Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Şubat 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Kadınlar albümünden üç-beş fotoğraf


Hava iyice serindi. Bir yandan da yağmur çiseliyordu. O, hırkayla entari niyetine giydiği garip paçavralar içinde, kaldırımın dükkânlara dönük kıyısında çömelip iki büklüm olmuş; üstüne de ne atkıya, ne de yorgana benzeyen eski püskü kalınca bir örtü örtmüştü.
Neredeyse yere değecek kadar eğilmiş yüzü, ancak dikkatli bakarsan fark ediliyordu.
Önünde çinko bir çanak duruyordu.
* * *
Yirmi yıl önce bir Paris akşamında Bastille alanına da sinsi bir yağmur yağıyordu.
Alandaki kafelerden birinde yan yana oturuyorduk.
Karşımızdaki kaldırımın dibinde; orta yaşta, kasketli, tıknaz bir Fransız, sundurması sabit tezgâhında tepeleme patlamış mısır satıyordu.
Yayalar gidip geliyor, arabalar geçiyordu.
* * *
Büyük bir kitap mağazasının roman bölümü şefi olan Chantal, babasını ilk kez nasıl görmüş olduğunu anlatıyordu.
Babaannesi öldüğü zaman; onu da oğlunun yanına gömmek için babasının mezarını açmışlardı.
Chantal o zaman altı yaşındaydı.
Mezarlıktaki cenaze törenine katılan aile yakınlarıyla akrabalar, küçük kızı mezarın yanına getirerek:
- Bak işte bu senin baban, demişlerdi.
İyice küflenip dağılmaya yüz tutmuş parça parça bir kostüm içinde, elleri yanında, başı sağına dönmüş bir iskelet yatıyordu mezarda...
* * *
Törene katılan mahalle terzisi:
- Vaktiyle bu giysileri ona ben dikmiştim, bak ne hale gelmişler, demişti.
Erkeklerden biri de mezarın içine iyice eğilip, iskeletin parmağındaki bir yüzüğü çıkarmış ve Chantal'a vermişti:
- Al tak parmağına, senin babanın yüzüğü...
* * *
O yağmurlu Paris akşamında Bastille kafelerinden birinde dinlediğim bu öykü karmakarışık etmişti içimi.
Laf olsun gibilerden sormuştum:
- Baban neden ölmüştü?
Chantal:
- Benim doğduğum yıllarda intihar etmiş, demişti. Ben onu hiç tanımadım. İlk kez bir mezarın dibinde bir iskelet olarak gördüm onu.
* * *
Akşamüstü kapı çalındı. Açtım.
Podyum güzellerinin albenisiyle siyahlar giyinmiş uzun boylu iki genç kız; sarı nergisler, kırmızı küçük karanfillerden oluşan taptaze bir buketle gülümseyerek karşımda duruyorlardı.
O sırada evde konuk olan genç bir gazeteci dostumun arkadaşlarıydı ve çiçek almak için gecikmişlerdi.
* * *
Dereden tepeden 7 saat kadar konuştuk.
Buzdolabında bulabildiğimiz ordövr benzeri şeylerle de bir sofra kurduk...
Servise yardım etmek için dolaşırken, uyumlu incecik vücutlarıyla ne kadar uzun bacaklı olduklarına şaşıp kaldım. İçimdeki mutlu afallama, neredeyse aval aval bakmaya dönüştü sonunda.
Bir reklam şirketinde yönetmen olarak çalışıyorlarmış. Evleri, arabaları varmış. 26 yaşındaymışlar. Tek amaçları kendi özel firmalarını kurmakmış.
* * *
Bir tanesi:
- Ben çok içiyorum, diyordu. İçince de azıcık saldırgan oluyorum. Yoksa çok iyi huyluyumdur.
Öteki sessiz duruyor, sadece siyah gözlerinin gülücüklü ışıklarından elektro manyetik titreşimler dağılıyordu.
İkisi de genç, güzel ve mutluydular.
* * *
Bir Tebriz sabahında, yeldirmesi, başörtüsüyle kaldırıma oturmuş öne arkaya sallanıp duran ihtiyar kadın ise, dilenirken şöyle diyordu:
- Fakirem, acizem, nahoşem...
* * *
Dünyanın içinden geçerken karşılaştığımız değişik çerçeveler içindeki kadın portreleri, kadın yaşamları, kadın acıları...
Bir ömür sadece onları yazsak, yine de pek bir şey anlatabilmiş sayılamazdık.
—————————
Not: 21 yıl önce yazılmış bir yazı... "Kadın, Işık ve Ateş"ten...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Milliyetçilik ve köken
CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın "Tarafsız Bölge" p...
Çetin ALTAN
Kadınlar albümünden üç-beş fotoğraf
Hava iyice serindi. Bir yandan da yağmur çise...
Melih AŞIK
Hıristiyan Fener!
CNN Türk televizyonunun titiz muhabirlerinden...
Fikret BİLA
Kıbrıs'ta petrol var mı?
Bu soruya Güney Kıbrıs "Var" yanıtını veriyor...
Güneri CIVAOĞLU
Piyasa ve seçim
AKP, "seçim ekonomisi uygulamadığı" iddiasınd...
Can Dündar
Eski MİT şefinden Çakıcı'ya öpücük!
MİT'in eski Yurtdışı İstihbarat Başkanı Nuri...
Sedat ERGİN
Basında bilgi kirliliğine hayır
Hrant Dink cinayetinin gerisindeki ihmaller z...
Hurşit GÜNEŞ
Dış ticaret verileri talebin durduğuna işaret etmiyor
Bazı meslektaşlarımız geçen hafta dış ticaret...
Doğan HEPER
'Dezenformasyon'a dikkat
YAZILI ve görsel medya, yani bazı gazeteler v...
Semih İDİZ
CHP'nin yanıtı
Başkalarına ağır ithamlar yöneltmekten çekinm...
Sami KOHEN
ABD ile "sağırlar diyaloğu" mu?
TÜRKİYE ile ABD arasında, özellikle Kuzey Ira...
Hasan PULUR
Meclis'teki hırsız!
VİCDAN nedir?
Derya SAZAK
Eski MİT'çi
NTV'de Can Dündar'ın 'derin devlet'i tartıştı...
Meral TAMER
Mumcu, Peppers ve Darwin'in kaplumbağası
Önceki akşam ARI Hareketi'nin düzenlediği top...
Yaman TÖRÜNER
Siyaset ve belediyeler neden başaramadı? (1)
Son yirmi yılda Türkiye'de çok şey değişti, ç...
Güngör URAS
Petrolü bulduktan sonra kanun yapmak kolay olmaz
Bizim ilk petrol kanunumuzu 1954 yılında "Max...
Serpil YILMAZ
Ata'nın rakısı 'Dimitrokopulo' ve Fransız şişesindeki 'Mest'
CHP'nin "Atatürk'ün manevi şahsiyetini zedele...
M. Ali BİRAND
Gül, ABD'de çok güzel sözler duydu
Türkiyemiz'in gerçek gündemiyle, TV'lerimizde...

© 2006 Milliyet