Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 08 Şubat 2007 / Perşembe  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
ABD ile "sağırlar diyaloğu" mu?


TÜRKİYE ile ABD arasında, özellikle Kuzey Irak, PKK ve Ermeni sorunları üzerindeki görüş ayrılıklarını gidermeye yönelik görüşmeler giderek yoğunlaşıyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün şimdiki ABD ziyareti bu temaslar zincirinin bir halkası. Son olarak Savunma Bakanı Vecdi Gönül Washington'daydı. Türk parlamenterlerinden oluşan bir heyet de ABD'den yeni döndü. Haftaya Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt Washington'a gidiyor...
Bu ara yapılan bu görüşmelere bir "sağırlar diyaloğu" olarak bakanlar var. Gerçekten kamuoyuna yansıdığı kadarıyla şimdiye kadar bu görüşmelerden -en azından Türkiye'nin beklentilerini karşılayacak- "gözle görülen" bir sonuç çıkmış değil. Türk tarafı Amerikalı muhataplarına isteklerini, beklentilerini, şikâyetlerini iletiyorlar... Amerikan tarafı da aynı şekilde Türk muhataplarına durumlarını, sıkıntılarını aktarıyorlar.
Bunun ötesine gidilebiliyor mu?
Dışişleri Bakanı Gül, "Bu kez Washington'da geçen yıl görmediğimiz dikkati gördüm" diyor. "Bazı şeyler yapmak mecburiyetini hissediyorlar. Bu konuda daha fazla konuşamam, ama bir kararlılık var"...

Ne zaman?
Dün İstanbul'da bir grup köşe yazarıyla görüşen ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'dan duyduklarımız da bu doğrultuda.
Kendisiyle özellikle iki "kritik sorun" üzerinde söyleştik. Bunlardan biri, Kuzey Irak'taki durum, PKK varlığı, Kerkük'ün geleceğiyle ilgili.
Kendisine bir süredir bu konuda yapılmakta olan Türk-ABD görüşmelerinin bir "sağırlar diyaloğu"na dönüştüğünü hatırlattığımızda, Wilson buna itiraz etti. "Toplantıların çoğuna katılan biri olarak diyebilirim ki, bu bir 'sağırlar diyaloğu' değildir" dedi. Ama Türkiye'deki beklentilerin ve düş kırıklıklarının da farkında olduğunu belirtti. Buna rağmen, çabaların devam ettiğini ve yakında da daha "gözle görülür sonuçlar"ın alınacağını vurguladı.
Ne zaman ve ne gibi sonuçlar? Büyükelçi Wilson, Dışişleri Bakanı Gül gibi, bu bağlamda "daha fazla konuşamayacağını" söyledi ve ekledi: "Terörle mücadelede neler planladığınızı önceden açıklamazsınız"...
Bununla beraber, Wilson terörle mücadele özel temsilciliğinin çabaları sonunda bazı sonuçların elde edilmekte olduğunu belirtti ve bu arada son olarak Fransa'da ve Belçika'da PKK'ya karşı baskınların gerçekleştirilip bazı tutuklamaların yapılmasını bu çabalara bağladı.
Büyükelçi'ye şunu da sorduk: Türkiye bir sınır ötesi harekâta girişirse ABD ne tavır alacak? Washington'da bazı resmi ağızların böyle bir olasılığa karşı olumsuz tepki gösterdiğini biliyoruz. Wilson bu soruyu yanıtsız bırakmayı yeğledi...
Aslında Türkiye, Kuzey Irak'taki PKK varlığının sona erdirilmesi çabalarını şimdiye kadar hep ABD'den bekledi. Bu acaba "eksik bir adres" mi? Bunun bir de Bağdat ve hatta Kuzey Irak ayağı yok mu? Ne var ki, Ankara bu işi "münhasıran Washington üzerinden" halletmeye çalışıyor...

Ya geçerse?..
ABD Büyükelçisi ile söyleşinin ikinci önemli konusu Temsilciler Meclisi'ne sunulan "Ermeni soykırım tasarısı" ile ilgili.
Wilson söz konusu olan şeyin bir "yasa" değil, sadece bir "karar" olduğunu, bunun da Başkan Bush'u ve yönetimini "bağlamayacağını" vurguladı.
Açıkçası, Amerikan yetkilileri ve diplomatları da bu kez kararın meclisten geçeceğinden korkuyor. Hatta Wilson "lobi yapmak" için önümüzdeki ay Washington'a gitmeyi planlıyor.
Kendisi de bu kararın çıkması halinde Türk-ABD ilişkilerinin bundan çok olumsuz etkileneceğinin farkında. Ama buna rağmen şöyle diyor: "Ortada Irak, PKK, Kıbrıs, AB, İran, Ortadoğu gibi o kadar mesele var ki, bunlar üzerinde beraber çalışmamız gerekiyor. İlişkilerin bozulması iki tarafın da zararına olur. Birbirimize her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var".

skohen@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Milliyetçilik ve köken
CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın "Tarafsız Bölge" p...
Çetin ALTAN
Kadınlar albümünden üç-beş fotoğraf
Hava iyice serindi. Bir yandan da yağmur çise...
Melih AŞIK
Hıristiyan Fener!
CNN Türk televizyonunun titiz muhabirlerinden...
Fikret BİLA
Kıbrıs'ta petrol var mı?
Bu soruya Güney Kıbrıs "Var" yanıtını veriyor...
Güneri CIVAOĞLU
Piyasa ve seçim
AKP, "seçim ekonomisi uygulamadığı" iddiasınd...
Can Dündar
Eski MİT şefinden Çakıcı'ya öpücük!
MİT'in eski Yurtdışı İstihbarat Başkanı Nuri...
Sedat ERGİN
Basında bilgi kirliliğine hayır
Hrant Dink cinayetinin gerisindeki ihmaller z...
Hurşit GÜNEŞ
Dış ticaret verileri talebin durduğuna işaret etmiyor
Bazı meslektaşlarımız geçen hafta dış ticaret...
Doğan HEPER
'Dezenformasyon'a dikkat
YAZILI ve görsel medya, yani bazı gazeteler v...
Semih İDİZ
CHP'nin yanıtı
Başkalarına ağır ithamlar yöneltmekten çekinm...
Sami KOHEN
ABD ile "sağırlar diyaloğu" mu?
TÜRKİYE ile ABD arasında, özellikle Kuzey Ira...
Hasan PULUR
Meclis'teki hırsız!
VİCDAN nedir?
Derya SAZAK
Eski MİT'çi
NTV'de Can Dündar'ın 'derin devlet'i tartıştı...
Meral TAMER
Mumcu, Peppers ve Darwin'in kaplumbağası
Önceki akşam ARI Hareketi'nin düzenlediği top...
Yaman TÖRÜNER
Siyaset ve belediyeler neden başaramadı? (1)
Son yirmi yılda Türkiye'de çok şey değişti, ç...
Güngör URAS
Petrolü bulduktan sonra kanun yapmak kolay olmaz
Bizim ilk petrol kanunumuzu 1954 yılında "Max...
Serpil YILMAZ
Ata'nın rakısı 'Dimitrokopulo' ve Fransız şişesindeki 'Mest'
CHP'nin "Atatürk'ün manevi şahsiyetini zedele...
M. Ali BİRAND
Gül, ABD'de çok güzel sözler duydu
Türkiyemiz'in gerçek gündemiyle, TV'lerimizde...

© 2006 Milliyet