|
 |
|
|
Demokrasi tramvayı ve kıblesi şaşanlar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine en çok bireysel başvurunun Türkiye'den yapıldığını bilmeyen yoktur. Düşünce özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve insan haklarına aykırı uygulamalar nedeniyle en sık gündeme gelen ülke Türkiye'dir.
İç hukuk yollarının tükenmesinden sonra AİHM'e türban sorunundan tutun da, seçim barajının düşürülmesinden, vakıflar yasasının değişmesine varan çeşitlilikte her kesimden şikayet gider.
Mahkeme de yargı sürecinin gereği gibi işleyip işlemediğine bakar.
Bugün biraz da Avrupa Birliği sevdasıyla geçmiştekilerden farklı bir tutum sergileyen hükümet, mahkeme kararlarına saygı gösteriyor, gerekli yasal düzenlemeler için çaba harcıyor.
Söz konusu şikayetler bazı kesimleri rahatsız etse de artık kimse çıkıp "Memleketi niye ispiyonluyorsun, jurnalci hain" gibi tehditlerde bulunmuyor.
Bu ülkede bazı insanlar olayları "işine geldiği" gibi yorumlayıp, kimi zaman da kulağının üzerine yatmayı iyi bildiği için AB kozunu dilediği şekilde kullanıyor.
Tıpkı bir büyüğümüzün yıllar önce "Demokrasi bizim için bir tramvaydır. İstediğimiz durakta ineriz" söyleminde olduğu gibi!..
FIFA'ya şikayet mi var?
Gelelim işin futbol yanına.
FIFA Federasyonlar Kurulu'nun, Türkiye'de son dönemlerde yaşanan gelişmeler üzerine ülke futbolunu mercek altına alması farklı tepkiler doğurdu.
Bazıları FIFA'ya Türkiye'den şikayet gittiğini, Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy'un ve bazı delegelerin bu işte parmağı olduğunu ileri sürdü.
Karşı çıkanlar ise FIFA'nın sadece Türkiye'yi değil, benzer gelişmelerin yaşandığı pekçok üye ülkeyi izlediğini, bu tarz uyarıların gelmesinin normal olduğunu savundu.
Kendi tezinin doğruluğunu kanıtlamaya çalışmak beyhude çaba.
Tartışılması gereken Türk futbolunun bugün içine düşürüldüğü durumun vehameti.
Hafızası kuvvetli olanlar, futbolda yaşanan kaosun temellerinin yıllar önce atıldığını hatırlar.
O dönemde kavga aynı, aktörler farklıydı.
Bakanlık makamında Fikret Ünlü, karşısında yine Haluk Ulusoy vardı. Konu federasyonun denetimi, kavga "benim sözüm" geçer kavgasıydı.
Bakan Ünlü 20 Nisan 2000 tarihinde yapılan düzenlemeyle, federasyonu elinin altında tutabilmek için yasanın meşhur 31. maddesine, "Başbakanlık Teftiş Kurulu denetimini" eklemişti.
Ardından da Ulusoy ile ilgili iki soruşturma açtırmış, ancak bugünkü halefi gibi "görevde kalmasında sakınca vardır" diye bir mütalaa alamamıştı.
Siyasetin federasyona müdahale arzusunun mimarı, daha doğrusu futbolun giderek artan cazibesini iktidarda kullanma fikrinin isim babası, kulakları çınlasın Fikret Ünlü'ydü.
Zedelendik, yıprandık
Bu cesaretle futbola 2004 yılına kadar çeşitli yoklamalar çekildi. Hergün biraz daha fazlası istendi. Ancak bakan ve federasyon başkanı arasındaki çekişme 19 Ocak 2006 genel kurulundan sonraki gibi bir yıkıma yol açmadı.
Kavganın hasarı büyük, faturası ağır oldu. Türkiye ilk defa siyasi müdahale ve baskı gerekçe gösterilerek dünya futbolunun patronu tarafından resmen aşağılandı.
Üçüncü dünya ülkeleriyle aynı kefeye kondu.
Blatter imzalı mektup Türk futbolunun yakasına kara bir leke gibi ilişti kaldı.
Mevcut tablodan hepimiz utanmalıyız.
Kimse kısa vadeli yönetim değişiklerinin Türk futboluna yarar sağlayacağını savunmasın.
Kimse ortaya çıkacak yeni durumun Türk futbolunun dünya ve FİFA nezninde yiten itibarını geri getireceğini iddia etmesin.
Hiçbir girişim şu an yaşadığımız gerçeği değiştiremez.
Zedelendik, yıprandık, küçük düşürüldük.
İşte üç kuruşluk çıkar için kıblesini değiştiren kulüpler, işte her seçimde bir paye koparabilir miyim zihniyetindeki delegeler, işte koltukta oturmakla hizmet vermek arasındaki farkı karıştıranlar ve işte iktidar olmanın verdiği güçle istediği herşeye sahip olabileceğini düşünenlerin Türk futbolunu getirdiği nokta.
Bir kişi de çıkıp "benim de sorumluluğum var, utanıyorum" diyebiliyor mu?
Yok canım, daha neler!..
Hiç gelmeseydiniz
Fotoğraf karesindekiler Türk futbolunun en önemli şahsiyetleri.
Sol başta Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın, yanında Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, hemen solunda Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım.
Ankaraspor Başkanı Hilmi Gökçınar'ın yaşamındaki en kutsal imzaya tanıklık etmek için bir araya gelen büyük başkanlar arasında buz gibi bir hava esiyor.
Aynı safta bulunmaktan mutlu olmadıkları yüzlerinden okunuyor.
Tek kelime konuşmadan bu zoraki pozun bir an önce sona ermesini bekliyorlar.
Nitekim az sonra Aziz Yıldırım'ın, Canaydın ve Demirören ile aynı masada oturmak yerine bakan Mehmet Ali Şahin'in yanına gitmesi, nasıl bir ruh hali içinde olduklarını göstermeye yetiyor.
Yıldırım, Şahin, Levent Kızıl, Melih Gökçek ve Hamdi Akın bir masanın etrafında buluşuyorlar.
Futbolumuzun zirvesindeki insanların topluma ve taraftarlarına verdiği mesaja bakın.
Birlik dirlik, fair-play dostluk söylemlerinin koskoca bir yalan olduğunu tescillemek rahatsız etmiyor onları.
İşte nikah şahidi olarak davet edildikleri törende çizdikleri tablo.
Belki farkında değiller, ama komik oluyorlar. Ben de diyorum ki, bu görüntüleri vereceğinize.
Keşke hiç gelmeseydiniz o geceye!
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|