|
Atatürk'ün ziraatçı gençliği
Ankara Üniversitesi, çok şık bir kitap hazırlamış. 1933'te kurulan ve ilk mezunlarını 1937'de veren Ziraat Fakültesi'nin o yılki yıllığının, 70 yıl aradan sonra yeniden tıpkıbasımını yapmış. Sayfaları çevirdikçe cumhuriyetin o ilk yıllarına gidiyorsunuz. Başkent Ankara'nın o zamanki hali bir köy görünümünde. Yoksulluk diz boyu. Ama o dönemin ünlü mimarlarından Ernst Arnold Egli'nin projelendirdiği Ziraat Fakültesi, muhteşem bir yapıya sahip. Hocalardan bazıları Alman. Rektör Prof. Falke'nin önsözü, "Benim büyük ve güzel memleketim..." diye başlıyor, muvaffakiyet temennileriyle bitiyor.
O zor günlerde Atatürk'ün yarattığı üniversiteyi ve üniversite anlayışını, satır aralarında ve eğitim programlarında olduğu kadar fotoğraflarda da görebiliyorsunuz.
Buz Hokeyi Takımı'nın hazırlıkları var. 1937'de Almanya'da gerçekleşen 4. Kış Olimpiyatları'na 5 sporcu vermişler. Bir başka fotoğrafta ise fakülteye kaydolan her öğrencinin için tek tek gerçekleşen öğrenci kabul merasimi yer alıyor. Görkemli bir salonda gerçekleşen, görkemli bir törenin resim altında şunlar yazıyor:
"Her yıl Enstitü'ye gelen talebe, hangi akademik haklara sahip olduğuna dair rektör eliyle bir vesika alır ve o hakları koruyacağına ant içer"
Bugünün öğrencilerinin dekanını, rektörünü tanımadan mezun olduğunu düşünürsek, o gün gerçekleşen o törenin mana ve önemi çok daha iyi anlaşılır.
Fakültenin bugünkü Dekanı Cemal Taluğ'un sunuş yazısında, atılan temellerin ne kadar özenli ve sağlam olduğu bakın nasıl dile getiriliyor:
"Elinizdeki yıllıkta fakültemizin kuruluş yıllarındaki eğitim anlayışının ve felsefesinin ipuçları bulunmaktadır. Okuyucular o yıllardaki eğitim anlayışının ve uygulamalarının bugüne göre bile çağdaş olduğunu göreceklerdir. Yıllıkta sunulan bilgiler, bilimsel araştırmaya verilen önemi bütün açıklığıyla göstermektedir. Araştırma konularının yaşamın içinden seçilmesine ve bilimin evrensel yönleriyle "yerel bilginin" geliştirilmesine gösterilen duyarlılık, bugünün akademisyenlerine ve üniversite yöneticilerine örnek olacak niteliktedir..."
Gerçekten de 70 yıl öncesinin fotoğrafları ile bugünkü durumu yan yana getirdiğinizde hangisi dün, hangisi bugün ikilemine düşen çok olabilir. Bugüne göre, fazlasıyla modernler. Ve öğrencilerden boş zamanlara yönelik birkaç satır:
"Devrimden önceki yüksek tahsil talebelerinin ders saatlerinden hariç zamanları, başı boş, mektep dışında, profesörlerden uzak kahve köşelerinde geçerdi. Şimdi, uyuşturucu, dedikodu yaratıcı kahve hayatı, benliğimizde rol oynamıyor. Boş zamanlarımızın çoğu mektep içinde, mektep civarında geçiyor. Eğlenceyi, sporu, zevki Enstitü'de bulabiliyoruz."
Yıllığın Son Söz'ü ise şöyle:
"Biz idealci gençler, yurdun en ıssız köşelerinde, en bakımsız bucağında bile sarsılmaz imanımızla, her şeyin anası olan toprağı işleyenlerle el ele vereceğiz. Kafamıza kollarına ekleyip varlığımızı varlıkları yapacağız.
Biz, Atatürk'ün ziraatçı gençliği, her şeyden evvel Türk köylüsünün, Türk köyünün refahı yolunda hazırlanacağız. Yeni köyü kuracağız; ileri hayat yaratacağız.
Bu duygularla Enstitü'ye geldik. Yine bu duygularla yurdun dört bir tarafına dağılacağız.
Fakat her dağılışta; mektep hayatımızı, çalışmamızı, büyüklerimizi, hocalarımızı anmak ve daima sevgi ve hürmet duygularımızı tazelemek gayesiyledir ki, fakültemiz talebe cemiyeti, her yıl bir yıllık çıkarmayı düşündü...
Bu ilk yıllık belki eksiktir. Fakat ileride çıkacakların daha olgun olacağına, meyvesine iyi bakan bir çiftçi kadar eminiz.
Bu vesileyle, bu yıl aramızdan ayrılan, ülkülerine koşan son sömestr arkadaşlarımıza, burada bir kere daha uğurlar olsun der ve yollarında başarılar dileriz. Ziraat Fakültesi Talebe Cemiyeti"
Özetin özeti: Eğer bugün, dünün gerisindeysek, bunun bir nedeni olmalı. Cumhuriyetin o ilk yıllarındaki hava bugün neden yok?..
aguclu@milliyet.com.tr
|
|