Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Şubat 2007 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil


Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çizmeye bakmak


Toplumumuz kararsız, dağınık, sıkıntılı bir süreçten geçiyor... Olaylar karşısında kimi zaman anlaşılmaz biçimde öfkeliyiz... Tepkilerimiz anormal ölçüsüz, beklenmedik biçimde abartılı ve utanç boyutlarında...
Kimi zaman da "Bizde olmaz, bize bir şey olmaz" diyerek yumuyoruz gözlerimizi...
Örneğin, AIDS'e karşı önlem almaları gerektiğini tekrarlayan onca uyarıya rağmen gençlerimiz yaygın biçimde "Bize bir şey olmaz" diyerek göğüslerini kabartıyorlar... Sözgelimi trafik kazalarını "gündelik" rutinlerimizden biri olarak algılıyoruz... Orada birilerine bir şey olmuş, ama kafamızdaki klişe hemen karartıyor görüntüyü: "Bize bir şey olmaz!"
İtalya'da yaşanan olayları da aynı duyarsızlıkla değerlendirenler çoğunlukta.

Dramatik açıklama
Geçen hafta Catania - Palermo maçından sonra sokakta taraftar gruplarının çatışmasını önlemek isteyen bir polis, elde hazırlanmış patlayıcı bir meşale ile öldü...
İtalyan Futbol Federasyonu lig maçlarını durdurdu. İçişleri Bakanı, "Futbol yüzünden insanlar ölmemeli" derken, en dramatik açıklamayı Başbakan Romano Prodi yaptı : "Bir polis öldü, şimdi bu durumu ailesine nasıl açıklayacağız ?"
Sonraki gelişmeleri biliyorsunuz...
Futbol endüstrisinin devleri arasında yer alan İtalya, bir kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara karşı gözünü kırpmadan o endüstrinin çarklarını durdurdu...
Yayın hakkını elinde bulunduran kuruluş, gazeteler, dergiler, sponsorlar, kulüp yöneticileri "Gösteri devam etmeli" kolaylığına hiç sapmadan, hiç itiraz etmeden olayları önlemek üzere "acı bir mola" verdiler. Hükümet, İtalyan Olimpiyat Komitesi ve İtalyan Futbol Federasyonu, alınacak önlemleri tartışmaya ve konuşmaya başladılar...
Güvenlik kriterlerinin yeterli görülmediği statlarda maçların seyircisiz de oynatılabileceğine karar verdiler.
Araştırmaları sürüyor. Spor hukuku konusunda hayli mesafe almış İtalya'da yasa ve yönetmelik değişiklikleriyle daha sert önlemlerin alınması da gündeme getirilebilir. Futbolseverler, en az iki hafta maçların yeniden başlaması için beklemek zorunda. Henüz kesin karar verilmiş değil.
1980'de patlayan şike skandalı Albertosi, Dossi gibi oyuncuların ağır cezalara çarptırılmasıyla sonuçlanmıştı. Cezasını iki ay erken tamamlayan Rossi, 1982 Dünya Kupası'nı kazanan İtalya'nın unutulmaz golcüsü oldu. Geçen yıl İtalyanlar, bir yandan heyecanla Dünya Kupası'nda mücadele eden takımlarını izlerken, Juventus gibi dev bir kulübün küme düşürüldüğüne tanık oldular. Milan'ın puanları silindi... Moggi ve çetesi ağır cezalar aldı. Milli Takım Teknik Direktörü Lippi de oğlunun adı karışan hakem ve oyuncu ayarlama skandalından sonra Dünya Şampiyonluğu'na rağmen görevi bırakmak zorunda kaldı..

Örnek alınmalı
Suç, hayatın her alanında dünyanın her yerinde rastlanan bir olaydır. Ama uygar ülkeler, suçu önleyecek ve cezalandıracak yasaları, yönetmelikleri de hayatın içine katarak kendilerini korurlar.
İtalya, sportif konularda suç ve cezanın birbirini izlediği bir ülke...
Oradan kendimize bakınca suçun her zaman cezalandırılamadığını, toplumsal refleksimizin kaybolduğunu görüyoruz. Çoğunlukla yapanın yanına kar kalan kural dışı davranışlar, sportif kültürümüzün daha gelişmeden yozlaşmasına neden oluyor. Çocukların ve gençlerin eğitiminde iyi bir araç olabilecek sporu, kötüye örnek olarak düzenlediğimizi unutuyoruz.
İtalya olayları, "Bizde olmaz" diye geçiştirilemeyecek kadar ibret vericidir.
İyi izlenmeli, örnek alınmalı ve sportif değerleri korumak adına duyarlı hazırlıklar yapılmalıdır.
Bir gün bizde de olabilir...

