, kahpeleri donsuz yüce ırkımın soydaşları!
Taharetlenmesini bile bilmeyen kefere; uzaya gitmeyi değil, turist olarak Antalya'ya gitmeyi dahi düşünemediği dönemlerde; biz çoktan göklerdeki kehkeşana da hükümran olmuş; Büyük Ayı'ları da, Küçük Ayı'ları da, Demirkazık'a bağlayarak uzayda rastlanmadık birer pehlivan olmuştuk. İşte size bunun belgesi:
Atalarım gökten yere indirdiler ay yıldızı
Bir buluta sardılar ki, rengi şafaktan kırmızı!
***
Bektaşi babasını dinleyenler, hemen ayağa kalkarak yürekten alkışladılar baba erenleri:
- İşte fikir özgürlüğü böyle olur, dediler...
***
İlkokula giden küçük bir çocuk, ağlaya ağlaya dönmüştü eve. Karnesindeki notların hepsi kırıktı. Ama suç kendisinde değil, öğretmenindeydi. Öğretmen takmıştı bir kez kendisine. En zor soruları ona soruyor, kendisine "Kafasız piç" diye hakaret ediyor, her fırsatta kulağını çekip suratına iki şamar indiriyordu.
***
Ağlayan yavrusunun yakınmaları, onuruna ve gururuna dokunmuştu babasının:
- Şimdi ben gidip gösteririm o öğretmene, diye bağırmıştı.
***
Ertesi gün de hemen okula koşmuş, sınıf öğretmenini ensesinden tutarak bağırmaya başlamıştı:
- Yahu ne gaddar adamsın sen; gücün ancak benim küçücük oğluma mı yetiyor; bunun için mi devlet sana o parayı veriyor? Hadi şimdi, bir de benim yanımda sor bakalım, derste çocuğa ne soruyorsan...
***
Öğretmen, babasının yanındaki öğrencisine döndü:
- Söyle yavrum lütfen, dedi; 1, 1 daha ne eder?
Küçük oğlan hemen başını babasına kaldırdı:
- Görüyorsun baba, dedi; işte yine başladı bana eziyet edip kötü davranmaya...
***
Söylentilere göre AB diplomatları çok seviyorlarmış bu fıkrayı; neden kim bilir?
***
İncili Çavuş'a sordular:
- Vatanı parçalamaya kalkanlara karşı, milli bir mücadeleye bizzat başlamak gerektiğine inananlar; vatanı sevmediklerine karar verdiklerini, tek tek gidip öldürmeye başladıklarında; kendilerini tehlikede görenler de, kuşkulandıklarına ateş etmeye kalktıklarında; ortamın çalkantılı bir döneme doğru kaydığı söylenebilir mi?
İncili Çavuş:
- Söylenemez, dedi; o kadar cinayet ve saldırı, dünyanın her yerinde oluyor. Bunların hepsi münferit vaka. Kaldı ki kimsenin gücü istikrarı bozmaya yetmez. Ayrıca milletimizin gücü de, her sorunun üstesinden gelmeye kadirdir.
- Çavuş, söylediklerine inanıyor musun sen?
İncili Çavuş:
- Hayır, dedi; sadece beylik bir ezberi tekrarlıyorum. Vatanını seven bozmaz o ezberi, öyle değil mi?
***
Necip Fazıl'dan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Kaldırımlar II
Başını bir gayeye satmış kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle sokakların malısın.
Kurulup şiltesine bir tahtırevan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın.

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükut gibi münzevi, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur atını koştur;
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur,
Ne senin anladığın kadar kaldırımları...

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Dam üstünde güvercin, vur beline kazmayı
Nasreddin Hoca:
Melih AŞIK
Petrol oyunları!
Bir zamanlar ünlü bir "Petrol" şarkımız vardı...
Fikret BİLA
Org. Başbuğ'un konuşmasındaki vurgular
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başb...
Hasan CEMAL
Senin hayatla işin neydi Peter?
Hey sevgili Peter, senin hayatla işin neydi?....
Güneri CIVAOĞLU
Kerkük petrolü Abdülhamit'indi
Kerkük sorununun özü petrol. Irak petrolünün ...
Can Dündar
Geç kalan aşk mektubu
O korkunç saldırıdan önceki hafta, evde eski...
Abbas GÜÇLÜ
Son 50 yılın değerlendirmesi
Altan Öymen, Hasan Pulur, Necati Zincirkıran ...
Metin MÜNİR
Turkcell'de yeni kargaşa ziyafeti
Turkcell'le ilgilenenler yeni bir kargaşa ziy...
Hasan PULUR
Tatil fıkraları...
OKULLAR tatile girdi. İlk gün, okulun açılmas...
Derya SAZAK
Hatırla Sevgili
İki büyük cenaze töreninin ardından cuma gece...
Meral TAMER
Tony Blair Davos'ta iş arıyor!
Bir pazar yazısında Davos'tan dünya dedikodus...
Ece TEMELKURAN
Açıklamanın vakti geldi: Gizli Ermeni Örgütü HHD!
Aktif üye sayısı 100 bin! Örgütle bağlantılı...
Osman ULAGAY
Türkiye ABD ile karşı karşıya gelir mi?
Davos'ta önceki akşam düzenlenen "Türkiye'nin...
Güngör URAS
Eski alaturka şarkılara ve şarkıcılara nur yağıyor
Eski alaturka şarkılara nur yağmaya başladı. ...

© 2006 Milliyet