Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 05 Şubat 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Rejin Hanım


Yaşı, herhalde 85'in üstündeydi. Uzun boylu, bakımlı saçları, düzgün giyimiyle hiç de yaşlılık kokmayan bir kadındı. Havalar biraz açtı mı, hemen her gün tek başına uzun yürüyüşlere çıkar; başında bir eşarp, yılların yorgunluğuna meydan okuyan bir irade ile kuytu yolların, denizin, ağaçların, tarlaların tadını duya duya, usul adımlarla kilometreler boyu gezinip dönerdi.
***
Bazen misafirliğe gelirdi bize. Elinde ya bir demet kır çiçeği, ya çocuklar için küçük bir paket bisküvi bulunurdu. İnce dudaklarında silik bir gülücük, feri azalmış mavi halkalı gözlerinde ılık bir bakış, süzme bir kibarlıkla uzatırdı bunları. Sonra kırık Türkçesiyle hal hatır sorardı.
***
Fransızcayı da, İngilizceyi de anadili gibi konuşan eski bir Osmanlı Musevisiydi. Dünyanın dört bir köşesinde, yaşam çizgisinin en yüksek düzeyine çıkmış çocukları, kardeşleri, yeğenleri vardı. Ama o, yeşil İstanbul kıyılarına âşıktı.
Tek başına ölmekten dahi korkmayan bir dirençle, İstanbul'dan ayrılmayı asla aklından geçirmezdi. Bazen Kanada'ya, bazen İsviçre'ye gider, 3-5 ay kaldıktan sonra hemen döner gelirdi.
***
Rastlanmadık ölçüde bir roman okuruydu. Okumadığı yazar yok gibiydi. Bize uğradığı zamanlar, yaşamından küçük anılar anlatır, sonra çekinden bir sesle:
- Acaba birkaç kitap rica edebilir miyim, derdi.
Her seferinde, 3-5 değişik kitap verirdim. Titreyen mavi damarlı elleriyle, kitapları kutsal bir emanet gibi alır:
- Hiç merak etmeyin, yine tertemiz getirip veririm, derdi.
8-10 yıl gün sonra da onları getirir, yenilerini alırdı.
***
İnce bir dantel örer gibi onda hiç bitmeyen bu okuma zevkinin güzelliğine, gizli bir saygı duyardım. 85 yaşını aşkındı ve genç kuşak çocuklarından çok daha düzgün, çok daha donanımlı bir kafası vardı.
***
Babası, Sultan Hamit'in doktorlarındandı. Yeşil çimli, çiçekli, faytonlu, Moda bahçelerinde büyümüştü. Meşrutiyet öncesiyle Meşrutiyet döneminin ünlü diplomatlarını tanımıştı. Onların kitaplıklarını anlatırdı bana:
- Bir Feridun Bey vardı. Sonra Washington'a büyükelçi olarak gitti. Genç kızken hayrandım kitaplığına. Klasikler bir yanda, romantikler bir yanda, modernler bir yanda dururdu. Kimseye vermezdi kitaplarını, bir bana verirdi.
***
Bir gün Abdülhamit'in çok sevdiği genç sultanlardan biri hastalanmıştı. Doktorlar bir türlü çare bulamamışlardı hastalığına. Sonunda sarayla da ilişkisi olan bir dost, Rejin Hanım'ın babasına gelmişti:
- Bir de sen gör ne olur şu hasta sultanı, demişti.
Rejin Hanım'ın babası:
- Aman kuzum, yapma, demişti. Sultan iyi olmazsa, kabahat benim olur, yok iyileşirse Allah kurtardı olur. Onun için hiç karışmayalım bu işe.
***
Ama dostu çok ısrar etmiş ve doktoru saraya götürmüştü. Doktor, sultanı muayene etmiş, verilen ilaçlara bakmış ve uygulanmakta olan tedavilerin hepsinin yanlış olduğunu anlamıştı.
Olgun bir kibarlıkla:
- Madem bunları denediniz bir sonuç vermedi, öyleyse hepsini şimdilik bırakalım, yeni bir tertip deneyelim, demişti.
Sultan çabucak toparlanmaya başlamış ve iki hafta sonra ayağa kalkıp, sarayın bahçesinde gezinecek duruma gelmişti.
***
Abdülhamit, bunun üzerine Rejin Hanım'ın babasını çağırtmış:
- Sultanı az daha öteki doktorlar öldüreceklerdi, siz kurtardınız, demişti.
Doktor:
- Hayır efendim, ben onlardan sonra geldiğim için, hangi ilaçların yarar sağlamadığını gördüm de, o yüzden... gibi şeyler mırıldanmıştı.
Abdülhamit:
- Haydi, haydi, ben farkındayım hepsinin. Sizi paşa yaptım, demişti.
***
Rejin Hanım'ın pek sevdiği bir anıydı bu. Daha önce anlatmış olduğunu unutur, bir kez daha anlatırdı. Ben de ilk kez dinliyormuş gibi, dikkatle dinlerdim.
***
Bir başka sevdiği anı, ağabeyiyle ilgiliydi.
Birinci Dünya Savaşı'nda ağabeyini askere almışlardı. O da komşu kızlarla flört ederken, birkaç gün uğramamıştı kışlaya.
Derken inzibatlar gelmişti eve ve ağabeyini alıp götürmüşlerdi. Kasımpaşa merkezinin bodrumuna tıkmışlardı oğlanı.
Ağabeyi de her gün merkez komutanına bir dilekçe yazmaya başlamıştı. Komutan, dilekçeleri yırtıp yırtıp sepete atarken, bir sabah aklına esmiş, çocuğu yanına çağırmıştı.
2 haftadır borumda yatan genç, üstünü başını düzelterek, korka korka komutanın karşısına çıkmıştı.
Komutan:
- Adın ne senin, demişti.
Çocuk küçük adını söylemişti.
- Sizde soyadı vardır, soyadın ne?
Rejin Hanım'ın ağabeyi soyadını da söylemişti.
Komutan:
- Ha demişti. O adda bir doktor tanırım ben. Senin akraban mı olur o?
- Babamdır efendim.
Komutan kollarını açmış:
- Gel öpeyim seni evladım, senin baban benim karımı ölümden kurtardı, demişti.
***
Rejin Hanım'ın bu anısını da en az 40-50 kez dinlemiştim.
Rejin Hanım, komutanın "Gel öpeyim evladım seni", demesini, öyküsünün en sonunda bırakır ve:
- Ağabeyim, o doktorun babası olduğunu söyleyince bir anda beklenmedik bir tiyatro şaşırtmacası olmuş, derdi.
Ve kırık Türkçesiyle eklerdi:
- Gel öpeyim evladım seni.
O sırada komutanı taklit ederek, kollarını da iki yana açardı.
***
Severdim Rejin Hanım'ı. Arka arkaya istediği için, tekrar kitap istemeye cesaret edemediği zamanlar, ünlü ustaların 3-5 yapıtını çıkarıp uzatırdım. Kitaplara tek tek bakar:
- Şunları okudum, şu ikisini alayım; hiç merak etmeyin, yine tertemiz getirip veririm, derdi.
"Hiç merak etmeyin, yine tertemiz getirip veririm."
Her seferinde mutlaka tazelerdi bu güvenceyi.
***
Genç kızken Selanik'te, Osmanlı Bankası'na nasıl sekreter olarak girdiğini; o sırada banka müfettişi olan kocasıyla nasıl tanıştığını da arada bir anlatırdı. Ve yaşamın bir rastlantılar dizisinden ibaret olduğuna inanırdı.
***
Oysa kendi yaşamında unutamadığı o mutlu rastlantıları yaratan, iyi yetişmiş olması ve iyi Fransızcasıyla, iyi İngilizce bilmesiydi.
O tarihte Selanik'teki Osmanlı Bankası'na sekreter olarak girdiği zaman, kendisinden başka bankada İngilizce bilen yoktu.
Müdür, İngilizce gelen bir telgrafı çevirtmek için adam ararken, yine rastlantı olarak öğrenmişti Rejin Hanım'ın İngilizce de bildiğini.
- Ay, sen İngilizce de biliyorsun, demişti.
***
Rejin Hanım, günlük gezintileri ile durmadan okuduğu kitaplar dışında; haftada bir de, tek başına otobüsle şehre briç oynamaya inerdi. Ve şehrin gürültüsünden şikâyet ederek geri dönerdi.
Bazen ölüm döşeğine düşmüş bir arkadaşını yoklamaya giderdi.
Sonra bir ziyaret sırasında; telaşsız, vakur ve doğanın bu değişmez yasasını rahatça kabul eden bir sesle, arkadaşının öldüğünü söylerdi.
***
Kendi ölümüne de her an hazırdı. Haftanın belli bir gününü bekler gibi biliyordu ölümünün yaklaşmakta olduğunu; ama yine berbere gidiyor, gezintilerini aksatmıyor ve devam ediyordu romanlarını okumaya.
***
Mutlu bir çocukluk, mutlu bir gençlik, mutlu bir evlilikti, mutlu bir ihtiyarlık geçirmişti.
Geçenlerde, yataklarda sürünmeden, tek başına, bir kalp krizi sonucu ölüverdi Rejin Hanım.
Gürültüsüz, patırtısız, sessiz sedasız kaldırdılar cenazesini.
***
Artık elinde bir demet kır çiçeği, yahut bir küçük paket bisküvi ile gelmiyor bize.
Kitapları düzeltirken bazen özler gibi oluyorum 80 yaşını aşkınken tanıdığım eski Moda bahçelerinin küçük kızını.