Bu fotoğraf, öksüz kaldı!

Meslek örgütümüz Türkiye Spor Yazarları Derneği'nin düzenlediği geleneksel Spor Gazeteciliği Armağanı yarışmasında usta meslektaşlarımızla, büyüklerimizle birlikte "Büyük Jüri" üyesi olarak görev yaptım. Dün sabah hepsi de emek ürünü olan eserleri titizlikle inceledik...
Tüm eserler incelenip değerlendirme yapıldıktan sonra bir üzüntümü jüri üyeleriyle paylaşmadan edemedim...
2006'nın en önemli spor olayı futbolda Dünya Kupası, basketbolda da Dünya Şampiyonası idi...
Ne yazık ki Dünya Kupası'nı izleyen, kariyerlerinin en yorgun, en yoğun ve en çileli dönemini orada yaşayan arkadaşlar, bu yarışmaya eser göndermemişlerdi. Eserlerini genellikle iç olaylardan seçmişlerdi... Oysa orada onlarla birlikte Dünya Kupası'nı yaşadım ben. Yaptıkları yorumlara, yazılarına, röportajlarına hayran olduğum meslektaşlarım, Dünya Kupası'nı unutmuşlardı.
Örneğin sevgili Çiğdem Bağrıaçık'ın Almanya'nın İtalya'ya yenildiği yarı final maçı sırasında çektiği bu fotoğraf öksüz kaldı...
O çocuğun öyküsünü Çiğdem'den dinlediğimde daha da hüzünlendim. Bira sarhoşu olan anne, oğlunu unutmuştu. Sıcakta uykusu gelen ufaklık, henüz adını bile bilmediği oyunun belki de en masum kurbanıydı.
Dünya Kupası'ndan bir tek eserin bile yarışmaya katılmamış olması, Hıncal Abi'nin hiç de katılmadığım "Medyada en heyecansız, en verimsiz Kupa" görüşüne de ister istemez haklılık kazandırıyordu. Bu durum beni daha da üzdü!

İnönü paranoyası

Hafta içinde radyodan dinlediğim bir haber bende paranoya etkisi oluşturdu...
Beşiktaş kongresinde yeniden seçilen yöneticilerden Mimar İlhan Durusoy, İnönü Stadı'nın yeniden yapılması için projeler hazırlandığını açıkladı... Heyecanlandım doğal olarak. Hem Beşiktaş adına, hem de ülke sporu adına artık 60 yılı geride bırakan stadın yıkılıp yeniden yapılması aklın gereğiydi. Yıpranmış ve yaşlanmış yapı, bu yükü daha fazla taşımamalıydı.
Ama haberin sonrası beni rahatsız etti. Durusoy, "SİT alanındaki tesisin yenilenmesi için Anıtlar Kurulu'ndan izin almamız gerekiyor... Bu izni alamazsak, devletin bize yeni stadı yapacağımız bir yer göstermesini istiyoruz" diyordu...

Burası Türkiye
Erken bir teslimiyet havası... Anıtlar Kurulu, uygun bir projeyle o stadın yapılmasına elbette izin vermelidir. En başta maraton kapısı korunarak yenilenecek çağdaş bir yapıya kim itiraz edebilir ki ? Beşiktaş yöneticileri ve tüm İstanbullular, İnönü Stadı'na sahip çıkmalı... Yeşil alanların ucuz fiyatla satın alınmasından sonra nazım plan değişiklikleriyle kimlere ne kazandırdığını bildiğimden, böyle bir teslimiyette de ister istemez canım sıkılır benim. Siz stadınızı başka bir yerde yaparsınız ve Dolmabahçe'nin o canım güzelliği SİT alanından çıkarılarak birilerine peşkeş çekilebilir... Burası Türkiye, olabilir..
Beşiktaş, emanet aldığı o kültür değerini hem İnönü adıyla, hem de stad olarak kıskançlıkla korumalıdır.
İnşallah benimki yersiz bir korku, bir paranoyadır!

agokce@milliyet.com.tr




SPOR
O adam ve ustası
Beyefendi Edu
Florya'da neler oluyor?
Riskli yatırım!
Fatih bombaladı
Bu gurur Terim'in
İmzalar sınıfı geçti
Memo'ya gün doğdu
Seminer ortaklığı
Haber turu...
Çizmeye bakmak
Terim ve basın
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Atilla GÖKÇE
Çizmeye bakmak
Toplumumuz kararsız, dağınık, sıkıntılı bir s...
Bilal MEŞE
Terim ve basın
Fatih Terim hocayı 30 küsur yıldır tanırım......


© 2006 Milliyet