|
'Hukuksuz devlet' teneşirinde sallanan 'çağdaşlık' beşiği
Son yüzyılın içinde yaşanan toplumsal "etkiler ve tepkiler" çalkantısının grafiği; ortaçağ damgalı "Hazine'den geçinmeli kesim, eşittir kutsal devlet" oligarşisinin duvarına tosladığı için; Türkiye'deki politik tartışmalar, gerzeklerle uyurgezerlerin müziksiz danslarına benziyor.
Ve devletin kendini koruma refleksi de, çıplak hayattan geçinen halk yığınlarını pas geçen, "Hazine'den geçinmeli kesimin kendi çıkarlarını koruma" despotizmine dönüşüyor.
Can Dündar'ın, NTV'de "Neden" programındaki "derin devlet" tartışmalarını, bir kez daha izlediğimde, hep aynı yangınlı yılan dolanıyor içimde:
- Bre biz nerede yaşıyoruz?
* * *
Askeri darbelerin idam sehpalarında sallanan beyaz yaftalı ve özel mahkemeli suçluları; öyle bir etki yarattı ki, tepkisi politik tartışma ve çatışmaların yoğunlaşmasına neden oldu ekranlarda.
Tıpkı vaktiyle yoksullukla laikliği birleştirmeye kalkma zorlamasının; "cami" parfümlü siyasal tepkileri yaygınlaştırması gibi...
Son yüzyıldaki etkiler ve tepkiler grafiği...
* * *
Ne İttihatçılar farkındaydı, doğadaki "etkiler ve tepkiler" diyalektiğinin; ne Cumhuriyetçiler; ne sayıları 52'ye çıkıveren siyasal partilerin liderleriyle kadroları...
* * *
"Kodum mu oturturum" inancıyla da, ne su baskınları engellenebiliyordu, ne Irak'ta bir Kürt devletinin kurulma gelişmesi, ne Güney Kıbrıs Rum Devleti'nin AB üyesi olması, ne de ABD Temsilciler Meclisi'nde Ermeni tasarısına sahip çıkılması...
* * *
Neden acaba diye hiç düşünüldü mü?
"Oligarşik kutsal devlet", "düşün düşün boktur işin"le "emir demiri keser"e inanır.
Nereye kadar?
21. yüzyıl çarkının iri dişlileri arasına iyice girilinceye kadar.
* * *
Bir pazar sabahı, yerçekimi yasası gibi, etki-tepki diyalektiğinin engellenemezliğinden söz açmak, gerçekten sıkıcı oluyor.
Nasıl olsa Türkiye'nin nereye gittiğini yaşayanlar görecek.
* * *
Akıntılarla sürüklenmekten kaygılananlar varsa, "zekâ nedir", "kurnazlık nedir", "akıl nedir"in tanımlamalarını yapmaya özen göstersinler ve doğada "kurnazlık" olup olmadığını merak etsinler.
Şayet doğada kurnazlık yoksa ve kendileri de kurnazlıklarına güveniyorlarsa; beklenmedik zorluklarla karşılaşabilirler.
* * *
Unutmamalı ki açık deniz kaptanları; kabaran okyanus dalgalarına karşı; "Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda, yolcularımızın gücü her zorluğun üstesinden gelmeye kadirdir" türü bir politikacı kurnazlığını yeğleseler, gemilerini batmaktan kurtaramazlardı.
* * *
Şimdi gelelim "politikacı" ile "politika"nın eğlenceli tariflerine...
Politikacıların çoğu bir bina yıkıcısı, azı bir bina yapıcısıdır; mimar ise hiç yoktur aralarında.
* * *
Politikacıların özel bir durumu vardır. İnandıkları ilkeleri sayesinde iktidara gelirler ve yine o ilkelerin özelliği yüzünden, uygulanmalarını gerçekleştiremezler.
* * *
Bazı politikacıların adı, tüm ağızlarda dolaştığı sırada kendileri, iyice tanınmaz olmaya başlar.
* * *
Politikada, tavırlarını zamanında değiştiremeyene vurulur "hain" damgası.
* * *
Politikanın devlet adamlarına olan gereksinmesi; takvimlerin gökbilimcilere olan gereksinmesi kadardır.
* * *
Politika öylesine bir poker oyunudur ki, kartlar taşrada dağıtılır ve gerçek oyun başkentlerde başlar.
* * *
Politika öylesine bir oyundur ki, ne kadar hata yaparsan yap; yine yapılmayı bekleyen bir yığın hata kalır.
* * *
Politika, binlerce insanın ucundaki sineği yukarı çekerken, düşürmemeye çalıştığı bir çıkrığa benzer.
* * *
Politika, meteorolojinin bir bölümü gibidir. Biliyorsunuz meteoroloji hava akımları bilimidir.
* * *
Politika, halkı kendi çıkarına kullanırken; halkı, kendisine hizmet edildiğine inandırma sanatıdır.
* * *
Politika, zenginlerden para, yoksullardan da oy toplama sanatıdır ki; her iki tarafa da kendilerinin, ötedeki taraftan korunacağı gerekçesiyle sürdürülür.
* * *
Politika; insanların, kendilerini ilgilendiren konulara karışmalarını engelleme sanatıdır.
* * *
Politika, vaat edip tutmama ve yine de koltuklarda oturabilme sanatıdır.
* * *
Politikada bilgelik, sorulara yanıt vermemek; maharet ise, sorulmasına olanak bırakmamaktır.
* * *
Ne söyleyeceğini bilmeden konuşacak kişi, ne söylediğini bilmeden konuşarak, ne söylediğini bilmeden sözlerini bitirdiğinde, olgun bir politikacı sayılır.
* * *
Yazının başlangıçtaki, titiz de olsa, kaygılı sıkıcılığını bilmem biraz olsun dengeleyebildik mi?
Suat Taşer'den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Olmalı
Yâr güzel olmalı
Olunca civelek olmalı
Bahar olmalı bahar
Baharda akşam olmalı
Bir pencere olmalı
Denize karşı
Ve her şeyden evvel insan
Âşık olmalı
Pişman değil
Perişan değil
Ümitsiz de değil
Âşık dediğin
Sabırlı olmalı
c.altan@prizma.net.tr
|
|