Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Şubat 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil


Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Erzik zafer mi kazandı?


1990 yılında Malta'da UEFA İcra Kurulu'na seçildiğinden beri ulusal gururumuz oldu Şenes Erzik...
Hele 1994'te Asbaşkan rütbesi alınca.
Önceleri inanamadık... Sonra içselleştirdik, benimsedik, daha fazlasını istedik...
Ve hep UEFA Başkanı olarak görmek istedik günün birinde.
Neden olmasın?
Asbaşkanlar içinde 1 numara sayın Erzik.
Peki yardım ettik mi?
* * *
Siz "destek" laflarına falan pek kulak asmayın. 1989 yılında atamayla, 1992 yılında seçimle geldiği Futbol Federasyonu Başkanlığı sırasında yapmadığımızı bırakmadık.
İstisnasız hepimiz...
Kulüplerimiz, yöneticilerimiz, medya...
Galiba bugünlerdeki abartılı sevincimiz, vicdan azabından kaynaklanıyor.
Ne o; "Şenes Erzik UEFA'da yöneticilik rekoru kırmış"...
Sevineceğimize üzülmemiz lazım UEFA Başkanlığı parmaklarının arasından kayıp gitti diye.
* * *
Gelin olaya başka bir açıdan bakalım:
Avrupa Futbolu'na tepeden inme devrimci gibi giriş yapan Platini'nin gücü ve niyeti o kadar etkiliydi ki, Şenes Erzik gibi rakipleri ezip geçmesi işten bile değildi. O yüzden sayın Erzik'in "piri" çıktı karşısına. Yılların lideri... Avrupa Futbolu'nun birinci adamı. Başkanlığın tüm avantajlarını seçimde kullanması beklenen biri.
Lakin Johansson'u bile devirdi Platini.
Ve kim ne derse desin, mantık örgüsüne göre Şenes Erzik'in UEFA Başkanı olma şansı bitti. Bitmese bile yok denilecek kadar azaldı.
Ancak Platini çok büyük hatalar yapacak... Ki, asbaşkan olarak Şenes Erzik o hatalara da ortak olmak durumunda artık. Platini hata yapmazsa, uzun yıllar iş başında kalması kuvvetle muhtemel.
Yani bir zamanlar Şenes Erzik'in önünde "yaş haddi" nedeniyle bırakacak olan Johansson vardı, şimdi duvar gibi Platini.
* * *
Bana öyle geliyor ki, sayın Erzik'i tecrit edecek ilerleyen süreçte Platini!
Nereden mi biliyorum?..
Bakın Geçen hafta sonu Büyük Kulüp'te "Türk Sporu'nun Sorunları"nın tartışıldı bir panel vardı. Bir ay önceden söz vermişti Erzik. Konu tamamen "biz"e aitti ve UEFA'yı asla bağlamazdı.
Ancak katılamadı UEFA Asbaşkanı.
Gerekçesine dikkat:
"Platini izin vermedi"!
Yaaaa...
* * *
Tek teselli Şenes Bey'in tekrar yönetimde olması.
Bunun için de "önlem"lerimiz var tabi!..
Erzik'i futbol bataklığımıza çekmek için uğraşıyoruz bu günlerde. Olası bir Federasyon Başkanlığı sanki onun elini güçlendirecekmiş gibi.
Türk futbolu ateşten gömlek.
90'lı yıllara benzer bir krizle Erzik'in UEFA'daki karizmasını çizmemiz ve Platini'nin yarım bıraktığı işi bitirmemiz büyük ihtimal.

Sadece futbol mu bozuk?

İşin doğrusunu yapsanız İtalya'dan beter olmamız lazım.
Önce puanlar silinir; birkaç takım ikinci lige gönderilir... Ardından külliyen tatil!
Daha yüzeysel olan örnekler de var tabi.
Mesela tribünde olay mı çıktı; Brezilya'daki gibi tekmeyle kafası ezilir, plastik mermi ile kurşuna dizilir taraftar.
Biz galiba en hoşgörülü milletiz.
Şike için falan kıyamıyoruz kimseye.
Karakola düşen taraftarı kulübün avukatları savunuyor, yöneticileri çıkarıyor.
Toplumsal çatışmaya dönecek demeçler için kanunumuz var; onu bile işletmiyoruz.

Orman kanunları!
Ya futbolu evladımız gibi seviyoruz, ya da orman kanunlarını içimize sindirmişiz.
Sahtekarlık normal geliyor bize.
Terör doğal.
Şike var ama önemli değil.
Teşvik suç mudur değil midir belli değil.
İşin doğrusunu yapmak futboldan başlayamıyor tabi ki.
On binlerce kişi öldürülmüş bu ülkede.
Bankalar soyulmuş.
Susurluk protestosuyla dalga geçilmiş.
Seri katiller birkaç yılda kurtulmuş.
Çocuk yuvaları hâlâ çocuk mezbahası gibi.
Sokaklar Teksas.
Okullar tekke.
Hastaneler Karacaahmet'in bekleme salonu.
Gel futbolu düzelt şimdi.

"Fedai" mi, "müşteri" mi?

