Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 29 Ocak 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Abdi, benim dostumdu


Bayrağı sarılı tabut, caddeyi dolduran insan selinin ortasından, eller üstünde, ağır ağır Milliyet gazetesinin önüne doğru geliyordu.
Ufak tefek, sessiz bir çocuk, okulun bahçeye açılan kapılarından birinin yanında duvara dayanmış, ders zilini beklerken, elindeki gazeteyi karıştırıyordu.
Tabut siyah örtülü katafalkın üstüne konuldu.
Yine aynı okulun geleneksel yıllık toplantı günlerinden birinde karşılaşmış, bahçedeki banklardan birine karşılıklı oturmuştuk.
- Bizim gazeteye yazmak ister misin, demişti bana.
Turhan Aytul, hıçkırıklı boğuk bir sesle üç beş sözcük söylemeye çalışıyordu.
***
O yaz gecesinde Florya'daki küçük yazlığın balkonu ne güzeldi. Mangalda pişen şiş kebabının kokuları geliyordu. Rakı içiyorduk. Hava ılıktı. Siyasetten konuşuyor, şakalaşıyorduk.
***
Bayrağa sarılı tabut, katafalkın üstünde duruyordu.
Turhan Güneş'in gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Caddenin orasına burasına serpilmiş, elleri otomatik tüfekli mavi berelilerde hızlı bir kıpırdanma oldu.
Başbakan geliyordu.
***
Onunla çalışmaya başladığım gün, 4 yazı birden götürmüştüm:
- Hangisini istersen onu koy, demiştim.
***
Ağırbaşlı bir hoca, oldukça ağdalı bir dille, haklarımızı helal etmemizi istiyordu.
Bütün cadde bağırıyordu.
- Helal olsun!
***
Batı Almanya'nın küçücük bir kenti olan Ramştayn'da ne kadar canlı, ne kadar gençti. Arada bir ufak tefek sorular soruyordu.
Belirli bir mantık dizisinin boşluklarını yakaladığı zaman; sanki öyle aklına gelmiş de laf olsun diye soruyormuş gibi, masum görünüşlü, kısa sorular sorardı.
Onu tanıyanlar, bunları kendisini göstermek için değil, anlatılanların ötesinde yakalamak istediği asıl gerçeğe yaklaşmak için sorduğunu bilirlerdi.
Sonra askeri bir jet avcı uçağıyla uçmak isteyen var mı, diye sormuşlardı.
O, hemen parmağını kaldırmış:
- Ben, demişti.
Avcı uçaklarıyla ses duvarının yeni aşıldığı yıllardı. Pilot başlığını takmış, pilotla birlikte tırmanıp binmişti uçağa.
***
Hocanın konuşması da bitti. Tabut, eller üstünde Milliyet'in önünden Gazeteciler Cemiyeti'nin önüne doğru, hazin ve görkemli bir dalgalanışla ilerlemeye başladı.
***
Menderes iktidarının zorlu günleriydi. Sakıncalı bulduğu yazıları gönlümü kırmadan değiştirmek, yahut bir başkasını yazdırtmak için ne kadar ince, ama tartışmaya olanak vermeyecek kadar kararlı konuşurdu. Bunu nasıl başarırdı, anlayamazdım.
Benimle aynı sorumluluğu paylaşıyordu; o nasıl beni kırmak istemezse, ben de onu incitip üzmek istemezdim.
Yazı ilişkisi dışındaki ev toplantılarında ise, en çok takıldığım dostlarımın başında gelirdi o. Şakalarımdan alınmaz; küçük, zeki bir gülücükle gevezeliklerimi dinler, bazen de kıskaç gibi bir mantıkla, tutumundaki haklılığı en kısa yoldan savunur; kendine özgü küçük sorularla haklılığını onaylatmak isterdi...
Büyük tutkularından biriydi davranışlarındaki dürüstlükle haklılığını kanıtlamak için direnmek...
Bunu bağıra çağıra değil; sakin olgun, ama çelik gibi bir inatla yürütürdü.
***
Cemiyet'in önünde Mustafa Yücel konuşuyordu.
Altan Öymen gözleri önünde, elindeki şapkasıyla oynuyordu.
***
Karakol Sokağı'ndaki evinde, vaktiyle miniskül bir Uzakdoğu köşesi vardı. Gelişmiş bir estetiğin insanı olduğu için, batıcı ve züppe olmayan bir zevkin uyumlu güzelliğine meraklıydı.
