Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Şubat 2007 / Cuma  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Bohçanın dört ucu...


İnsan hayatı için derler ki, ne kadar derleyip toparlamaya çalışsan da, dört ucunu bir türlü bir araya getiremediğin bir acayip bohçadır.
Neden dört ucu bir araya gelmez ki bu bohçanın?
Eskiden "kader", yahut "alın yazısı" denir geçilirdi.
Şimdi gelişmiş elektronik mikroskoplarla "cenin" daha ana karnındayken, kromozomları üstünde yapılan incelemeler; çocuğun doğduktan sonra hangi tür uğraşılarla, hangi tür hastalıklara daha çok eğilimli olacağını dahi koyuyor ortaya... Hatta hatta, ne kadar yaşayacağını bile...
Bir başka açıdan bakarsanız, "daha doğmadan önce belirlenmiş bir alın yazısı" da diyebilirsiniz buna...
* * *
Ne var ki sade "eksilerimizle" doğmuyoruz, "artılarımızla" da doğuyoruz. Enerji, kulak duyarlılığı, algılama hızı, ses güzelliği falan filan gibi...
"Artılarımızı" iyi değerlendiremediğimiz, yahut "artılarımızı" daha iyi değerlendirecek bir ortam bulamadığımız zaman da; "eksilerimiz" daha ağır basmaya, daha belirginleşmeye başlıyor.
* * *
Eskiden insanoğlundaki bu tür denklemlerin -bir ölçüde de olsa- doğuştan geldiğine inanmazdım. Kişiyi çevresinin biçimlendirdiğine inanırdım.
Emile Zola'nın yapıtlarına tutkun olduğum halde, "Rougon-Macquart ailesinin doğal ve toplumsal tarihi" adlı dizisindeki romanlarda; karakterlerini, "kötü tohumdan gelenlerle, iyi tohumdan gelenler" diye ikiye ayırmış olduğu için; kendisini, bir anlamda ırkçılığa prim vermiş olmasından ötürü kınardım.
* * *
Benim inancım insanların eşit doğduğu ve toplumdaki adaletsizlikten ötürü bu eşitliğin bozulduğu idi.
Bugün de yine aynı inançtayım. İnsanlar eşit doğarlar.
Ancak "sağlık" ve "mesleki eğilimleri" açısından, "eksi ve artılarla" doğdukları, bilimsel olarak ortaya çıkmaya başladı...
"Kötü tohumdan gelenlerle, iyi tohumdan gelenler" ayrımına ise hâlâ aklım pek yatmıyor.
* * *
Ne yaparsan yap bir türlü dört ucu bir araya gelmeyen o acayip bohça konusunun analizinde; daha doğuştan "tevarüs" edilen kalıtımsal bir doku yapısının, örneğin sinir sistemlerinin de bir rolü olduğu anlaşılıyor...
Böyle olunca...
Böyle olunca özellikle ve öncelikle bir meslek sahibi olmanın önemiyle değeri daha çok ağırlık kazanıyor.
Doğuştan edinilen "artılarla eksiler", kişinin sevdiği bir meslekle bütünleşmesinde, en azından daha sağlam bir sigorta içine alınıyor.
Enerjin, yahut yoğunlaşma gücün düşükse; bunun, yaptığın işe nasıl yansıdığını görüp düzeltebiliyorsun onu, örneğin.
Ve bohçanın bir ucu -iyi kötü- yerine gelip konuyor.
* * *
Bohçanın ikinci ucu aile içi özel hayat ilişkileri... Kişileri birbirine bağlayan çemberle birlikte, ortak bir armoni kurmak da zorlaşıyor. Sevgi dozları, davranış farkları, kapasite sorunları, "ego" çatışmaları, çocukluktan kalma özlemler ve refleksler, müzik ortaklığında beklenmedik kakofonilere neden oluyor...
Bohçanın ikinci ucu, birincisinden daha zor çekilip konuyor yerine...
* * *
Bohçanın üçüncü ucu, geçen yıllarla birlikte hayat düzeyini geliştirme, çocuklara bir birikim platformu hazırlama falan...
Burada da çevreyle olan ilişkiler bazen öylesine aşılması Kaf Dağı'na benzeyen pürüzler yaratıyor ki...
O ucu da yerine koyayım derken, ya ikinci uç geri kaçıyor; ya birinci uçta bir bozulma oluyor...
* * *
Dördüncü uç sağlık... Aile bireylerinin tümünü birden kapsayacak bir sağlık...
Ve o dahi bazen o kadar zor ki...
Bohçanın dört ucunu bir araya getirmek için, tam birini tutarken öteki kaça; tam ötekini tutayım derken ilki kaça; iki ucu da yan yana tam güvenceye alıp, üçüncüyü de onlarla birleştireyim derken...
Bir de bakıyorsun ki zaman dolmuş...
Uçlardan biri yine açık kalmış.
Ayrıca öteki uçlar da, yavaş yavaş bozulup geriye doğru kayma hazırlığında...
—————————
Not: 14 yıl önce yazılmış bir yazı... "Şeytanın Gör Dediği"nden...

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Yargıda çok önemli bir karar
ANAYASA Mahkemesi çok önemli bir karar verdi....
Çetin ALTAN
Bohçanın dört ucu...
İnsan hayatı için derler ki, ne kadar derleyi...
Melih AŞIK
Almanya otobüsü
Almanya deyince aklımıza hâlâ kaçak gurbetçil...
Fikret BİLA
Suikastta resmi bağlantı işareti
CHP lideri Deniz Baykal, Hrant Dink suikastı ...
Güneri CIVAOĞLU
Neden Musevi lobisi?
Ermeni tasarısının ABD kongresinden geçmesini...
Sedat ERGİN
Basında bilgi kirliliğine hayır
Hrant Dink cinayetinin gerisindeki ihmaller z...
Abbas GÜÇLÜ
Dünya Mevlana Yılı
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür T...
Hurşit GÜNEŞ
Aralık ayında sanayi üretimi yavaşladı
Dün aralık ayı sanayi üretim verisi yayımland...
Sami KOHEN
Yeni Ortadoğu girişimleri
IRAK'taki kanlı olaylar ve derinleşen istikra...
Metin MÜNİR
Kâğıt uçaktan ucuzdur
Geçen aralıkta İngiliz hükümeti parlamentoya,...
Faik ÖZTRAK
2006 kamu dengeleri göründüğü kadar parlak mı?
Siz bu satırları okurken 2006 bütçe rakamları...
Hasan PULUR
28 yıl önce Abdi İpekçi...
O günleri bir daha yaşadık; Tufan Türenç ile ...
Derya SAZAK
Empatinin yitimi
Auschwitz, başkasının duygularını anlamaktan ...
Meral TAMER
6 pilot ilde kamu harcamasının röntgeni çekildi
Yalova, asayiş sorunu olmayan bir kent. Ama g...
Ece TEMELKURAN
İstinat duvarı: Antifaşist mutabakat
Zemin kayıyor. Türkiye'de siyasi ve toplumsal...
Güngör URAS
Halkbank blok olarak daha iyi fiyat ederdi
Halk Bankası özelleştirilmeli miydi, özelleşt...
M. Ali BİRAND
Ermeni tasarısını Büyükanıt etkileyebilir
Gül, Washington'da, Bush yönetiminden istediğ...

© 2006 Milliyet