|
 |
|
|
Ulusoy ya da ihraç mı?
İnsan seçebilir. Diğerlerinden farkımız bu değil mi? Peki ya seçenekler seçilecek gibi değilse...
1-Hükümetin, sporun siyasetine müdahalesini istemiyorum.
2-Federasyonun bugünkü gibi yönetilmesini de istemiyorum.
Birinci seçeneğin sonucu FIFA tarafından ihraç zaten.
İkinci seçeneğin sonucu da kaosunun büyümesi. Seyircinin azalması, sektörün gerilemesi.
Kötünün iyisi yok bu seçimde. İki seçenek de kötünün kötüsü.
Tamam. Hükümet federasyonu alaşağı ederse, FIFA el koyacak. Ama kalırsa da UEFA'nın yakın gelecekte uygulayacağı kriterlerle dışarıda kalacağız. Düşünün yahu, şampiyonumuzun stadında Şampiyonlar Ligi maçı oynanamıyor. Lidere lig maçından dolayı 3 maç ceza veriliyor. Ceza kupada eriyor. Son maçı 40 yerine 50 kişiye oynayacak. Disiplin Kurulu'nun verdiği bir cezayı Tahkim'in onadığı vaki değil. Ve Milli Takım 1 yıldır evinde maç oynayamıyor. Bütün bunların sorumluları da görevde.
Neden kötünün kötüsünü seçeyim.
Siyaset müdahale etmesin tamam. Ulusoy ilk kez seçilirken müdahale etmedi mi? Şenes Erzik getirilirken etmedi mi? Şimdi mi geldi aklımıza bunun kötülüğü?
Şu bir gerçek ki, yasalar müsaade etse Ulusoy 40 yıl görevde kalır. Bu kadar güçlü. Bu sektörü evrensel standartlarda yönettiği, ekonomik gelişme, güven, başarı, ilerleme sağladığı için mi? Hayır.
Başka türlü bir siyaset sayesinde.
O zaman niye seçeyim ki. Bu yüzden 2 şıkkı da reddediyorum.
Ve oy kullananları aklı selime davet ediyorum. Dolaylı olarak 2 milyon kişinin ekmek yediği bir sektöre yön verdiklerini unutmasınlar. Ben de bu insanlardan biri olarak önüme konan seçenekleri reddediyorum.
Bize bunlarla gelmeyin.
Haftaya bakış
Ligde neredeyse herkes aynı şeyi oynama çalışıyor. 4-5-1 / 4-3-3 varyasyonu.
Ama arada farklar var.
Beşiktaş iyi. Keyifli oynayıp rahat kazanıyor, çünkü rakibi savunma yapmayı hiç bilmiyor. Fenerbahçe'yle Galatasaray arasındaki fark ise Volkan'la Mondragon arasındaki kadar. Ankara ve Erciyes rakip kaleye gidemiyor çünkü. İkisinin de orta sahayı geçtikten sonraki performansı büyük rakiplerinin handikaplarına rağmen çok düşük. Aynı oyunu oynamaya çalışıyorlar ama olmuyor. Trabzon da böyle. Girebildiği bir buçuk pozisyon. Evinde oynarken açık futbol oynayan, büyük maçları beceremeyen bir rakibe karşı yapılabilen bu kadar.
Rıdvan Dilmen haklı. Vestel hariç herkes aynı oyuna sarıldı ve hücum sıkıntısı çekiliyor. Bu hafta İddiacı tabiriyle 9 maçın 8'i 'altı' bitti. Sadece üç takım birden fazla gol atabildi. Ve pozisyon yok. Fransa 2. Ligi gibi.
Peki ne olacak? Umutsuz mu olalım. Ben aksi kanaatteyim. Yıllardır sıkıntısı çekilen futbol ekolü eksikliği, bu herkesin üzerinde birleştiği oyunla dolabilir. Bunu geliştirmek tabii ki şart. Hücum yönünü kuvvetlendirmek zaruri. Ama ne oynadığını bilmeyen takımlardansa, ne oynamak istediğini bilen ama bunu beceremeyen hoca ve takımlar yeğdir.