Not: 27 yıl önce yazılmış bir yazı... "Gölgelerin Gölgesi"nden...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Güvenlikte büyük zaaf
ADALET Bakanı Cemil Çiçek, siyasi cinayetlere...
Çetin ALTAN
Rejin Hanım
Yaşı, herhalde 85'in üstündeydi. Uzun boylu, ...
Yasemin CONGAR
ABD'nin ibresi hâlâ AKP'den yana
ABD Dışişleri'nin Avrupa ve Avrasya'dan sorum...
Can Dündar
Severken terk etmek
Güler misin, ağlar mısın? Yeni öğrendim ki, s...
Semih İDİZ
Dışişleri Bakanı Gül'e başarılar dileriz
Washington'da resmi temaslarda bulunmak üzere...
Faik ÖZTRAK
2007 yılının dalgasız geçeceğini söylemek zor
2006 yılını beklenenden daha iyi bir imalat s...
Hasan PULUR
Petrolü bilmeyen Sadrazam!
BAŞYAZARIMIZ Güneri Cıvaoğlu geçenlerde ilgin...
Yaman TÖRÜNER
Tayyip Bey ne yapmalı?
Tayyip Bey, cumhurbaşkanlığı konusunda millet...
Osman ULAGAY
'Şizofrenik dünya' (2) Duraklama düşersin
Dünya Ekonomik Forumu'nun kurucusu ve başkanı...
Güngör URAS
Serbest bölgelerin "özelliği" kalmadı
1985 yılından bu yana Türkiye'de 21 serbest b...

© 2006 Milliyet