Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 10 Şubat 2007 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Rüya gibi bir kış gecesi, Ankara'da...


1964'te, yani 42 yıl önce yazdığım "7. Köpek" tiyatro oyununun, Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından yeniden sahneleneceğini duyduğumda; doğrusu pek inanmamıştım.
Yıllardır ne Ankara Devlet Tiyatrosu'nun, -Bakırköy Belediyesi dışında-, ne belediye tiyatrolarının, bendenizin bir tiyatro yazarcığı da olduğumu hatırlamışlığı vardı.
* * *
Türkiye'de "yazı"ya özenli bir kalem emekçiliğinin; bataklıkta bale, yahut bahçıvanlık yapmaya benzediğini, ilk kez 23 yaşındayken bileklerime takılan kelepçelerden biliyordum.
Kutsallaştırılmış içi boş kavramlarla, birbirlerine karşı da siyaset yamyamlığı yapan ilkel saltanat düşkünlerinin; ne kadar azgın bir yazı ve yazar düşmanı olduğu; Türkçe dilinin lezzet doruklarındaki yazı kuyumcularını nasıl imha ettikleriyle ortadaydı.
* * *
"7. Köpek" gibi, beyni buzlanmış kara kalabalığa karşı, "non-konformist" bir bilimcinin simgesel dramını sahneleyen bir oyunu, Ankara Devlet Tiyatrosu'sunun yeniden değerlendirmesi...
Zordu inanmak doğrusu.
Muhsin Ertuğrul dönemleri çok uzaklarda kalmıştı.
* * *
Ama hayret... Ankara Devlet Tiyatrosu Genel Müdürü Mine Acar, "7. Köpek"in Altındağ Tiyatrosu'ndaki ilk gecesine bizi davet ediyordu.
Yıllardır başkente gittiğimiz yoktu.
Esenboğa Havaalanı'na indiğimizde, beklenmedik bir zarafetle karşılandık.
42 yıl önce yazdığım tiyatro oyununun, 80'inimdeki ilk gecesinde gönlümle beynim, Türkiye şablonunu çok aşan pırlantalı bir mutluluk sağanağına tutuldu.
Genç yönetmen Yunus Emre Bozdoğan, olağanüstü çarpıcı bir yorumla sahnelemişti kara kalabalığın, basma kalıp klişelerin dışına çıkmışlara karşı linç tiryakiliğini.
* * *
Ve daha da ilginci, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da, ilk geceyi benimle paylaşmak için gelip yanıma oturmuştu.
Şimdiye dek hiçbir tiyatro oyunumun ilk gecesinde, bir bakanla yan yana oturmamıştım.
* * *
Sahne sanatçılarının, ufuklar ötesi coşkulardan derledikleri bir özenle gerçekleştirdikleri oyunun sonunda, alkışlar arasında sahneye çıkış ve Atilla Koç'un, sevecen bir gönül dostluğuyla beni kutlaması...
* * *
Bendenizi cezaevlerinden çıkarmış olan rahmetli Cumhurbaşkanı Koramiral Fahri Korutürk ve eşi Emel Korutürk Hanımefendi'nin unutamadığım teveccühleri dışında, hiç de alışık olduğum bir tavır değildi resmi makam sahiplerinin sıcak dostluğuyla buluşmak.
80 yaşında sesimin titreyip titremediğini bilemiyorum, gözlerimin azıcık dolup dolmadığını da...
Ve oyunu izleyen dostların alkışları sürüp gidiyordu.
* * *
"Islıkçı" ve "Telefon Kimin İçin Çalıyor" adlı tiyatro oyunlarımın da ilk gecelerine, üniformalarıyla 4 orgeneral gelmiş ve son perdenin kapanışından sonraki alkışlara katılamayarak, oyunlarımı usulca protesto etmişlerdi.
Tiyatro edebiyatında hümanist ve evrensel bir kalite aranışı göstermeye çalışmak, neden bendenize sert bakışların layık görüldüğü bir suç sayılıyordu ki kendi ülkemde?
Kazara o piyesler bir daha oynansa; genç kuşak militerlerinin de bir daha izlemelerini isterdim o oyunları; bir ömrü kalemle kâğıt arasında tükettiğim ve sadece "yazı"ya layık olmaya çalıştığım için gerçekten o kadar suçlu muydum bendeniz?
* * *
Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'nün "7. Köpek" için yayımladığı broşür ise, gözlerimin inanamadığı bir düzeydeydi.
Genel Müdür Mine Acar, "davet" yazısına şöyle başlıyordu:
"Yaşamak,
bir ağaç gibi tek ve hür...
ve bir orman gibi kardeşçesine.
Üretirken; emeğini var oluşunun hamuru yapıp yoğururken, bir başına ve sancılı günler yaşar sanatçı. Söyleyeceği sözün yükü biner omuzlarına. Günlerce kıvranır, doğadan aldığına emek katıp, doğaya geri vermek, yeniden var etmek için. Kaygıyı umut ile, korkuyu aydınlığın gücü ile silkeler. Tertemiz bir aşk yeşertir yaşlı dünyanın yorgun omuzlarında. Kapkara toprakta tek bir ağaç gibi mağrur, bir o kadar mütevazı bakar dünyaya her dalından. Aydınlığı arayana ışık, güzeli arayana sevdalı bir çift göz olur sanatçı"
* * *
Broşürde Şifa Meydanal'ın titiz bir çalışmasıyla derlenmiş olan; bendenizin de 1958'deki, 1968'deki Akşam gazetelerinde, sanat dergilerinde yayımlanmış yazımlarımdan alıntılar vardı. Sonra "Büyük Gözaltı", "Viski" romanlarımdan geniş alıntılar ve değerlendirmeler...
Bizde pek rastlanmayan, şaşılacak bir özende yapılmış bir araştırma...
* * *
Yönetmen Yunus Emre Bozdoğan da, broşürdeki yazısına şöyle başlıyordu:
"Bir Güvercin Tedirginliğinde Yaşamak
Kaçmak herkesten... Anlaşılmamak... Duyulması isteneni değil, gerçeği söylemek. Beklenenden farklı davranmak. Uyumsuzlukla suçlanmak. Alışılagelmiş kurulların dışında davrandığı için, insanların homurtusunu sürekli ensesinde hissederek yürümek yolda. Bazı çıkarlara ters düşmek ve önce sevilmemek, sonra nefret edilmek. Her yerde hedef gösterilmek. Her an ne olacağını bilmeden yaşamak. Başına gelecekten habersiz, sürünün içinde ama yalnız. Dünyanın dışına kapatılmak. ('Büyük Gözaltı').
Büyümesi nefretin ve insanın gözünün dönmesi. Yükselen homurtular.
... Uzaktan bakıldığında, birlikte yapılan bir tören gibi aynı anda inip kalkan sopalar yumruklar..."
* * *
Dramaturg Server Aybar da, şöyle yazmıştı:
"Gereği düşünüldü (mü?)
Asılan zenciler!
Avlanan cadılar!
Recmedilen kadınlar!
Yakılan Yahudiler!
Faili meçhuller!
Madımak Oteli!
Öldürülen Papaz!
Linç edilen İman!
İşte hem uzak hem de yakın geçmişten; 'farklı olana düşmanlık' ve 'yok etme' örnekleri"
* * *
Oyundan sonra, Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç ile, saat gecenin 3.30'una kadar, şiir ve esprili fıkraların gökkuşaklarıyla tatlanıp ışıklanmış, sadece "İNSAN" boyutlarındaki sohbetlerine daldık.
Beyinleri buzlanmaya uğramamış dostlar da bizimleydi.
* * *
Sanki eski Şükran Lokantası, Karpiç ve Süreyya gecelerinden minicik bir yıldız kayıp gelmişti, artık iyice yadırgadığım Ankara'nın rüyalı gecesine...
Acaba, dedim, saçma sapan çatışmaların bazı forsaları da; kendi gönül göllerinde, fark edemediğimiz bazı tılsımlı kuğulara mı sahipler?
Galiba öyleydi...
* * *
Atilla Koç'a da, Mine Acar'a da, gösterdikleri damıtılmış dostluklardan ötürü teşekkür eder; yönetmen Yunus Emre ile sahnelerin canım ciğerim sanatçılarını, görünmez olsam dahi titreşimlerinin sürmesini dilediğim bir hayranlıkla kucaklarım.