Turkuaz olsun veya göğüste bant
Kırmızı hastabakıcı üniformasına benziyor şu anki Milli Takım forması. Üretici, teknolojisinin ne kadar iyi olduğundan, oyuncuları nasıl da rahat ettirdiğinden, bahsediyor. Tamam güzel! Teknolojinin olanaklarından yararlanmak hoş. Hoş da tüm takımlara aynı teknoloji sunulmuyor mu? Rahatsa herkes için rahat. Bana sağladığı avantaj ne?
Kıpkırmızı bir forma. Hiçbir ayırt ettirici, karakteristik özelliği olmayan bir sıradanlık eseri. Anlaşmalı olunan her ülkeye aynı tasarım veriliyor. Neden? Sadece bu tasarımda mı uygulanabiliyor bu teknoloji. Nedir bu. Uçak mı?
Halbuki milli forma farklı olmalıdır. TV'yi açan birisi hemen, anında anlamalıdır sahadakinin Türk Milli Takımı olduğunu. Bizim gururla selamladığımız bayrağımız, ülke bayraklarında en çok bulunan 2 renkten oluşuyor. Bu yüzden sadece kırmızı ve beyazı sıradan bir forma tasarımı içinde kullanarak bir fark yaratmak mümkün değil. Bir fark yaratmak için başka bir şey lazım.
Brezilya, Peru, Arjantin, Hırvatistan, Fransa, İtalya, Hollanda'nın yaptığı gibi.
Bunu sağlamak için 2 yol var:
1- Ya bir karakteristik dizaynı olmalı formanın. Önerim göğsü bantlı ve ortasına ay yıldız oturtulmuş, anlamlı formaya dönülmesidir.
2- Ya da karakteristik bir renk olmalıdır: Bunun için de tek şans, ismini bu ulustan almış renktir: Turkuaz.
Bu konuyu 2002 Dünya Kupası öncesinden bu yana belli aralıklarla yazıyorum. Tabandan çok olumlu ve hevesli tepkiler gelmesine rağmen, ne federasyondan, ne üreticiden bir tepki var. Ancak son dönemde bu konuya ilişkin bir çalışma olduğuna yönelik fısıltılar dolanıyor etrafta. İnşallah.
Aklınıza mukayyet olun
Milliyet'te haber şöyle çıktı:
"Malatya'da oynanan 2. Lig A Kategorisi takımları Malatyaspor-Elazığspor maçı öncesinde, yaklaşık 400 Elazığsporlu taraftar, Dink'in Malatyalı olması nedeniyle "Ermeni Malatya" sloganı attı. Ardından da "Ne Ermeniyiz, ne Malatyalıyız. Biz Elazığlıyız, Türkiye sevdalısıyız" yazılı pankart açtı. Bunun üzerine Malatyasporlu taraftarlar "PKK dışarı" sloganı attı. Çıkan arbedede biri Elazığsporlu iki taraftar yaralandı. Kriz geçiren bir taraftar ambulansla hastaneye kaldırıldı."
Şimdi bir daha başa dönün yavaş yavaş yeniden okuyun.
Haber o kadar iyi yazılmış ki! Her şeyi anlatıyor. Şu yaşanılan bunalıma bakar mısınız? Kim nereli, kim kimi ve kendisini nasıl görüyor? İnsanın başı dönüyor. Böyle bir tartışmanın ortasında kaldığınızı düşünün. Ayırmaya, sakinleştirmeye çalışıyorsunuz tarafları. Kime ne anlatacaksınız? İnsanın beyni iflas eder, motoru yanar vallahi.
Ve haber şöyle biter. İki tarafı ayırmaya çalışan bir kişi "Kulaklarından duman çıkararak yere yığıldı. Yapılan otopside beyninin yandığı anlaşıldı".
Dış mihraklar, oyunlar oynuyor, tamam, kabul. Peki bu kadar çabuk piyon olabildiğini kabul etmek ayıp olmuyor mu? Bir ulusa bundan daha büyük hakaret olur mu? İki çapulcu oyun oynamak istiyor, biz de hemen piyon oluyoruz. Ayıp değil mi? Bir insan halkına bu kadar hakaret eder mi?
Yoksa sorun kabul etmek istemesek de, daha mı basit. Hadi başa dönün ve haberi bir daha okuyun. Dikkat edin, motoru yakmayın ama.
mdemirkol@milliyet.com.tr
|
|
|

|