Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Şubat 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Canilikle kahramanlık birbirine karıştı, ahmaklıkla dangalaklık birbiriyle yarıştı


Yönetici kadrolarda kutsallaştırılmış tabuların arkasına sığınarak, Hazine'den geçinmeli bir saltanat sürme ve batıcı eleştirileri "kutsal tabulara" dil uzatmakla suçlama kurnazlığı, eski bir ortaçağ geleneği...
Bir türlü "gelişmiş"liğe terfi edemeyen ülkelerin toplumları, hâlâ daha bu zokayı yutmuş durumda.
***
AB üyesi ülkelerde ise hamaset ve militarizmin kutsallaştırılıp dokunulmazlık kazanmasına asla geçit verilmez. O nedenle de, anti-militarist romanlar, filmler, tiyatrolar, fıkralar yadırgatmaz kimseyi.
İşte o dünyalarda sevilen fıkralardan biri:
Bir başçavuş, kışlasının avlusunda sıraya girmiş mangasını gözden geçirirken, birden gözleri kışlanın üçüncü katındaki bir pencerede, domalmış donsuz iki kalçaya ilişmiş.
Hemen içeri koşmuş, merdivenleri atlaya atlaya çıkarak üçüncü kattaki koğuşa girmiş ve bağırmaya başlamış:
- Hangi sersem domalarak donsuz kıçını pencereden dışarıya çıkardı?
Acemi bir nefer, korka korka:
- Ben çıkardım başçavuşum, demiş; hava sıcak olduğu için çok terlemişti.
Başçavuş:
- Ulan salak, demiş; ya bir de general geçseydi de görseydi seni...
Acemi nefer:
- General geçti başçavuşum, demiş.
- Ne? Ne diyorsun sen be? General geçti de gördü mü pencereden çıkardığın kıçını? Peki ne dedi?
- Günaydın başçavuş, dedi.
***
Nasreddin Hoca'ya:
- Hoca, demişler; dünkü gazetelerin manşetlerine ne diyorsun? Milliyet, "Suikastla başlayan rezaletlerin sonu gelmiyor - Dünya skandalı hayretle izliyor - Yabancı ajanslar, güvenlik güçlerinin Hrant Dink'in katiliyle hatıra fotoğrafı çektirmesini 'skandal'" diye duyurdu. Emniyetteki rezalete 4 polis ve 4 jandarmanın karıştığı belirlendi" diye yazıyordu. Vatan'ın da manşeti şöyleydi, "Derin çürüme - Dink suikastında skandal üstüne skandal! İhmal var, katile kahraman muamelesi var. Şimdi de polis-jandarma kavgası başladı". Radikal de "Dink'in katili için kırmızı halılar döşendi, gelişi alkışlandı" diye atmış manşeti...
Hoca:
- Türke Türk propagandası yapma nutuklarında kantarın topuzunu kaçırdığında, dedi; birtakım zırtabozluklarla, "hukuk" kavramını tuvalet kâğıdına çeviren maskaralıklar da peş peşe sökün etmeye başlar. Pusula şaşıp istikamet tersine dönse bile, malum ya "Türke durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri"...
***
2 baba konuşuyordu. Biri:
- Vatanın ve dinin elden gittiğini düşünerek, bir kiliseye dalıp 3 papazı birden öldürmüş olan oğlun hâlâ cezaevinde mi, diye sordu.
- Yok hayır, çıktı cezaevinden. Çocuğun ne kadar vatansever olduğunu bilen bazı çevreler, punduna getirip af kapsamına aldılar kendisini...
- Kim bilir nasıl gurur duyuyorsundur oğlunla?
- O kadar değil maalesef; bizim komşunun oğlu, daha kahraman çıktı. 3 papazla, 2 haham, bir de istavroz çıkaran bir turisti öldürdü.
- Aşk olsun gençlere vallahi. Tevekkeli dememişler, "Türkün güneşleriyle dünya ufku ağardı, Türk olmasa tarihe yazılacak ne vardı" diye...
***
Bekri Mustafa'ya sordular:
- Dalyan Belediye Başkanı Suat Tufan hakkında ne düşünüyorsun?
Bekri:
- Çok kibar bir dost, dedi; adamın makamına dalıp 3 saat boyunca "tabu"larla "dogma"ların kafa kafaya nasıl tokuşturulacağını örnekleriyle birlikte anlattığım halde, gülümsemekle yetindi ve beni kırmamak için sendikacılarla olan toplantısını bile ertelemeye çalıştı.
- Peki Bekri, neden kapamadın çeneni?
- O kadar kapalı çene var ki, hiç değilse benimki açık kalsın istedim.
***
İlki 1901'de verilen Nobel Fizik Ödülü'nün, 6'ncı 10 yılında ülkeler arasındaki paylaşımı:
1950 - İngiltere
1951 - İngiltere-İrlanda
1952 - ABD
1953 - Hollanda
1954 - İngiltere-Almanya
1955 - ABD
1956 - ABD
1957 - Çin-ABD
1958 - Rusya
1959 - ABD
Neyse ki Türkiye'den kimse almadı Nobel Fizik Ödülü'nü. Yoksa bir de onlara, korumalar vermek zorunluğu doğacaktı.
***
Coşkun Karabulut'tan bir şiirle bitirelim yazıyı:
az kaldı
görülmez
çok büyük bir bilincin
bilinçaltıyız sanki
her sevinç yarım
her arzı kursağımızda kalıyor
bunca engel
bunca baskı
patlayacağız bir gün
ama nerede
nasıl

c.altan@prizma.net.tr








Çetin ALTAN
Canilikle kahramanlık birbirine karıştı, ahmaklıkla dangalaklık birbiriyle yarıştı
Yönetici kadrolarda kutsallaştırılmış tabular...
Melih AŞIK
İran'a doğru
Basınımız Associated Press Ajansı'nın önceki ...
Fikret BİLA
Osman Fazıl Polat, Magosa-Maraş'ı nasıl aldı?
"Tümenimize Magosa'nın Türk kesimi ile birleş...
Güneri CIVAOĞLU
Faili meşhur meçhul
Robert Kennedy cinayeti Bobby adıyla beyazper...
Can Dündar
"Harry Potter"ın yemekhanesinde...
Vefatından bir ay önce İsmail Cem'le görüşür...
Abbas GÜÇLÜ
Kim neyin peşinde?
Hemen her konuda, kimin neyin peşinde olduğun...
Metin MÜNİR
Şu anda penceremden içeri baksanız
Şu anda penceremden içeri baksanız yatakta bi...
Hasan PULUR
Vur, vur, bir tokat daha vur!
BİR tokat daha vur Etyen Mahçupyan, bir tokat...
Derya SAZAK
Uygunsuz Gerçek
Paris'te toplanan iklimbilimciler, küresel ıs...
Meral TAMER
Hâlâ çok geç kalmış değiliz
Birleşmiş Milletler, önceki gün yayınladığı İ...
Ece TEMELKURAN
Seni unuttuk arkadaşım!
Sevgili Hrant,
Osman ULAGAY
'Şizofrenik dünya' (1) Akla ziyan piyasalar
Katillerin kahraman muamelesi gördüğü, devlet...
Güngör URAS
İstanbul barajlarında 240 günlük su var
Kuraklık bütün ülke için sorun. İstanbul en b...
Serpil YILMAZ
Uygunsuz Gerçek'ten sonra Gore da Türkiye'de
Bill Clinton'ın ABD Başkanlığı sırasında, 8 y...

© 2006 Milliyet