c.altan@prizma.net.tr








Taha AKYOL
Amerika'da Ermeni tasarısı
SİYASİ şartlar Ermeni diasporasının lehine! E...
Çetin ALTAN
Rüya gibi bir kış gecesi, Ankara'da...
1964'te, yani 42 yıl önce yazdığım "7. Köpek"...
Melih AŞIK
Karışık konular
Bugüne dek hiçbir cinayet ve sonrasında olup ...
Fikret BİLA
Harakiri yapılmalı
CHP lideri Deniz Baykal, önceki akşam gazetec...
Güneri CIVAOĞLU
Sinema ve Çankaya
Başbakan R. T. Erdoğan, Antalya Film Festival...
Can Dündar
2 liralık hayatlar
Günlerdir 2 demir lirayı elimde çevirip duru...
Sedat ERGİN
Basında bilgi kirliliğine hayır
Hrant Dink cinayetinin gerisindeki ihmaller z...
Abbas GÜÇLÜ
Çankaya toplantıları
Çankaya Sanat ve Kültür Vakfı, Türkiye Sorunl...
Semih İDİZ
Abdullah Gül'ün yerinde olsaydım ne derdim?
Önceki gün kendimi Dışişleri Bakanı Abdullah ...
Metin MÜNİR
Gıbrız elden giddi be gardaş!
Kıbrıs elden gidiyor diyenler haklıdır. Kıbrı...
Hasan PULUR
Sucuklu, pastırmalı, yumurtalı devlet!
BİR "derin devlet" lafıdır gidiyor.
Derya SAZAK
Empatinin yitimi (2)
Freud'un bir sözünü hatırlatarak "Empatinin Y...
Meral TAMER
Türkiye'nin önüne konan ABD havuçları!
Önceki gün Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi DEİ...
Yaman TÖRÜNER
Siyaset ve belediyeler neden başaramadı? (2)
Son yirmi yılda, Türkiye'de çok şey değişti. ...
Güngör URAS
Önemli olan paranın nereye gittiği
Bütçe bir yıl içinde hükümetin nerelerden ve ...
M. Ali BİRAND
Nuri Gündeş'e teşekkür ederiz
MİT'in eski İstanbul Bölge Müdürü Nuri Gündeş...

© 2006 Milliyet