|
Kundakçılar kendini itfaiyeci sanırsa
Politikanın dilini, olayların dili tekzip etmeyi, örse vurulan çekice döndürdüğünde; bir yandan suikastlarla, futbol karşılaşmalarındaki taraftarların tribünlerdeki kahramanlık çatışmaları artar; bir yandan da apronda deve kurban etmeye, Başbakan'ı resmi arabasından zor bulunmuş bir balyozla çıkarmaya benzeyen komiklikler dünyayı kahkahaya boğmaya başlar.
***
Köyceğiz çarşısındaki Köfteci Mehmet'in, Boğaz tablolarıyla da süslenmiş 6 masalık lokantasında; soğanlı domatesli fasulye piyazıyla, dumanı üstünde cızbız köftelerden yerken; Türk dış politikasının, Kuzey Irak sorunuyla, Kıbrıs Rum Devleti'nin ada açıklarındaki denizlerde petrol arama girişimleri arasında daralmaya başlayan kıskacı, nasıl çözümleyeceğini düşünmenin anlamı mı var?
Diyelim ki politikanın dili; Kuzey Irak'a da, Güney Kıbrıs'a da gözdağı vermek üstüne, "kodum mu oturturum" diye yükseldi.
Acaba olayların dili, nasıl yanıt verecektir politikanın diline?
Bir çatal soğanlı piyaz, arkasından bir de yuvarlak sıcacık cızbız köfte...
***
Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz'in, Edirne'deki Selimiye Camii'ni ziyareti çok matrakolojik geçti.
Wolfowitz, doğal olarak ayakkabılarını çıkarıp, terlikle girmişti camiye. Kendisine Mimar Sinan'ın nasıl bir akustik harikası yarattığını göstermek için, tenor sesli bir hoca, ezan okumuştu camide ve Dünya Bankası Başkanı'nın ezan dinlerken çekilmiş fotoğrafları, "hayran hayran ezanı dinlerken" diye yansıtılmıştı TV ekranlarına...
Ne kadar güzel, ne kadar ulvi...
Köfteler soğumadan hemen yemeli, pipetli ayrından da birkaç yudum...
***
Paul Wolfowitz, camiden çıkarken ayakkabılarını yeniden giyeceği sırada, foto muhabirleri çorap burunlarının yırtık olduğunu gördüler ve yırtık çorapların fotoğraflarını çektiler.
Dünyaya para dağıtan adam, yırtık çoraplarla dolaşıyordu; hayret doğrusu!
Edirne çarşısından ufak tefek hediyeler almaya kalktığında da, parası çıkışmamış, korumalarından borç almıştı.
Bunu dış gezilere çıkmış ne bir Türk siyasetçisi yapardı, ne Merkez Bankası başkanlarından biri...
Piyazı bitirdik, köfteyi de...
***
Politikanın dili, Paul Wolfowitz'in de, "Türkiye'nin AB üyesi olmasıyla Avrupa'nın pek çok şey kazanacağına" inandığını ilan ediyordu.
Olayların dili ise; hayran hayran dinlenen ezanı da, delik çorapları da, çarşıda çıkışmayan parayı da, Türkiye'ye yapılan övgüleri de buharlaştırıveren bir kahkahayla yükseliyordu.
Paul Wolfowitz, ekibiyle birlikte kendine tahsis edilmiş helikopterde, Kırıkkale'ye doğru uçarken; helikopterin kapısı koparak boşluğa uçuyor ve helikopter olduğu yerde fırfır dönmeye başlıyordu.
Dış gezilerde çorabı delik bir Türk siyasetçisine asla rastlanmazdı; havada kapısı kopan özel tahsis edilmiş bir helikoptere ise acaba nerelerde rastlanabilirdi?
Köfteci Mehmet'in, çayı da çok demli.
***
El Kaide, İslamın gücünü göstermek için, Türkiye'de de örgütlenmiş; hem büyük kentlerde bomba patlatmaya, hem de ünlü kişilerden bazılarını öldürmeye hazırlanıyormuş.
Anaokulu çocukları, İslam uğruna her an ölmeye hazır birer fedai olarak eğitiliyormuş.
Yani ne kadar öldürür ve ölürlerse, o kadar şehitlik payesine kavuşacakları üstüne...
***
Vatanın güme gittiğini görerek bizzat kurtarmaya kalkanların da, işleyecekleri cinayetlerle kahraman olacaklarına inanmaları; çok mu şaşırtıcı?
Politikanın dili, dağa taşa "önce vatan" yazmadı mı?
Oysa gerçeklerin dili; ulusal gelir dağılımındaki uçurumların sürekli bela doğuracağını anlatıyordu.
***
Son 80 yılda resmi araba alımlarıyla bakımlarına kaç yüz milyar dolar harcandığıyla, itfaiye teşkilatına ne kadar yatırım yapıldığı şeffaflaşsaydı; cinayetler işlemeye sıvanarak vatanı kurtarma yolunda kahraman olmaya kalkanlar; Türkiye'de de kanlı bir aşure kazanının ateşini yakma seferberliğine baş koyarlar mıydı?
***
Dış politikada kıskaç daralıyor, içeride de kaygı verici dumanlar yükseliyormuş.
Kuşak kuşak ilkokullarda "Türküm, doğruyum, çalışkanım" korosuyla; Hazine'den geçinenler kesimine tapınacak militanlar ve onlardan biri olmaya özenecek demagoglar yetiştirme yerine; "iyi yaşanacak ülkeler" sıralamasında Fransa'nın 71 basamak altına; bireylerin "yaşam kalitesi" sıralamasında da, Yunanistan'ın 65 basamak altına düşmemek gerekirdi.
Köyceğiz çarşısı ise politikanın diline boş vermiş, kendi dilini konuşmakta.
Ve Sandras Dağları, yavaş yavaş gül kurusu rengine bürünüyorlardı.
c.altan@prizma.net.tr
|
|