Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Şubat 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Acıları karşı karşıya getirmek!


Aile içinde, 'Ermeni komitacıları'nın suikastına kurban giden dedemle ilgili hikayeleri duyarak, dinleyerek büyümüştüm.
Dedem, Cemal Paşa'ydı.
İttihat Terakki'nin Enver-Talat-Cemal üçlüsünden biri... İmparatorluğun batışında da, bizim tarihe Ermeni tehciri diye geçen kepaze sayfaların yazılmasında da sorumluluğu vardı.
Bir yanda dedem...
Bir yanda tarih...
Zamanla ikisini birbirine karıştırmamayı öğrendim. Acıları karşı karşıya getirmek, acıları karıştırmak yanlıştı. Çünkü böyle bir tutum, düşmanlık ve çatışma kapılarını açıyordu. Toplumda cepheleşmelerin tohumlarını atıyordu.
Oysa tarihin sayfalarını çevirirken, yazarken ve yorumlarken doğru olan, tarihten husumet çıkarmak değildi. Tam tersine, insanı önyargılardan kurtaracak, insanlığı dostluk ve barışa götürecek duygu ve düşüncelerin tomurcuklanmasını sağlamaktı.
1973'ün ocak ayı.
Bir ajansta muhabirdim.
Acı bir haber geldi:
Mülkiye'den yakın arkadaşım Bahadır Demir bir suikasta kurban gitmişti. Bahadır diplomattı ve Los Angeles'da konsolos olarak görev yapıyordu. Sık sık mektuplaşırdık. Cinayeti işleyen yaşlı bir Ermeni'ydi.
Sonra ASALA terörü başladı.
İçlerinde yine arkadaşlarımın bulunduğu kaç Türk diplomatı şehit edildi. Hepsine içim acıdı. Bütün bu cinayetleri lanetledim, gazetede manşetler attım, yazılar yazdım.
Ama altını çizin:
Ermenilere karşı içimde bir husumet, bir düşmanlık beslemedim. Teröristleri, fanatikleri, kendi milliyetçiliğini kendisi gibi olmayanlara karşı bir savaş bayrağı gibi sallayanları hep ayrı yere koydum.
Onlardan hem Ermenilerin, hem Türklerin içinde vardı. İki tarafı birbirinden özenle ayırt ettim, birbirine karıştırmadım. Bu benim insanlık anlayışımın, demokrasi kültürümün gereğiydi.
Bugün olduğu gibi eskiden de can dostlarım arasında Ermeniler hiç eksik olmadı.
Hrant Dink de onlardan biriydi.
Bir Türk öldürdü onu.
Ama fanatik bir Türk...
Hem katile lanet ettim, hem de katili yetiştiren ve farklılıkları düşmanlık gibi belletmek isteyen o zihniyet iklimine... Sonra da cenazenin arkasından yürüdüm, "Hepimiz Hrant Dink'iz, hepimiz Ermeni'yiz!" diyerek...
Çünkü, Hrant benim sevgili arkadaşımdı, Ermeniler de benim kardeşim. Çünkü, tıpkı Hrant Dink gibi ben de Türklerle Ermeniler arasında, Türkiye'yle Ermenistan arasında barış ve dostluğun geçerli olmasından yanaydım. Çünkü, Hrant Dink gibi ben de Ermeni meselesi diye bir sorundan kurtulmak istiyordum.
Ayrıca söyler misiniz, derin bir acıyı paylaşmaktan daha insani ne olabilirdi ki...
Şimdi tepkileri izliyorum.
Bir kısmına hayret ediyorum.
"Türk diplomatları şehit edilirken, neredeydiniz?" diye soruluyor. "Hiç şehit cenazesine katıldın mı?" diye soruluyor.
Acılar karşı karşıya getiriliyor.
Hrant Dink suikastının yol açtığı, çok derinlere giden acıları, kendisini karşısındakinin yerine koyarak hissetmeye, anlamaya çalışmak yerine, toplumda cepheleşmeyi daha beter kışkırtabilecek satırlar kaleme alınıyor.
Çok yazık.
Orada burada Ermeni sözcüğünün yine küfür gibi sloganlaştırılmaya başladığı bir dönemde, doğru olan tutum nedir, barış, dostluk ve huzur kapıları nasıl açılır sorularını, başta siyasetçiler ve medya olmak üzere herkesin büyük bir sorumluluk bilinciyle düşünmesinde yarar var.
Tekrarlıyorum:
Acıları karşı karşıya getirmekten kaçınmak lazım. Tarihin sayfalarından düşmanlık çıkarmak çok kolaydır. Sureti haktan görünerek milliyetçiliği okşamak da öyle...
Ancak zor olan, tarihi yerli yerine oturtmaktır; acıları paylaşmaktır; tarihin sayfalarındaki acılardan olgunlaşmak için yararlanmaktır, milliyetçi önyargılardan kurtulmak için yararlanmaktır.
Bu topraklarda barış, dostluk ve huzur diyorsak, zor olanı seçelim ve gereğini yapalım.

h.cemal@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
El Kaide ve Dink cinayeti
KONYA'DA El Kaide örgütünü ortaya çıkaran Emn...
Çetin ALTAN
Kundakçılar kendini itfaiyeci sanırsa
Politikanın dilini, olayların dili tekzip etm...
Melih AŞIK
Cargill savaşı...
Nişasta bazlı şeker üreten Amerikan Cargill'i...
Fikret BİLA
Yanıt bekleyen sorular
Hrant Dink suikastından sonra ortaya çıkan bi...
Hasan CEMAL
Acıları karşı karşıya getirmek!
Aile içinde, 'Ermeni komitacıları'nın suikast...
Güneri CIVAOĞLU
Devlet herkese lazım
Hrant Dink cinayeti sonrası "derin devlet" ta...
Can Dündar
Erdoğan'ın derin devletle imtihanı
Bir haftada ortaya çıkanlardan anlaşılan şu: ...
Hurşit GÜNEŞ
Bu program başarılı oldu mu?
Hükümetin iktidara gelişinden bu yana dört yı...
Doğan HEPER
Bugünleri de görecek miydik?
ANKARA susuyor.
Semih İDİZ
Akılcı bir Ortadoğu politikası gerekiyor
Rum yönetimiyle ortak petrol arama çalışmalar...
Sami KOHEN
Hem ticaret, hem siyaset...
İLK bakışta olay "ticari" nitelikteydi... Ira...
Hasan PULUR
Elrom'un da öldürüleceği ihbar edilmişti!..
HRANT Dink öldürüldükten sonra, yazdığımız il...
Derya SAZAK
Derin adım
Hrant Dink soruşturması derinleştikçe Trabzon...
Meral TAMER
İstanbul, dünyanın 25 megakenti arasında
Nüfusu 10 milyonu aşan kentlere megakent deni...
Yaman TÖRÜNER
Bir de bize sorun
Geçen hafta yolum Ankara'ya düştü. Beni karşı...
Güngör URAS
Pantoloncu Osman yılda 2.5 milyon pantolon ihraç ediyor
Pantoloncu Osman'ı 25 yıldır tanırım. Renkli ...
Serpil YILMAZ
Irak'ı 'Meclis soruşturması' şovu küstürdü
Bugün büyük olasılıkla, "Irak Milli Petrol Şi...
M. Ali BİRAND
Bu cinayetin hesabı verilmeli...
Son gelişmeler, hepimizin tüylerini diken dik...

© 2006 Milliyet