|
Yalnız değilsiniz!
İnsanlar gitmekten bahsediyor. 30'lu yaşlarındaki insanlar "dışarıda" bir hayat kurmak için hâlâ vakitleri var mı, bunu konuşuyorlar. 40'lı yaşlardakiler buradaki hayatlarını "oralarda" sürdürmenin mümkün olup olmadığını hesap ediyorlar.
50 ve üstü yaştakiler, bu memleket için iyi şeyler yapmaya çalışmış insanlar ise belki de ilk kez "başaramadıklarını", yaptıkları onca şeyin bir işe yaramadığını düşünüp kahroluyorlar.
İçten içe isyan edenler
İnsanlar, tribünlerde, sokaklarda, siyasi mecralarda "Hepimiz Ogün'üz" diyenleri, beyaz bere takıp gösteri yapanları gördükçe "Bu memleket bunlardan mı ibaret?" diye öfkeyle, kabul etmek istemeden, kahrolarak içten içe isyan ediyorlar.
Popüler kültürün, magazin programlarının rüya dünyasında, o dünyanın en dibinde yaşayanların bile tedirgin olmaya başladığı günler yaşıyoruz.
Bir yandan uluslararası dinamikler Türkiye'nin belalı, ne idüğü belirsiz, içi boşaltılmış bir Ortadoğu ülkesi olmasına mı karar verdi, bunu düşünüyoruz. Bir yandan da bizim yapacak bir şeyimiz kaldı mı, bunu merak ediyoruz.
Gitmek üzerine
İnsanlar kendilerine soruyorlar:
Böyle bir ülkede yaşamak istiyor muyum?
Sonra başka bir soru geliyor hemen ardından:
Ben istesem bile bu ülke beni yaşatır mı?
Çocuklarım faşist milliyetçiliğin kol gezdiği bir ülkede mi büyümeli?
Ve nihayet belki 1980'den sonra ilk kez bu yakıcılıkta o hesaplaşma yapılıyor:
Gitmeli mi?
Bu ülke bizi terk etmeden, bu ülke terk edilmeli mi?
Doğru cevabı yoktur bu sorunun. Herkes kendi serüvenin kölesi ve efendisidir. Ama karar vermeden önce bir tek sorunun cevabını iyi bilmek gerekir:
Siz hiç ülkesini terk etmek zorunda kalmış üçüncü dünya aydını yüzü gördünüz mü? Lübnanlıları, Filistinlileri, İranlıları, Türkiyelileri...
Bu ülkede yaşamayı, bu ülkenin dilini konuşmayı, her şeye rağmen bu toprağı seven insanlar, Avrupa'nın sokaklarında kederli hayaletler gibi dolaşır.
Şimdi size büyük klişe gibi gelir ama "Biraz memleket toprağı getir de burada ölürsek gözümüze örtsünler" diyeni bile gördüm.
Peki sonra ne oldu?
Aklı başında insanlardı muhtemelen başlangıçta, bu kadar "arabesk" değillerdi. Ama sonra... Bence bir şey oldu onlara. Şöyle bir şey oldu...
Bir hayatları vardı ve başlangıçta ne ise ne, kahramanca, adam gibi yaşamayı planlamışlardı.
Sonra giderken bir şeylerini burada bıraktılar, kendilerinin bir parçasını. Yola çıkarken yeniktiler.
Değişmeyecek bir skordu bu; hayat karşısında maça çıkmadan hükmen mağluptular. Sonra işte kendilerine ihanet etmiş hissettiler. Altından kalkamadıkları budur kanımca o kederli hayaletlerin, bedelini ödeyemedikleri.
Çünkü eşine, annene, babana, memleketine ihanetten daha beter, daha ağır bedelli bir ihanet vardır aslında. İnsan kendine ihanet etti mi bir daha iflah olmaz asla...
Omuz omuza
Şimdi, bugünlerde, aklınızdan gitmek geçiyorsa, memleketin siyasi iklimi üzerinize üzerinize geliyorsa, hayatı beyaz berelilerin ele geçirdiğine dair bir sıkıntıyla eziliyorsa içiniz, unutmayınız:
Yalnız değilsiniz!
Kaç kişiyiz bilmiyorum. Ama biliyorum ki sandığımız kadar az değiliz!
Çok kalabalık olmasak bile herhalde ve muhakkak o beyaz bereli kafalardan daha çok çalışıyordur kafamız. Ve herhalde ve muhakkak diyecek daha çok sözümüz vardır bizim. Üstelik biz neye ve nelere karşı omuz omuza olacağımızı bağıra bağıra sokaklarda, inanarak her yerde söyleyebiliriz.
Yalnız değilsek bu berbat iklimin de üstesinden gelebileceğimizi biliriz. Şimdi biz bu konular üzerine ciddiyetle düşünmemiz gereken günlerdeyiz.
ecetem@hotmail.com
|
|