|
 |
|
|
Empatinin yitimi (2)
Freud'un bir sözünü hatırlatarak "Empatinin Yitimi" (x) üzerine düşünmeye kaldığımız yerden devam edelim:
"İnsan sadece birinden hoşlanmadığı için onu öldürmeyeceğini öğrenmek zorundadır. Ahlak böyle başlar."
Vicdan ve suç uygar toplumda bir arada yaşamanın temellerini oluşturur.
Alman psikanalist Arno Gruen, çocukluk döneminde bastırılmış duyguların sonradan şiddeti nasıl körüklediğini inceler. Kendi acımız ve bir başkasının acısı karşısında duyarsızlaştıkça, 'empati' kayboluyor. Sevginin yerini nefret alıyor.
Şiddeti görmezden gelmekle, onu destekliyoruz. Empatinin bastırılmasıyla şiddet ve yıkımı meşrulaştıran bir bilinç gelişiyor.
Arno Gruen kendi hastaları üzerinde gözlediği bu tespitlerin topluma yansımasını ve yaratılan 'düşmanlıkları' şöyle anlatıyor:
"Çoğu insan farazi duygularla gerçek duygular arasındaki uyuşmazlığın farkında değildir. İnsan barıştan yana olduğuna inanıp barış için savaşmak üzere savaşa katılabilir. Burada eylemle niyet örtüşmez. Ama çoğu insan bunu göremez. Kimliklerini daha güçlü biriyle özdeşleşmeye dayandırırlar, çünkü bu onları yaralı kendilikleriyle yüzleşmekten korur, onlara dış düşmanlar sağlar. Böylece nefret ve saldırganlığın hedefi dışa yönelir. Kendi içimizdeki düşmanı aramak yerine farklı görünen, farklı davranan insanlarda 'dışarıdaki' düşmanı ararız."
Kimdir bu düşman?
Yazar, Henry Miller'dan bir alıntı yaparak bu sorunun psikolojik çözümlemesini şöyle açıklıyor:
"Evet, kimdir düşman? Korkunç bir canavardır mutlaka, yoksa onun yüzünden savaş alanlarına çıkmazdık. Düşmanlara, kendilik nefretimizin hedef taşı olarak ihtiyaç duyarız. Anne-babalarımızın bizde aşağıladıkları veya reddettikleri şeyler için cezalandırmak üzere düşmanlar ararız.
İnsan başkalarını cezalandırabildiği, aşağılayabildiği hatta yok edebildiği sürece kendi kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz. Zaten yüzleştiği an kendi kurban durumunda oluşuyla göz göze gelecektir."
Hrant Dink cinayeti sonunda "Empatiden korkmayalım" diye yazanlar, milliyetçiliği toptan suçlamak yerine, 'Ogün'leri, Hayal'leri yaratan' ortamların da anlaşılmasını ve o çocukların içinden 'sempati' duyabileceklerimizin çıkabileceğini savunuyorlar.
Kuşkusuz birbirimizi daha iyi anlayabileceğimiz bir toplumsal terapiye ihtiyaç duyuyoruz. Stadyumlarda bir katil zanlısı için açılan destek pankartları da buna ne denli ihtiyacımız olduğunun kanıtı. Bu travmadan çıkmaz zorundayız. Bunun için de sevgiye dayalı bir duygudaşlığı güçlendirmek gerekecek.
Hrant Dink cinayeti sonrası tartışmalar, empatinin yitimini önlemek ve kayıtsızlık politikasına son vermek için bir çıkış yolu bulmamıza yardımcı olabilir.
x Çitlembik Yayınları.
dsazak@milliyet.com.tr
|
|
|

|