Hani tribünlere "ölmeye" gidenler var ya...
Onlara bir tavsiye:
Acele etmeyin; b.. yoluna gitmeyin.
Bakın Liverpool da satılıyor. Geleneklerin ülkesinde geleneksel futbol kulüpleri haraç mezat. Uluslararası sermaye adım adım futbolu ele geçiriyor.
Çok sürmez ortaklıkla falan bizimkileri de ele geçirirler; öldüğünüzle kalırsınız.
Kendinizi geliştirin, demode kalmayın.
21. yüzyılın futbolu "fedai" değil "müşteri" istiyor.
Sağ, salim, paralı müşteri.

Fenerbahçe'ye yakışan

Eğri oturup doğru konuşalım ve Sezar'ın hakkını Sezar'a sunalım...
Sayın Aziz Yıldırım "Sezar" oluyor bu durumda!
Lakin dikkat...Teşbih, Sezar'ın "tiran" özelliğini değil, "hakkının verilmesi gereken kişi" olduğunu vurgulamakta.
Konu şu:
Bilindiği gibi Galatasaray yöneticisi sayın Adnan Polat, bir zamanların Fenerbahçe yöneticilerine özeniyor. Ağır demeçler... Tahrike varan espriler... Adeta psikolojik bir savaş açmış Fenerbahçe'ye karşı tek başına.
Peki Fenerbahçe Yönetimi ne yapıyor?
Vakur bir duruş... Sert ama ölçülü ifade... Doğru tespitler:
"Bize karşı sistemli olarak yürütüldüğü ortada olan kampanyaya benzer yöntemlerle cevap verirsek doğru yapmış olur muyuz? Yoksa değerli spor kamuoyu ve kurumları bu olaya tepki vermek için bizim de benzer bir yola girerek meşru müdafaa yapmamızı mı bekliyorlar? Spor medyasının olup biteni sorgulamak için Fenerbahçe'den beklediği hareket bu mudur?" diye soruyor resmi açıklamasında.
Sondan başlayalım...
Hayır, spor medyasının Fenerbahçe'den beklediği, "benzer yolla meşru müdafaa" değildir.
Futbol, yeni bir savaşı kaldıracak gücünü tüketmiştir.
Şu kadarını söyleyeyim; Fenerbahçeli yöneticilerin zamanında- her kışkırtıcı demecini yeren ben ve benim gibiler tarafından Fenerbahçe'nin vakur, ölçülü davranışları takdir edilmektedir.
Kimse "eskiden şöyle yapmışlardı" demesin.
Şu anda futboldaki kavgayı kışkırtmak yerine dindirmeye uğraşan Fenerbahçe'dir.
Fenerbahçe'yi taklit etmek isteyen sayın Polat, agresif demeçler yerine inşaat, alt yapı, transfer gibi "peynir gemisi"ni yürütecek eylemlerle başlamalıdır işe.
Asıl soru, Galatasaray camiası ne kadar izin verecektir sayın Polat'a... Futbol camiasının sabrı tükenmek üzeredir çünkü.
Fenerbahçe'ye gelince...
Sükunet onu daha da büyütüyor.
Yakışıyor.

Saracoğlu'ndaki "ısıtma"

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, bir araya geldiler...
"Ayşe Teyze"ye uyarı gönderdiler:
"Düdüklü tencere kullan"!
Neden?
"Küresel ısınma tehlikesi kapıda"...
Biz yırtabiliriz ama çocuklarımız, bilemedin torunlarımız Yassıada'nın üzerinde yüzebilir bu gidişle. Tabii açlıktan, susuzluktan yüzecek halleri varsa.
Sorun o kadar büyük ki, televizyonlarımızı "stand by" durumunda bırakmamamız, buzdolaplarımızı serin yere koymamız öneriliyor.
Bu arada aklıma Şükrü Saracoğlu Stadı'ndaki ısıtma sistemi geliyor.
En son seyircisiz Gençlerbirliği maçında denenip 3 derece hava sıcaklığında bile çok iyi sonuç veren bu pahalı sistem, futboldaki medeniyet çizgimizin son noktası ama geleneksel "medeniyet- çevre" zıtlaşmasında sağlam bir belge...
Seyirci ısınırsa medenisin, seyirci üşürse çevreci.
Gelin işin içinden çıkın şimdi.
Galiba en iyisi seyirciyi tempolu, canlı, renkli futbolla ısıtmak.

eguven@milliyet.com.tr


SPOR
Kapıdaki tehlike
'Yalnız tesis yetmez'
Ucuz kurtulduk!
Bobo'dan yeşil ışık
Halinden memnun!
Gerets sinir küpü
Tekke'den mesaj!
Artık top federasyonda
İtalya'da maçlar seyircisiz
Halkbank coştu
Cim-Bom kâbus gördü
Fener şov yaptı: 84-56
Haber turu...
Hiç üzerinde durmayalım
Bir musibet..
Erzik zafer mi kazandı?
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR



Mehmet DEMİRKOL
Hiç üzerinde durmayalım
Üzerinde hiç durmamamız gereken öylesine bir ...
Mustafa DENİZLİ
Bir musibet..
55 maç geride kalmış, sevinçleri daha fazla, ...
Ercan GÜVEN
Erzik zafer mi kazandı?
1990 yılında Malta'da UEFA İcra Kurulu'na seç...


© 2006 Milliyet