Aynı eve yıllar sonra duvarı baştan başa kaplayan bir kitaplık yaptırmış, kitaplığın rengi biraz koyu kaçtığı için de bayağı dertlenmişti.
***
Yığın yığın çelenkler, resmi arabalar ve bayrağa sarılı tabut...
***
Japonya'da bir akşam, Japon usulü bir yemek yemek istemiş ve oteldeki görevlilerden böyle bir yerin adresini istemiştik. Görevli:
- Benim annemin böyle bir yeri var, oraya gidin, demişti.
Ve görevlinin verdiği adrese gitmiştik. Yerdeki yastıkların üstüne bağdaş kurup, çubuklarla balıklı Japon mezeleri yemiş, bol bol saki içmiştik.
Japonca otel adlarıyla asansör markalarını arka arkaya sıralayarak, Japonca konuştuğu izlenimini yaratıyor, kıs kıs gülüyordu.
Aslında mahzun görünüşlü bir insandı. Öyle çabucak sevinip, kolayından mutlu olanlardan değildi. Derinden derine kendisinden hoşnut değilmiş gibi durur; en belirgin başarılarının dahi tam gönlünce olmadığından yakınırdı.
***
Tabut, Teşvikiye Camisi'ndeki musalla taşın üstünde duruyordu.
Tanıdık çehrelerin gözleri, zaman zaman bir noktaya takılarak dalıp gidiyordu.
Ezan okunmaya başladı.
Ayrılığın en kesin bölümüne doğru yaklaşıyorduk.
***
Ankara otellerinden birindeki karşılaşmamızda, birbirimizi görünce nasıl sevinmiştik. Onun yaşamına oranla, benimki pek düzenli olmadığı için; o konularda da okul çocukları gibi fiskeler dururduk birbirimizi.
***
Tabut, camiden son yolculuğuna doğru çıkıyordu.
***
Beni cezaevinde görmeye geldiği zaman, içi nasıl burkularak sarılmıştı boynuma.
Ve ne kadar, ne kadar yardım etmeye çalışmıştı bana...
***
Chopin'in mahut cenaze marşı çalmaya başladı.
Ve o, eller üstünde gidiyordu.
***
Kırk yılda bir tutan, ama dakikalarca süren ünlü gülüşü çınlıyordu kulaklarımda.
Otuz dokuz yıllık yoğun bir dostluğun derinliklerine bakar gibi göğe baktım. Gök kapalıydı. Maçka apartmanlarının pencereleri, salkım saçak insanlarla doluydu.
Üç beş kuş geçti uçarak.
Gözlerin ikide bir sulanması güçsüzlüğü mü gösterir, bilmem. Ama insan her zaman da o kadar güçlü olamıyor ki...
——————————
Not: 27 yıl önce yazılmış bir yazı... "Gölgelerin Gölgesi"nden...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Arınç'tan Çankaya mesajları
TBMM Başkanı Bülent Arınç'la bir grup gazetec...
Çetin ALTAN
Abdi, benim dostumdu
Bayrağı sarılı tabut, caddeyi dolduran insan ...
Fikret BİLA
'Ermeni kardeşlerimiz bize emanettir'
Hrant Dink suikastından "milliyetçiliği ve mi...
Yasemin CONGAR
AKP'nin cesareti ve 301
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 25 Ocak'ta MES...
Can Dündar
Şimdi ittifak vaktidir!
Başbakan "derin devlet" gerçeğini kabul etti:...
Semih İDİZ
Saddam öldü ama hayaleti hâlâ ortada dolaşıyor
Rizgar Muhammed Amin ilk anda tanıdık bir isi...
Faik ÖZTRAK
Borç yükü hâlâ yüksek
Hazine Müsteşarlığı, merkezi yönetim borç ver...
Hasan PULUR
Ölene tabut, kalana zabıt, asayiş berkemal...
TAMAM, oldu, bitti değil mi?
Yaman TÖRÜNER
Gündemi kim yapıyor?
Gündemin büyük çoğunluğunu hükümet ve Tayyip ...
Osman ULAGAY
Dolar ve küresel mali sistem nereye? (1)
Amerikan dolarının değer kaybetmeye devam etm...
Güngör URAS
Hyundai'de yerli ortaklık sona eriyor
Toyota, Türkiye pazarına "Sabancı grubu" ile ...

© 2006 Milliyet